Gelin bakalım çocuklar, şöyle çember olun etrafıma. Sırtınızı şu zeytin ağacına yaslayın, yaşlı bir keçinin sakallarını çekmek yerine biraz beni dinleyin. Dünya dediğiniz yer, sadece ayak bastığınız topraktan ibaret değil; burası tanrıların oyun oynadığı, kahramanların iz bıraktığı koca bir masal haritası.
Öyle bir yer düşünün ki, her tepenin, her derenin bir hatırası var. Mesela, şu meşhur **İda**, yani bizim Kazdağı... Orada gökyüzü sakinlerinin dedikoduları bitmez. **Apollon** nereye elini atsa, orası bir efsaneye dönüşür. **Khryse** şehrinde veya **Killa**'da dolaşırken, aslında Apollon’un o hüzünlü ve parlak izlerini takip ediyorsunuz demektir.
Denizlere açılalım mı? Ah, **Argonaut’lar**! O deli cesurlar... **Karadeniz**’in hırçın sularında, **Kolkhis** kıyılarına doğru kürek çekerken neler görmediler ki? **Aietes**’in sarayından tutun da, korkusuz **Amazonların** at koşturduğu o uzak dağlara, yani **Kafkas** eteklerine kadar... Bir yanda **Kyzikos**’un kahramanlıkları, bir yanda **Khalkedon**’da, yani bugünkü Kadıköy’ün kıyılarında yankılanan sesler...
Yolunuz **Karia** taraflarına düşerse, taşların bile dile geldiğini sanırsınız. **Kaunos**’ta o hüzünlü kardeşlerin gözyaşları hala dalyanlarda akar sanki, **Byblis**’in yankısı duyulur. **Knidos**’tan **Datça Yarımadası**’na uzanırken, **Podaleiros** gibi şifacıların nefesini hissedersiniz. **Klaros**’ta **Sibylla**’nın bilmecelerini çözmeye çalışmak, bir çocuğun bilmece çözmesinden daha zordur, inan bana!
Dağların tepesinde **Kyllene**’de **Hermes**’in yaramazlıklarını, **Kithairon**’da **Herakles**’in gücünü, **Kynthos**’ta ise **Artemis** ile **Apollon**’un çocukluk neşesini hayal edin. **Kybele** anamızın bereketiyle **Komana** topraklarında nasıl başakların boy verdiğini kim unutabilir?
Ve o meşhur adalar... **Kıbrıs**, yani **Kypros**... **Aphrodite**’nin ayak bastığı o köpüklerden doğan güzellik, hala orada bir yerlerde saklıdır. **Keos**’tan **Kythira**’ya, **Delos**’un etrafındaki o inci tanesi gibi **Kyklad** adalarına kadar her yer, bir gökyüzü sakininin ya da **Odysseus** gibi yorulmak bilmez bir yolcunun hatırasıyla parlar.
İster **Kızkulesi**’nde **Hero** ile **Leandros**’un birbirine kavuşma hayali olsun, ister **Kartaca**’da **Dido**’nun bekleyişi... Dünya dediğin, biz yaşlıların anlatıp sizin gibi gençlerin heyecanla dinlediği bir hikayeler yumağıdır.
Şimdi söyleyin bakalım, bu haritadan hangi yola sapmak istersiniz? Hangi kahramanın peşine takılıp, hangi tanrının şaşkınlık dolu oyununa ortak olacaksınız? Ama unutmayın, yollar bazen şarap kokulu bir **Karia** akşamına, bazen de **Kimmerlerin** karanlık diyarlarına çıkar. Yolunuz açık, zihniniz uyanık olsun!
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var...
Dünya dediğimiz bu koca sahne, sadece kralların altın taçlarıyla parlamaz. İnsanlar haritalara çizgiler çizer, "burası benim, şurası şunun toprağı" derler. Oysa toprak, üzerinde yürüyenlerin hikayeleriyle nefes alır. Şimdi seninle, zihinlerdeki tozlu haritaları biraz aralayalım.
Sana anlatılan kahramanlık hikayeleri genelde büyük saraylarda başlar. Ama gerçek, bazen unutulmuş bir nehir kıyısında, bazen de zalim bir tanrının gazabına uğramış bir kadının gözyaşında saklıdır. Bak, Khalkedon (Kadıköy) dediğimiz yer, sadece bir liman değildir; orada Amykos gibi zorbaların nasıl devrildiğini, güç tutkusunun insanı nasıl yalnızlaştırdığını görürsün. Ya da Kolkhis’e bak... *Medeia*’nın hikayesi sana bir şey fısıldar: Bir kadının aklı ve gücü, kendi yurduna ihanet etmek zorunda kaldığında, nasıl da acı bir kadere sürüklenir. Bu, sistemin dişlileri arasında ezilenlerin trajedisidir, güzel yavrum.
Senin "fetih" dediğin o eski topraklar; Karia’nın sarp kayalıkları, Kypros’un (Kıbrıs) masmavi suları, *Apollon*’un uğruna şehirlerin yakıldığı Khryse... Bunların her biri, aslında büyük güçlerin satranç tahtasıydı. *Agamemnon* gibi krallar, "şan" uğruna masumların hayatını hiçe sayarken, bizler sadece onların zaferlerini dinledik. Oysa ben, o sessizlerin, yerinden edilenlerin, kendi evinde yabancı kalanların feryadını duydum. Kimmer’ler gibi göçebelerin topraklarına tutunma çabası, *Kithairon* Dağı’nda kaderinden kaçanların hüznü... Bunlar, tarihin kütüphanesinde tozlanmış, ama gerçekte hala kanayan yaralardır.
Şu Kızkulesi’ni bilirsin, hani *Hero* ve *Leandros*’un aşkını saklayan o hüzünlü yapı... İnsanlar aşkı konuşur ama o aşkın bedelini denizin soğuk sularına bırakan "kader" dedikleri o acımasız sistemi sorgulamazlar. Evlat, sarabından bir yudum al ve düşün: Gerçekten bilge olan, zaferi kazanan mıdır, yoksa o zaferin altında ezilenlerin hikayesini hatırlayan mı?
Kyzikos’tan *Klaros*’a, *Ksanthos*’un sularından Kartaca’nın yıkılmış duvarlarına kadar her yer, birer "anarşi" mirasıdır aslında. Çünkü hiçbir kral, doğanın ve insanın gerçek özgürlüğünden daha güçlü değildir. Otoritenin diktiği sınırları boş ver; sen toprağın, rüzgarın ve o kadim hikayelerin sesini dinle. Haritalar insanlar tarafından çizilir, ama gerçekler sadece susanların kalbinde yaşar.
Huzurla kal, bilgece bakmayı sakın unutma.