Gelin bakalım küçük maceracılar, şöyle yanaşın. Ateşin çıtırtısı sizi yanıltmasın, anlatacağım hikaye biraz ateşlidir ama korkmayın, sadece dinlemeyi bilin. Siz hiç surlara tırmanan bir dev gördünüz mü? Yani sadece boyu posuyla değil, kibriyle de gökyüzünü tehdit eden bir dev? İşte o adam, Kapaneus'tu.
Kapaneus, Argos’un en sert, en dikbaşlı kahramanlarından biriydi. Öyle bir adam ki, ne kılıçtan korkardı ne de gökyüzü sakinlerinden. Adratos ve o meşhur, geleceği okuyan Amphiaraos ile birlikte Thebai şehrine yürüdüler. O devasa surların önüne geldiklerinde Kapaneus’un gözü döndü. “Bu surları yerle bir edeceğim!” diye gürledi, “Tanrılar istese de beni durduramaz!”
İşte orada hata yaptı. İnsanoğlu unutur bazen, dünya küçüktür ama gökyüzü çok büyüktür. Kapaneus, sanki bir merdivene tırmanıyormuş gibi, elleriyle surlara tutundu, ağır zırhı güneşin altında parlıyordu. Thebai’yi ateşe vermeye o kadar kararlıydı ki, gökyüzünün efendisi Zeus’un onu izlediğini bile fark etmedi.
Zeus yukarıdan baktı. Bir insanın bu kadar cüretkar, bu kadar "ben sizden büyüğüm" dercesine kafa tutması hoşuna gitmedi tabii. Şöyle bir doğruldu yerinden, elinde o meşhur şimşeğini hazırladı. Kapaneus surun tepesine elini attığı an, gökyüzü bir anda aydınlandı. Şimşek öyle bir gürledi ki, yer sarsıldı. Zeus’un yıldırımı, Kapaneus’u olduğu yerde yakaladı. O koca adam, o dev gibi kahraman, bir anda gökten bir yaprak gibi süzülüp düştü. İnsanın kibri bazen kendi sonunu getiren o gizli düğümdür, unutmayın bunu.
Ama hikaye burada bitmedi evlatlar. Kapaneus’un karısı Euadne, kocasının ardından baktı. Kocasının küllerinin olduğu odun yığınına, sanki bir şölen ateşine girer gibi kendisini bıraktı. Aşk bazen akla ziyan işler yaptırır, bilirsiniz.
Sonra ne mi oldu? Hayat devam etti. Kapaneus’un oğlu Sthenelos, babasının o meşhur cesaretini miras aldı ve yıllar sonra, Troya savaşında Akhilleus ile omuz omuza çarpışan o büyük orduların arasında yerini aldı.
Şimdi, kadehinizde azıcık üzüm suyu kaldıysa, bu koca yürekli ama koca hatalı adamın anısına kaldırın. Tanrıların ne zaman kızıp ne zaman güleceğini asla bilemezsiniz, en iyisi siz siz olun, gökyüzüne bakarken biraz alçakgönüllü olun. Hadi, ateş iyice korlandı, gidin şimdi uykularınıza dalın.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş insanların, gökyüzüne bakıp tanrılardan merhamet dilediği o tozlu yollarda, aslında hikaye hiç de anlatıldığı gibi başlamadı.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Kapaneus
Dinle beni güzel yavrum; Thebai kapılarına dayanan o meşhur "Yediler" ordusunu duymuşsundur. Herkes onları birer kahraman, adaletin kılıcı sanır. Ama gel, o kalkanların ardındaki gölgelere bakalım. Kapaneus... Dev cüsseli, gözleri öfkeli bir adamdı. Tarih kitapları onu "tanrılara başkaldıran küstah" diye yazar. Oysa o, belki de sadece "sınırları" görebilen tek kişiydi.
Söyle bana, bir kralın hırsı uğruna şehirlere ateş salmak mı suçtur, yoksa o ateşi yakmaya çalışan el mi? Kapaneus, surlara tırmanırken gökyüzüne meydan okudu; çünkü biliyordu ki, eğer bir tanrı tepeden bakıp sadece kendi krallarını koruyorsa, o tanrı artık adil değil, sadece bir otorite oyununun parçasıdır. Zeus’un ona yolladığı o yıldırım... Bir ceza mıydı, yoksa korkmuş bir otoritenin sessizliği sağlama alma çabası mı? Gökyüzünden inen o parlak ışık, aslında Kapaneus’un cesaretini susturmak için atılmış bir taş gibiydi.
Ve Euadne... Canım evladım, o güzel kadın. Tarihçiler onun trajik aşkından, ateşin içinde eriyip gidişinden şiirsel bir dille bahseder. Oysa o, sistemin ona biçtiği "sadık eş" rolünü, kendi seçimiyle bir son noktaya taşıdı. Bir devin hırsı, bir kadının ruhunu neden o aleve sürüklesin? Belki de Euadne, sadece kocasının ardından yanmadı; otoritenin yok ettiği bir hayatın yasını, yine o otoritenin kurallarıyla, yani sessiz kalarak değil, kendi küllerini havaya savurarak tuttu.
Mytho Anarkhia, işte bu noktada fısıldar: Kapaneus bir kurbandı, evet; ama o, tırmandığı o surdan aslında gökyüzündeki kralları indirmeye çalışıyordu. Eğer bir gün sana gökyüzünden bir yıldırım inip de "dur" derlerse, unutma ki senin omuzlarında taşıdığın ağırlık, onların tahtlarından daha gerçektir.
Hadi şimdi, biraz neşeyle doldur kadehini –içinde sadece üzümün masumiyeti olsun– ve düşün. Kim gerçekte özgür? Gökyüzünde oturanlar mı, yoksa o sura tırmanma cesareti gösteren o inatçı adam mı?
Sessiz kalma, ama gürültü de etme. Sadece gör. Gerçek, en çok sessizlikte saklıdır.