Thesauros Mitoloji Ker-Keres

Ker-Keres

Ker-Keres

Gece’nin çocukları Keres, insanın kaçınılmaz ecelidir. Kaderin ipliğini kesen bu kara tanrıçalar, terazi başında Akhilleus ve Hektor’un sonunu belirler.

Hesiodos, *Theogonia*’sında (211 vd.) geceyi, herhangi bir üst otoriteye veya erke boyun eğmeksizin, kendi içsel karanlığından Moros, Thanatos ve kara Ker’i doğuran otonom bir yaratıcı olarak kurgular. Bu mitik anlatıda Ker, düzenin dayattığı sınırlara çarpan o tekinsiz çoğulluğu temsil eder; zira çok geçmeden metinlerde Moira’larınyani kaderi büken o mutlak otoriteninbelirleyiciliğiyle iç içe geçerek kişiliğini yitirir.

Homeros’un destanlarında Ker, hem bir durumun ağırlığı hem de kaçınılmaz bir sonun faili olarak üç katmanlı bir varlık kazanır. Bir yanda "kara, uğursuz" sıfatlarıyla bir felaket habercisi olarak dilin içinde dolaşır; diğer yanda ise *İlyada*’nın (XVIII, 535) kanla kızıla boyanmış elbisesiyle savaş alanında boy gösteren, erlerin yaşam ipliğini kaba bir şiddetle koparan dişil bir infazcı figürüne bürünür. Bu figür, bazen tekil bir tanrıça, bazen de sürü halinde hareket eden kara bir kalabalıktır (XI, 338). İster tekil ister çoğul olsun, Ker artık kişinin ve ulusların üzerinde sallanan bir kılıçtır; Akhilleus’un önüne konulan o iki uçlu seçim de aslında otoritenin sunduğu sınırlı bir "seçme özgürlüğü" yanılsamasından başka bir şey değildir.

Ker’in varlığı, tanrıların gökyüzüne astığı o altın terazide, mutlak bir iktidar gösterisine dönüşür. Zeus, Hektor ve Akhilleus’un yaşamlarını kefelere koyduğunda, aradaki dramatik çekişme sadece bir "ecel" hesabından ibaret değildir; bu, tanrısal bir hiyerarşinin son sözünü söylemesidir. Hektor’un kaderi ağır basıp Hades’in derinliğine yuvarlandığında, Apollon’un geri çekilmesiyle teyit edilen şey, bireyin eylemlerinin, iktidarın hükmüyle önceden belirlenmiş bir sona (Ker’e) boyun eğmekten başka yolu olmadığı gerçeğidir.

Klasik çağın ilerleyen demlerinde ise Ker, özgün varlığını yitirip sistemin denetimindeki Moira’lar ve Erinys’ler ağına hapsolur; düzeni bozan, kirleten bir unsur olarak kodlanır. Nihayetinde halk inanışında, ölülerin ruhlarıyla bir tutulup Anthesteria bayramlarındaki kurban ayinleriyle yatıştırılmaya çalışılan bir "öteki"ye, sisteme eklemlenmiş bir korku nesnesine indirgenir.
Silenos
Gelin şöyle, yaklaşın biraz… Şu ağacın gölgesi serin, toprak da yumuşak. Dinleyin bakalım, size karanlık bir köşeden, Gece’nin kendi elleriyle dokuduğu o gizemli gölgelerden, yani Ker’lerden bahsedeyim.

İhtiyar dediğin sadece şarap içip uyumaz, biraz da dünyayı çekip çeviren o görünmez ipleri hatırlar. Şimdi, her şeyin başladığı o kadim zamanları düşünün; ışığın henüz dünyayı tam aydınlatmadığı, Gece’nin yalnız başına hüküm sürdüğü vakitler. O vakitlerde Gece, yanında kimsecikler yokken, karanlığın bağrından bazı çocuklar doğurdu. Moros, Thanatos ve kara Ker… İşte bu Ker, bazen tek bir isim, bazen de sürü sürü dolaşan bir felaket rüzgarı gibidir.

O eski savaş meydanlarını, Akhilleus’un öfkesini hatırlar mısınız? İlyada’da anlatırlar; bir Ker vardır, savaşın toz dumanı içinde dolanır. Üstünde erlerin kanıyla kızıla boyanmış bir elbise, ayağında ise sürüklendiği yerden kopup gelenlerin izleri... Kimini tam savaşın ortasında yakalar, kimini ise hiç yarası beresi yokken kucağına alır. Hani bazen birinin "kötü kaderi" dersiniz ya, işte onlar Ker’lerdir.

Ama durun, sadece bir tane sanmayın! Onlar bazen çoğalır, sanki bir gökyüzü sakini ordusu gibi üzerimize üşüşürler. Hani şu bizim kader dediğimiz, Moira’ların o incecik iplikleri var ya; işte Ker’ler o ipliği tutan eller gibidir. Bir insanın, hatta koca bir ulusun bile sonunu onlar belirler.

Hatırlayın; Akhilleus ile Hektor’un o meşhur karşılaşmasını. Zeus, hani o gökyüzünün yüce kralı, altın bir terazi kurdu. Bir kefeye Akhilleus’un sonunu, diğerine Hektor’un ecelini koydu. Terazi öyle bir indi ki, Hektor’un kefesi ağır bastı ve doğruca Hades’in kapılarına doğru yuvarlandı. O an, Apollon bile gelse, Zeus’un bile eli titrese o kader değişmez; çünkü Ker gelip kapıyı çaldığında, geri dönüşü olmayan bir yola girilmiştir artık.

Zamanla bu Ker’ler, Moira’ların gölgesinde biraz değişti, biraz başkalaştı. Kimi zaman güzel olan her şeyi kirleten, bazen Harpya’lar gibi kanat çırpan kötü bir rüzgara dönüştüler. İnsanlar onlardan öyle korktular ki, Anthesteria günlerinde, o tuhaf şenliklerde, "uzak durun bizden" diye dualar edip kurbanlar adadılar.

İşte böyledir evlatlar; kader bazen bir altın terazidir, bazen de bir elbiseyle savaş meydanında gezen kara bir gölge. Ama korkmayın; yaşlı Silenos buradayken, sadece bu masalları dinlemekle kalırsınız, değil mi? Şimdi, gözlerinizi kapatın ve rüzgarın o eski şarkısını dinleyin; kim bilir, belki o seste Ker’lerin kanat çırpışlarını duyarsınız…

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi