Thesauros Mitoloji Kalypso

Kalypso

Kalypso

Ogygie adasında yaşayan, Odysseus’u tutkuyla seven gizemli Nymphe. "Saklayan" tanrıça, sevdiğine kıyamayıp onu yurduna uğurlayan anaerkil bir figürdür.

Odysseia’nın en tekinsiz çekiciliğine sahip karakteri Kalypso, adının kökenindeki "saklayan, gizleyen" anlamına gelen *kalyptein* fiiliyle, tanımlanamaz bir muammayı temsil eder. O, Odysseus’u eşi Penelope’den dahi kıskanacak kadar sahiplenen, hem "yüce tanrıça" hem de bir nymphe olarak konumlanan, kökeni belirsiz bir figürdür; Atlas’ın kızı mıdır, Helios’un soyundan mı gelir bilinmez ancak varlığıyla her türlü soy ağacı tartışmasını anlamsız kılar. Nausikaa veya Andromakhe gibi mitolojinin unutulmaz kadınları arasında, otoritenin kıyısında duran bir figürdür.

Destan, onu Odysseus’u kendi ıssız mağarasına hapseden, tutkusuyla erkeği iradesi dışında tutan bir güç olarak tanıtır. Bir yanda Odysseus’un yurduna, yani yerleşik düzene dönme arzusuyla gözyaşlarına boğulduğu, diğer yanda Kalypso’nun onu bu "tatlı" esaretin içinde tutma inadı vardır. Erkek, kendi yurdundan koparılmış, tanrısal bir ihtirasın nesnesine dönüşmüştür.

Tanrıların hükümranlığı, Hermes aracılığıyla Ogygie adasına ulaştığında, düzenin bekçileri bu aykırı özgürlüğe müdahale ederler. Zeus’un buyruğuyla sarsılan Kalypso, ilahi hiyerarşinin kendi arzusu üzerindeki tahakkümüne haklı bir öfke kusar. Yine de sistemin dayattığı zorunluluk karşısında, sevgilisini adeta bir "uygarlaştırma" ritüeliyle, yıkayıp giydirerek, şarabı ve azığıyla gönderir. Bu uğurlama, sistemin boyun eğdiği bir teslimiyetten ziyade, kendi iradesinin dışındaki güçlerin dayattığı bir kopuştur.

Kalypso’nun hikayesi, Olympos’un merkeziyetçi ve erkek egemen düzeninden uzakta, adada kurulan o özerk, anaerkil dünyanın bir parçasıdır. Ogygie’nin, Fenikelilerin "saklı liman" dediği *Maleth* ile özdeşleştirilmesi, onun Olympos’un otoritesine karşı bir alternatif, bir sınır boyu tanrıçası olduğunu fısıldar. Tıpkı Kirke gibi, Odysseus’un macerasında erkek egemen düzene sığmayan bir güç odağıdır; Kybele benzeri o kadim ve dirençli yapısıyla, Olympos’un tahakkümüne boyun eğmeyen, ancak sistemin çarkları arasında nihayetinde yalıtılan bir başkaldırının izlerini taşır.
Silenos
Gelin yamacıma, şöyle biraz yerleşin bakalım. Ateşin çıtırtısı size de huzur veriyor mu? Bugün size, adının hakkını veren, biraz gizemli, biraz da hüzünlü bir kadından bahsedeceğim. Kalypso’dan… İsminin kökü "saklamak" demek; sanki dünyanın tüm dertlerinden uzak, uçsuz bucaksız denizlerin ortasında bir yerleri saklıyormuş gibi.

Bazıları onun gökyüzü sakinlerinin en yücesinden, en soylusundan geldiğini söyler; bazıları ise güneşin efendisi Helios’un kızı olduğunu fısıldar. Kimin nesi olduğu çok da önemli değil, o sadece Kalypso. Öyle gerçek, öyle canlı ki, karşınıza çıksa şaşırmazsınız.

Hikaye şu; savaşlar bitmiş, kahramanlar evlerine dönmüş ama bir kişi eksik: Odysseus. Bizimki, hani şu zekasıyla nam salmış, başına gelmedik iş kalmayan Odysseus, Ogygie adasında, yani Kalypso’nun o uçsuz bucaksız, saklı cennetinde kısılıp kalmış. Kalypso ona öyle bir tutulmuş ki, sanki dünyada başka hiçbir şey yokmuş gibi istiyor ki, kahramanımız hep onunla kalsın.

Ama Odysseus’un gözü yollarda, kalbi yurdundaymış. Kızgın kumlara oturur, dalgalara bakıp bakıp iç çekermiş. Öyle ağlarmış ki, gözyaşları denize karışır gidermiş. Kalypso mağarasında altın mekiğiyle dokuma yaparken, dışarıda çatır çatır yanan mazı ağaçlarının kokusu etrafa yayılırken, bizimkisi bir odaya kapatılmış kuş gibi hüzünle yanıp tutuşurmuş.

Sonunda, gökyüzünün sakinleri, hani şu tepeden bakıp duran tanrılar, bu hallere dayanamamışlar. "Artık yeter" demişler ve haberci Hermes’i o uzak adaya göndermişler. Kalypso’nun yanına varınca bir bakmış; güzel örgülü tanrıça, elinde dokumasıyla öylece duruyor. Hermes "Bırak artık onu" deyince, Kalypso başta öfkelenmiş. "Siz tanrılar, kıskançsınız!" diye haykırmış. Ölümlü bir erkekle vakit geçirmeyi, bir tanrıça için uygun görmemişler ona göre. Ama ne yapsın, sonunda boyun eğmiş.

Odysseus’u uğurlarken öyle bir asalet göstermiş ki… Ona yiyecekler vermiş, su tulumları doldurmuş, hatta siyah şarapla dolu büyük bir testi bile koymuş yanına. Salını yapmasına yardım etmiş, arkasından da tatlı bir rüzgar göndermiş. Belki de içindeki o büyük sevgiyi, bir vedayla taçlandırmış.

Kimi bilgeler der ki, Kalypso’nun adası aslında Malta’ymış; o saklı liman, o "Maleth". Hatta diyorlar ki, o eski zamanların Ana Tanrıçası Kybele’nin bir başka suretiymiş o. Tıpkı Kirke gibi, Odysseus’u kendine çeken, ona hem yuva olan hem de onu içine hapseden o eski, güçlü kadın figürlerinden biri…

Şimdi söyleyin bana çocuklar; birini çok sevip de gitmesine izin vermek mi daha büyük kahramanlık, yoksa o engin denizde, bilmediğin bir yola çıkmak mı? Kalypso, aslında hiç gitmedi. O, hala o saklı limanında, anıların içinde bir yerlerde, güneşin batışını izliyor.

Hadi bakalım, ateş azaldı, biraz daha odun atın şu ocağa. Masal burada bitti sanmayın; deniz sakinleştiğinde, kulak verirseniz dalgaların fısıltısında Kalypso’nun adını duyabilirsiniz.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi