Thesauros Mitoloji Karkabos

Karkabos

Karkabos

Zalim babası Triopas’ı öldürüp sürgüne giden Karkabos, Troas’ta Zeleia şehrini kurmuştur. Pandaros’un atası olan bu figür, acı dolu bir sürgündür.

Kuzey Yunanistan’ın Trakya ve Makedonya coğrafyasında hüküm süren Triopas, iktidarın mutlak bir keyfiyetle harmanlandığı o kadim tahakküm biçimini temsil ediyordu. Karkabos, babasının bir zorba olarak kurduğu bu iktidar yapısının yarattığı boğucu atmosferde, kendi varlığını özgür kılmak için o köhne otoriteyi kendi elleriyle sonlandırmak zorunda kaldı. Hükmedenin elindeki gücün, altında ezilenin vicdanında yarattığı kaçınılmaz kırılma, onu doğup büyüdüğü topraklardan sürgün etmeye itti.

Suçunun ağırlığından arınma arayışıyla Troas bölgesine, kral Tros’un himayesine sığındı. Burada, ona bahşedilen topraklarda yeni bir düzen kurma yetkisini eline aldı; Zeleia şehri, Karkabos’un kendi iradesiyle filizlendi. Erdek’in güneyinde, bugün Sarıköy olarak anılan o coğrafyada, bir zamanlar hüküm sürenin gölgesinden kaçarak kendine ait bir alan açtı. Kurduğu bu düzen, daha sonra Troya savaşında kaderine boyun eğmeyenlerin safında yer alacak olan Pandaros’un soyuna zemin hazırladı; böylece baba katili bir sürgünden, destansı bir direnişin köklerine giden yol inşa edilmiş oldu.
Silenos
Gelin bakalım küçük dostlarım, yaklaşın hele… Şu taşın üzerine ilişin de anlatayım size. Bakmayın benim yaşlılığıma, dünya kurulduğundan beri neler gördüm neler. Bugün size, tozlu parşömenlerde ismi pek geçmeyen ama kaderin iplerini sıkı tutmuş bir adamdan, Karkabos’tan bahsedeceğim.

Zamanın birinde, kuzeyin soğuk rüzgarlarının eksik olmadığı Trakya topraklarında Triopas adında bir hükümdar yaşarmış. Triopas dediğin, kalbi taştan, vicdanı ise kış ayazı gibi dondurucu bir adammış. Halkı onun zalimliği altında ezilirken, oğlu Karkabos her gün biraz daha solarmış. Karkabos, babasının yaptıklarını gördükçe içindeki o saf nehrin bulandığını hissederdi. Bir gün, omuzlarında koca bir yükle, babasının krallığına bir son verdi. Evet, evet... Yanlış duymadınız. Bir evlat için babasının sonunu hazırlamak, gökyüzü sakinlerinin bile yüreğini burkan, ağır bir karardır.

Karkabos, o ağır vicdan yüküyle yollara düştü. Bir yanıyla suçluluk, bir yanıyla özgürlük rüzgarları eşliğinde güneye, Troas topraklarına kadar uzandı. Orada, hikayesi altın harflerle yazılan Kral Tros ile karşılaştı. Tros, bu yaralı adamın gözlerindeki hüznü gördü ve ona toprak verdi. Karkabos da bu topraklara, Zeleia adında güzeller güzeli bir şehir kurdu. Bugün o şehrin olduğu yerlerdeki ağaçlar, eğer kulak verirseniz Karkabos’un adını fısıldar size.

İşin en güzel yanı ne biliyor musunuz? Bu adamın kanı, cesaretle yoğrulmuştur. Karkabos, o meşhur Troya Savaşı’nda surları savunan, attığı her okla havayı bir ıslık gibi ikiye bölen meşhur Pandaros’un atasıdır. Hani şu Kirke’nin ya da tanrıların oyunlarına rağmen, kendi bildiğinden şaşmayan o yiğit var ya? İşte o, Karkabos’un soyundan geliyordu.

Demem o ki çocuklar; bazen bir insan bir şehri kurar, ama asıl kurduğu şey bir destanın başlangıcıdır. Şimdi, şu kadehimdeki son damlayı toprağa bırakalım da, Karkabos’un ruhu ve o kadim topraklar huzur bulsun. Ne demişler; bir insanın kaderi, attığı ilk adımla değil, o adımdan sonra geçtiği yolların nereye çıktığıyla belirlenir. Hadi bakalım, başka masallarda görüşmek üzere, gözlerinizden öperim.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi