Bir varmış, bir yokmuş. Eski zamanlarda, yüksek surların arkasında, güzel Troya şehrinde yaşayan bir prenses varmış. Adı Kassandra. Hekabe ve Priamos'un kızı olan bu genç kız, diğer prenseslerden biraz farklıymış. Gözleri sanki dünyanın ötesini, yarın olacakları görürmüş.
Kassandra’nın bu özel gücü nasıl kazandığına dair eski masallar anlatılır. Bir gün küçükken, bir tapınağın bahçesinde uyuyakalmış. O uyurken, parlak bir ışık saçan gökyüzü dostumuzun yılanları gelip onun gözlerini ve kulaklarını yalamış. O andan sonra Kassandra, kimsenin fark etmediği gizli sesleri duymaya, gelmemiş günlerin resimlerini görmeye başlamış. Ama bazıları da şöyle der: Gökyüzü dostumuz ona bir hediye vermiş, ancak Kassandra bir sözünü tutmayınca bu hediyeyi biraz karıştırmış. "Tamam," demiş, "gör bakalım her şeyi, ama ne söylersen söyle, insanlar sana asla inanmasın!"
İşte bütün hüzün de burada başlamış. Kassandra, şehrin başına gelecek felaketleri önceden görüyor, heyecanla koşup, "Yapmayın! Bu büyük tahta atı içeri almayın, o bir tuzak!" diye haykırıyormuş. Ama insanlar ona bakıp sadece gülüyor, "Zavallı Kassandra yine hayal görüyor," diyorlarmış.
O, büyük savaşın geleceğini, Akhilleus'un öfkesini ve şehrinin nasıl dumanlara karışacağını daha kimse inanmazken biliyormuş. Söylemekten hiç vazgeçmemiş, kalbi hep bir buruklukla çarpıyormuş. Troya düştükten sonra, başka bir kral olan Agamemnon onu uzak bir diyara, Mykene'ye götürmüş. Orada sarayın kapısında durduğunda, kendi sonunun yaklaştığını, o büyük sarayda onu karanlık günlerin beklediğini yine görmüş.
Kassandra, bir şeyleri bilmenin bazen bir yük olduğunu bilen, hüzünlü ama çok cesur bir yürekmiş. O, insanların duymak istemedikleri gerçekleri söylemekten korkmayan, ama kaderin oyununa karşı çaresiz kalan bir yolcuymuş. Bizim kadehlerimizdeki tatlı neşenin aksine, onun hayatı biraz acı bir şerbet gibiymiş. Yine de bugün bile, rüzgar ne zaman Troya surlarından geçse, onun hiç duyulmayan o uyarılarını fısıldar durur.
Hadi şimdi yavaşça gözlerini kapat, belki sen rüyanda yarın olacak güzel şeyleri görürsün, hem de kimsenin seni susturmasına gerek kalmadan!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kralların, sarayların ve o ışıltılı zırhların ardındaki tozlu ve kırık hakikati anlatayım. Tarih, kazananların kaleminden dökülürken, bazı sesler o sayfaların arasına sıkışıp kalır. İşte Kassandra da o sesi susturulmaya çalışılanlardan biriydi.
Kassandra, Troya kralı Priamos’un kızıydı. Ama onun hikayesi bir prenseslik masalı değil, büyüklerin hırsına kurban giden bir zihnin trajedisidir. Efsaneler der ki; Kassandra bir gece yılanların dokunuşuyla gizemli bir görüş gücü kazandı. Ama Gökyüzü sakinleri, yani o kibre bulanmış Güçlüler, insanların gerçeği görmesinden her zaman korktular. Bir başka fısıltıya göre ise, Apollon ona bir hediye vermişti ama Kassandra onun buyruğuna boyun eğmeyince, bu hediyeyi bir lanete çevirdi: "Gör ama kimseye inandıramasın, bil ama susturulasın."
Kassandra, Troya'nın surlarına dayanan o tahta atın bir ölümcül tuzak olduğunu haykırdığında, krallar onu dinlemedi. Neden mi? Çünkü otorite, kendi bildiği yoldan sapmayı zayıflık sayar. Kassandra sadece bir kadın veya bir prenses değil; aslında geleceği gören bir bilinçti. Ama sistem, yani o kör edici saray düzeni, onun doğrularına ihtiyaç duyduğunu asla kabul etmedi. Onu bir piyon, bir 'deli' olarak kodladılar. Tıpkı bugün de bazılarının hakikati söylediğinde görmezden gelinmesi gibi.
Troya yıkılırken, o Athena’nın tapınağına sığındı. Güçlülerin oyununda her zaman bir "sığınak" vardır sanırız, ama sistemin pençesi o tapınağa kadar uzandı. Aias onu oradan çekip aldığında, sadece bir kızı değil, bir bilinci de sürüklemiş oldu. Sonra Agamemnon onu bir ödül gibi aldı ve Mykene’ye götürdü. Agamemnon’u tanırsın, hırsları yüzünden ordularını birbirine kırdıran o 'büyük' kral... Kassandra kendi sonunu, kralın sonunu ve Klytaimestra’nın elindeki o soğuk bıçağı önceden gördü. Haykırdı, ağladı, yalvardı...
Ne oldu biliyor musun? Hiçbir şey. Çünkü kibrin krallığı, gerçeğin fısıltısından daha yüksek sesle çınlar. Kassandra, bilicilik yetisinin aslında bir pranga olduğunu anladığında, bilgece bir hüzne büründü. Bazen biraz şarap içip evrenin bu gülünç döngüsüne gülümsemek isterdim, ama Kassandra’nın acısı çok derindi evlat.
Hatırla; otorite sahipleri senin de ne görmeni isterse, sadece onu göstermeye çalışırlar. Gerçeği arayanlar, bazen Kassandra gibi kimsesiz kalırlar ama şunu asla unutma: Sessizlerin sesi, tarihin tozlu sayfalarında bile olsa, her zaman yankılanmaya devam eder.