Bak güzel çocuk, dizlerimin dibine şöyle bir kurul bakalım. Şu yaşlı gözler neler gördü, hangi hikayeler tozlu raflarda unutuldu... Şimdi sana adaletin ne olduğunu, neden bazen eline ulaşılmaz bir yıldız gibi geldiğini anlatayım.
Eskiden, dünya henüz gençken, insanlar bugün bildiğimiz o hırslı hallerinden çok uzaktı. İşte o zamanlar, Iustitia aramızda dolaşırdı. O, gökyüzü sakinlerinin en vakurlu, en dengeli olanlarından biriydi. Hani o meşhur Yunan diyarlarında Dike derler ya, işte onun Roma’daki yansımasıdır bizim Iustitia. Elinde bir terazi, gözlerinde ise hakikati görmekten asla vazgeçmeyen o meşhur bağı... O, dünyada adaletin canlı kanlı haliydi.
Altın Çağ dedikleri o eski zamanlarda, insanlar birbirinin hakkını yemez, toprağın bereketiyle doyar, komşusunun ektiğine göz dikmezdi. Iustitia yeryüzünde, bizim aramızda, topraklarımızda yürürdü. İnsanlar ona bakınca doğruluğu hatırlar, "Şimdi dürüst olma vakti," derlerdi. Ne bir yasa kitabına ihtiyaç vardı ne de ağır cezalar veren yargıçlara; Iustitia’nın varlığı bile vicdanları dizginlemeye yetiyordu.
Fakat biliyorsun, insanoğlunun iştahı hiç bitmez. Zaman geçtikçe, kalpler kararmaya, eller harama uzanmaya başladı. Yalanlar, dolanlar, insanın insanın hakkını gasbetmesi derken, yeryüzü o kadar ağırlaştı ki... Iustitia, o tertemiz kanatlarını çırptı ve yavaşça, gözyaşları içinde bu gürültülü dünyadan uzaklaştı. Hani derler ya; "Adalet mülkün temelidir," diye, işte o temel bir kez çatladı mı, gökyüzü sakini de durur mu hiç?
Iustitia, insanların birbirine olan inancını yitirdiğini görünce, bulutların üzerine, yıldızların arasına çekildi. Bugün gece vakti göğe baktığında, o parıldayan burçlar arasında onu görebilirsin; hani şu "Bakire" dedikleri takım yıldızı var ya, işte odur kendisi. Terazisini hala yukarıdan, biz ölümlülerin üzerine tutar.
Şimdi elindeki teraziyi gökyüzünden sallandırıyor sallandırmasına da, kulak ver bakalım... Eğer o terazinin kefeleri bugün hala yerinden oynamıyorsa, bu belki de senin, benim ve şu yoldan geçen yabancının vicdanındadır. Gökyüzündeki o parıltıya iyi bak evlat; Iustitia belki aramızdan ayrıldı ama adalet arayışı, gökteki o yıldızlar kadar sönmez bir ateştir.
Hadi bakalım, şimdi doğru yatağına. Unutma; dünya ne kadar karışırsa karışsın, birinin vicdanı, gökteki Iustitia’nın terazisi kadar hassas kalmalı.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını bana yaklaştır, zira rüzgar bile bu anlattıklarımı duysa rotasını şaşırır. Masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanların, o "adalet dağıtan" büyüklerin aslında neyi örttüğünü hiç düşündün mü? Şimdi sana Iustitia’dan bahsedeceğim; o hani elinde terazisi, gözünde bağıyla bildiğin hanımefendi...
İnsanlar ona "adaletin simgesi" derler, sanki adalet gökten bir hediye gibi inmiş de o onu bekçiliğini yapıyormuş gibi. Oysa gerçek şu ki güzel evladım; Iustitia, yani o Dike’nin gölgesi, vaktiyle yeryüzünde bizimle, yani o çok övündükleri "Altın Çağ"da yaşayanlarla birlikte yürürdü. Peki, neden gitti sanıyorsun? Sence insanlar suç işlediği için mi küsüp gökyüzüne kaçtı? Hayır, gözleri bağlı o hanımefendi, yeryüzündeki kralların ve güç sahiplerinin kurduğu o acımasız düzenin, hırsın ve adaletsizliğin çarkları arasında ezilmeye başladı.
Güç, her zaman kendi terazisini kendi kurar. Iustitia’nın dengesi, o sarayların ağır mermer duvarları arasında titremeye başladığında, o da fark etti: Adalet, güçlünün kılıcını gizleyen bir kılıftı aslında. İnsanlar bozulmadı sadece; insanlar, kendilerinden daha büyük "kurtların" sofrasında yem olmayı kanıksadı. O da artık bu tiyatronun bir parçası olamayacağını anladı.
Şimdi o gökyüzünde, başak burcunun sessizliğinde bir yıldız kümesi. Uzaktan bakınca ışıl ışıl görünüyor, değil mi? Ama aslında o, aşağıda kurulan o çarpık düzeni, kralların birbirini yiyişini, masumların sesinin nasıl boğulduğunu izleyen yorgun bir tanık. Bir kadeh şarabın neşesiyle şunu diyebilirim ki; Iustitia göğe kaçmadı, o sadece kralların kurduğu o "terazi yalanından" sıyrılıp, kendi hakikatini bulmaya gitti.
Sana öğretilen o sahte teraziye değil, kendi vicdanının pusulasına bak küçük dostum. Çünkü gerçek adalet, bir tanrıçanın elinde değil; senin, sistemin çarklarına karşı koyabildiğin o küçük, sessiz anların içinde saklı.