Gel bakalım yanıma ufaklık, otur şöyle dizlerimin dibine. Sana uzun zaman önce, dünya henüz gençken yaşamış Kadmos adında bir yiğidin hikayesini anlatayım.
Kadmos, uzak diyarlardan gelen cesur bir gezgindi. Bir gün kız kardeşi Europe kaybolunca, babası onu aramaya gönderdi. Kadmos diyar diyar gezdi, yollar aştı ama kız kardeşini bulamadı. Yorgun argın, gökyüzünün bilge dostlarına danışmaya gitti. Onlar ona, "Artık arama, kendine yeni bir yuva kur," dediler. "Yolda önüne çıkan, üzerinde beyaz lekeler olan ineği takip et, o nereye çökerse senin şehrin orası olsun."
Kadmos yola düştü. İnek yürüdü, o yürüdü; inek durdu, o durdu. Sonunda güzel bir çayırda inek diz çöküp dinlenmeye başladı. Kadmos, "İşte yuvam burası!" diye sevindi. Yanındaki dostlarını su getirmeleri için bir pınara gönderdi ama pınarın başında korkunç bir ejder bekliyordu. Kadmos, yiğitçe dövüştü ve o ejderi alt etti. Tam o sırada, bilgeliğiyle ünlü dostumuz Athena göründü. "Ejderin dişlerini toprağa ek!" dedi. Kadmos dediğini yaptı. Bir de ne görsün? Toprak yarılıp içinden tam donanımlı, kalkanlı, mızraklı askerler fırladı! Bunlara "ekilmiş adamlar" derler. Beş tanesi sağ kaldı ve Kadmos ile el ele verip Thebai şehrini kurdular.
Kadmos, ejderi üzdüğü için yedi yıl boyunca hizmet etmek zorunda kaldı, ama sonunda Thebai kralı oldu. Gökyüzü dostlarımız onu o kadar sevdi ki, ona düğün hediyesi olarak Harmonia'yı eş olarak gönderdiler. Düğünleri öyle şahaneydi ki, anlatmaya kelimeler yetmez! Harmonia'ya hediye edilen altın bir kolye ve sihirli bir elbise vardı ki, bunlar dillere destan oldu. Öyle ki, bu hediyelerin güzelliği ve sırrı, o şehrin hikayelerinde hep yankılandı.
İşte böyle küçük dostum, Kadmos hem bir şehir kurucusu oldu hem de efsanelerin babası. Şimdi gözlerini kapat ve o kadim zamanların rüzgarını hayal et. Belki bir gün, sen de kendi hikayeni yazacak kadar cesur olursun, ne dersin? Hadi, biraz meyve suyu içelim de yorgunluğunu atalım.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana büyük kralların, şaşaalı şehirlerin kurucularının ardındaki tozlu ve hüzünlü gerçeği anlatmaya geldim. Herkes Kadmos'u Thebai şehrinin görkemli kurucusu, altın kolyeli gelinlerin eşi olarak tanır ama kimse onun aslında bir 'piyon' olduğunu konuşmaz.
Kadmos, Güçlülerin oyununda savrulan bir yolcuydu. Kız kardeşi Europe, Gökyüzü sakinlerinin bencil bir arzusu uğruna kaçırıldığında, babası Agenor onu ve kardeşlerini koca dünyada bir hiç uğruna oradan oraya sürükledi. Kardeşini ararken annesini kaybetti, topraksız kaldı. İşte tam o an, sisteme boyun eğdi. Delphoi'daki kahinler ona "git ve şehir kur" dediğinde, aslında onu kendi iradesinden koparıp Güçlülerin düzenine bir dişli yapmışlardı.
Bir ineğin peşinden sürüklenip Boiotia'ya vardığında, orada kendi huzuruyla yaşayan bir Ejderha vardı. Kadmos, o ejderi öldürdüğünde sadece bir canavar değil, aslında o toprağın kadim koruyucusunu yok etti. Athena ona "dişleri ek" dediğinde, Kadmos elleriyle bir ordu yarattı: Spartoi, yani ekilmiş adamlar. Bu zavallı savaşçılar topraktan çıkar çıkmaz birbirlerini katlettiler. Bir düşün, sadece beş tanesi sağ kaldı. Kadmos, o beş kişiyle kurdu şehrini; kanla sulanmış, ölülerin üzerine inşa edilmiş bir krallık. Peki ya bedeli? Ejderin intikamı ona yedi yıl kölelik olarak geri döndü.
Sonra o meşhur düğün geldi. Harmonia ile evlendirildiğinde herkes ona "tanrıların armağanı" dediler. Oysa o altın kolye ve büyüyle dokunmuş elbise, sadece birer hediye değil, birer lanetti. Güçlülerin verdiği her armağan, aslında bir zincirdir. O kolye, sonraki nesillerin, çocukların ve torunların başına gelecek tüm felaketlerin müsebbibi oldu.
Unutma evlat, altın sarayı kuranlar genellikle arkalarında enkaz bırakırlar. Kadmos bir kraldı, evet; ama o birine hükmetmek için aslında bir başkasının, yani tanrısal otoritenin oyuncağı olmayı seçmişti. Bir kadeh şarabın neşesiyle şunu hatırla: Gerçek krallar toprakta saray değil, gönüllerde huzur arayanlardır. Oysa Kadmos'un yolu, hırsın ve itaat etmenin gölgesinde, kanlı bir tarihe yazıldı.