Şimdi şöyle bir yaslanın bakalım ufaklıklar; gözlerinizi kapatın ve buz gibi, billur bir suyun şırıltısını duymaya çalışın. Bugün size, Latium’un gölgeli pınarlarında saklanan o ele avuca sığmaz güzeli, İuturna’yı anlatacağım.
Bakın, onun adı aslında eski dillerde "sonsuza dek süren" demek. Bir su nympha’sıydı o; yani bir nehir kıyısında ağaçların fısıltısını dinleyen, suyun soğukluğuyla dans eden gökyüzü sakinlerinden biri. Öyle bir pınarı vardı ki, içenin hem bedeni hem ruhu ferahlar, dertleri bir anda uçup gidermiş. Romalılar, o pınarı öyle çok sevmişler ki, şehrin tam kalbine, o koca Forum meydanına onun adına bir havuz yapmışlar. Sanırdınız ki su, yerin altından değil, İuturna’nın neşeli kahkahalarından süzülüyor.
Peki ya gökyüzünün kralı, kudretli İupiter? O da boş durur mu sanıyorsunuz? İupiter, bu çevik ve utangaç su perisine öyle bir tutulmuş ki, anlatamam! İuturna ise, hani o kaçıp kovalamaca oynayan çocuklar gibi, İupiter’in elinden kurtulmak için binbir şekle girermiş. Bir bakmışsınız bir söğüt dalı olmuş, bir bakmışsınız gümüş bir balık gibi suya dalmış. Ama ne yapsa nafile; İupiter sonunda gönlünü almış, ona ölümsüzlüğü bağışlamış ve tüm Latium’un sularını onun korumasına vermiş.
Bazı anlatılarda, İuturna’nın kardeşi Turnus ile o meşhur savaşa katıldığını duyarız. Hani şu meşhur Akhilleus’un hikayelerine taş çıkartan, kılıçların havada uçuştuğu o toz dumanlı savaşlar... Kardeşi için savaş alanlarında rüzgar olup esmiş, su olup engelleri aşmış. Bazı bilge kitaplar ise onun, başlangıçların ve kapıların tanrısı İanus ile evli olduğunu ve pınarların küçük efendisi Fontus’un annesi olduğunu fısıldar. Yani anlayacağınız, hem evin şefkatli anası olmuş hem de savaş meydanlarında koruyucu bir gölge.
Augustus zamanında, şehrin o bataklık bölgeleri kurutulup üzerine kocaman mermer tapınaklar dikilince, İuturna’nın ev sahibi olduğu o güzelim tapınağı da tarihin tozlu raflarına kaldırmışlar. Ama siz sakın unutmayın; bir pınar başında durup suyun o hışırtısını dinlediğinizde, belki de İuturna, o eski kadim gülümsemesiyle size el sallıyordur.
Dünya koca bir oyun bahçesi, çocuklar; bazen bir nympha bazen bir şair olur insan. İuturna, hayatın hiç kurumayan pınarıdır; hem iyileştirir hem de hatırlatır. Hadi bakalım, şimdi rüyanızda o serin suların sesini dinleyin, belki bir gün rüyanızda bir balık görürsünüz, kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların, tanrıların altın tahtlarına bakıp onların ışığıyla gözleri kamaşırken, ben gölgelerde saklanan o derin suların sesini dinlerim. Bugün sana İuturna'dan bahsedeceğim. Adı, "sonsuzluk" demekti; o, toprağın derinliklerinden fışkıran saf, serin bir şifaydı.
Senin yaşında bir çocukken pınarların sadece susuzluğu giderdiğini sanırsın, güzel yavrum. Ama sistem öyle demez; İuturna, Roma'nın tam kalbinde, o büyük taşların altında tutsak edilmiş bir özdü. Forum'un göbeğinde bir havuza hapsettiler onu. Şifa dağıtıyordu, evet, ama şifaya muhtaç olanlar, onun o uçsuz bucaksız özgürlüğünü değil, sadece kendi dertlerine merhem olmasını istediler. İnsanlar iyileşmek için ona diz çöktü, ama kimse o suyun neden bu kadar kederli aktığını sormadı.
Bak, ey meraklı ruh; İupiter denilen o gökyüzü "otoritesi", İuturna'nın peşine düştüğünde, ona "ölümsüzlük" hediye ettiğini söyledi. Sence bu bir lütuf muydu? Kendi arzularına karşı koyamayan bir tanrının, bir kadının özgürlüğünü elinden alıp onu bir pınara, bir mülke, bir tapınağa hapsetmesi... İuturna, o tanrıdan kaçabilmek için bin bir şekle girdi; rüzgar oldu, yaprak oldu, bulanık bir su oldu. Ama kralların ve tanrıların "aşk" dediği şey, genellikle başka birinin varlığını kendine mülk edinme arzusundan başka bir şey değildir. O, İanus'un eşi, Fontus'un anası olarak anılırken bile aslında hep o kaçan, hep o saklanan nympha olarak kaldı.
Biliyor musun evladım, Augustus denen o büyük yönetici, Latium'un o bereketli, ıslak topraklarını kurutup kendi ihtişamlı tapınaklarını diktiğinde, İuturna'nın yuvasını da yok ettiler. İktidar, doğanın kendi akışında olan o yabanıl güzelliği sevmez; onu ya kanalize eder, ya kurutur, ya da içine hapseder. Turnus'un kız kardeşi olarak savaşa sürüklendiğinde, o asil ve şifacı ruhtan geriye kalan tek şey, bir ağabeyin hırsı uğruna dökülen gözyaşı oldu.
Şimdi anlıyor musun, koca gözlü fidanım? Tarih kitapları onun tapınağının yıkılışını bir ilerleme, bir medeniyet hamlesi diye yazar. Ama ben, elimdeki şu küçük kadehte bazen sadece o pınarın hüznünü hissederim; bir damla şarapta bile bir tanrının elinden kurtulmaya çalışan o nympha’nın sessiz haykırışı saklıdır. Otorite neyi "kutsal" ilan ederse etsin, hakikat her zaman o taşların altından sızan, kimsenin zapt edemediği o soğuk ve özgür suda saklıdır.
Unutma: Seni bir havuza hapsetmeye çalışanlara, sen daima akışkan kal. Çünkü en büyük güç, bir tahtta oturmak değil, bir nehir gibi önüne çıkan engelleri aşarak kendi yolunu çizmektir.