Şöyle bir yaklaş hele, dizlerimin dibine otur. Bugün size, o meşhur Oidipus’un kızlarından, Antigone’nin gölgesinde kalmış ama aslında en az onun kadar derin yaralar taşıyan birinden, İsmene’den bahsedeceğim.
Oidipus’un o karmaşık, o düğüm üstüne düğüm atılmış hayatını duymuşsunuzdur. İsmene, işte o fırtınanın tam ortasında, sessizce durmaya çalışan ince bir dal gibidir. Kız kardeşi Antigone, kılıç çekmiş bir savaşçı gibi dik ve asiydi; İsmene ise o kılıcın keskinliğini değil, geride bıraktığı boşluğun soğuğunu hissedenlerdendi.
Bir zamanlar, Thebai topraklarında bu iki kız kardeşin arasında geçen o meşhur konuşmayı hatırlıyorum. Antigone, kralın yasaklarını çiğneyip kardeşini gömmeye yemin ettiğinde, İsmene’nin yüzündeki o solgun ifadeyi görmeliydiniz. İsmene, gökyüzü sakinlerinin insanların kaderiyle nasıl oynadığını erkenden anlamış, bilgece ama bir o kadar da ürkek bir genç kızdı.
Bana dönüp, "Silenos," dediğini duyar gibi oluyorum, "Bak kardeşim, babamızın başına gelenleri görmüyor musun? O adam ki kendi gözlerini karanlığa gömdü, o kadın ki hem annemiz hem de... neyse, hatırasını kirletmeyelim. Şimdi de kardeşlerimiz, aynı toprakta aynı kılıçla birbirlerinin ruhunu tükettiler. Bizden başka kim kaldı ki?"
İsmene, kurallara uymayı, başını öne eğip fırtınanın geçmesini beklemeyi bir zayıflık değil, bir hayatta kalma sanatı sanıyordu. "Kadınlar," derdi, "erkeklerin çizdiği bu sert, kanlı sınırlar içinde kavgaya tutuşmak için yaratılmadı. Güçlülerin hükmü gökyüzünden inen bir yıldırım gibidir, ona karşı durulmaz."
Belki bazılarınız ona korkak diyecektir, hatta belki "Neden o da ablasıyla birlikte dik durmadı?" diye düşüneceksiniz. Ama dostlarım, bazen en büyük kahramanlık, hiç kimsenin göremediği o büyük acıyı sırtında taşırken, sırf hayatta kalabilmek için kralın önünde boyun eğmektir. İsmene, altından kalkamayacağı yüklerin altına girmemeyi seçen, aklıyla kalbi arasında sıkışıp kalmış bir genç kızdı.
O, devlete karşı gelmenin delilik olduğunu biliyordu. "Toprak altında yatanların beni affetmesini dilerim ama yaşarken ölmek, ölürken de unutulmak istemiyorum," derdi içinden. O, kalkanını havaya kaldıranlardan değil, elindeki şarap kadehini titreyerek de olsa tutabilenlerden, hayatın o acımasız oyununa karşı sessiz bir dua okuyanlardandı.
Şimdi söyleyin bana; ateşe atlayan mı daha cesurdur, yoksa o ateşin külleriyle evine dönüp yaşamaya çalışan mı? İsmene’nin hikayesi, işte bu ince çizgide yürüyenlerin, yasaklara boyun eğerken vicdanıyla boğuşanların hikayesidir. Biraz ürkek, biraz kaderci ama her daim gerçekçi bir kadın... Tıpkı şu dünya gibi; bazen sert bir şarap gibi yakar, bazen de bir kadeh su gibi sizi sakinleştirir. Hadi, anlatacaklarım bu kadar, biraz daha yaklaşın; ateşin başında hikaye bitmez.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Yaklaş yaklaş küçük gezgin, şöyle yanıma otur. Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana hep büyük kralların zaferlerini, kahramanların kılıç şakırtılarını anlatırlar ya, hani şu "dünyayı kurtaran" o şaşalı figürleri? Onların gölgesinde ezilenleri, sessizliğe mahkum edilenleri hiç duydun mu? Bugün sana İsmene’den bahsedeceğim. Tarih onu hep "korkak kardeş" diye yaftaladı, hani şu gözü pek Antigone’nin yanında sönük kalan o silik kız çocuğu.
Ama dinle minik dostum, İsmene sadece korkak değildi; o, sistemin dişlileri arasında ezilenlerin en gerçekçi sesiydi. Babası Oidipus’un trajik sonu, annesi İokaste’nin acılı veda edişi ve kardeşleri Eteokles ile Polyneikes’in aynı gün birbirlerini katletmeleri... İsmene, bu koca yıkımın enkazı altında hayatta kalmaya çalışan tek kişiydi. O, gücün sahiplerinin hırsları yüzünden evi harabeye dönmüş bir genç kadındı.
Krala, yani Kreon’a karşı boyun eğmeyi seçtiğinde, aslında bir korkaklık değil, "yıkılmamak için eğilen bir dalın" sessiz direnişini gösteriyordu. O, erkeklerin dünyasında, yasaların kılıcı tepesinde sallanırken, sadece hayatta kalmanın ve hafızayı diri tutmanın bir yolunu arıyordu. Antigone kükreyerek ölüme koşarken, İsmene arkada kalan, yıkıntıları toplayan, geride kalanların yasını tutan o hüzünlü gerçeklikti. Şarabın o hafif, bilgece neşesini yudumlarken şunu düşünürüm; herkesin kahraman olduğu bir dünyada, sadece "insan" kalmaya çalışanlara ne kadar çok haksızlık ediyoruz, değil mi evladım?
Yetişkinler, İsmene’nin "kadın olduğumuz için erkeklere karşı mücadele edemeyiz" sözünü bir zayıflık sanır. Oysa o, sistemin zalim pençesini o kadar yakından tanıyordu ki, onunla kavga etmenin değil, o pençenin arasından sağ çıkmanın bir sanat olduğunu kavramıştı. İsmene, otoriteye boyun eğmedi; sadece devasa bir yıkımın ortasında, kendi yaşamını bir yaprak gibi korumaya çalıştı.
Unutma güzel evlat, kahramanların naraları unutulur ama sessizlerin, o hüzünlü ve hayatta kalmaya çalışan İsmene’lerin gerçeği hep burada, toprağın derinliklerinde uyur. Güçlü olanların "korkak" dediği kişi, belki de sadece hayata tutunmayı en çok bilen kişidir. Şimdi git ve sor kendine: Bir sistem seni yok etmeye yeminliyken, ayakta kalmak mı daha zordur, yoksa o sisteme karşı gürlemek mi?