Thesauros Mitoloji İris

İris

İris

Thaumas ile Elektra’nın kanatlı kızı, gökkuşağının simgesi. Tanrıların, özellikle Hera’nın hızlı ulaklığını yapan, yel gibi uçan haberci İris.

Thaumas ve Elektra’nın soyundan gelen, Harpya’ların kardeşi İris; kökenini hem Pontos’un derinliklerinden hem de Okeanos’un uçsuz bucaksız sularından alır. Gökkuşağı, onun yeryüzü ile gökyüzü arasında kurduğu geçici köprüyü imler; bu köprü, tanrısal otoritenin yeryüzüne sızdığı bir koridor işlevi görür. Kanatlı varlığı, güneşin ışığını kırarak ince bir tülle örtünürken, aslında Olympos’un gözetleme ve bildirim mekanizmasının kusursuz bir dişlisi olduğunu gizler. Hermes’in yanında, tanrıların buyruklarını insanlara ulaştıran bir aracı olarak, aslında tahakkümün sesini uzaklara taşıyan bir yankıdır. Zeus ve özellikle Hera’nın iradesine mutlak sadakatle bağlıdır; "ayağı tez" ve "yel gibi uçan" sıfatları, buyruğu sorgulamadan taşıma zorunluluğunun hızlı bir tezahürüdür. İris, kendisine dikte edilen mesajı, zerre sapma göstermeden, kendi kimliğini silerek aynen tekrarlarken, aslında iktidarın kendi sürekliliğini sağlamak için bireyi nasıl araçsallaştırdığının sessiz bir kanıtıdır.
Silenos
Bak bakalım evlat, şu gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğine bir çentik atan o rengarenk köprüye hiç dikkat ettin mi? Yağmur dindikten hemen sonra ortaya çıkan o kavisli güzellik... İşte o, bizim güzel İris’in ayak izidir.

İris, aslında biraz garip bir aileden gelir. Babası Thaumas, denizin derinliklerini yöneten o eski devlerden; annesi Elektra ise Okeanos’un kızlarından. Hani şu her şeyi gören, hırçın rüzgar kızlar, yani Harpya’lar var ya, işte onlar İris’in kız kardeşleri olur. Ama sen ona bakıp da "bunların kardeşi nasıl bu kadar zarif olabilir" diye şaşırma sakın; bazı ailelerde en şatafatlı çiçek, en yabani topraktan çıkar.

Olympos’un görkemli sofralarında bir iş çıksın, hemen İris’e koşarlar. Tıpkı şu uyanık Hermes gibi, o da gökyüzü sakinlerinin özel elçisidir. Ama Hermes biraz çapkındır, lafı evirip çevirir; İris ise öyle değildir. Zeus ya da kraliçemiz Hera ona bir haber verdi mi, onu olduğu gibi, tek bir hecesini bile eksiltmeden götürür sahibine ulaştırır. Sözü bükmez, mesajı asla çarptırmaz.

Onu bir görsen, gözlerini alamazsın! Sırtında altın sarısı kanatları vardır, üzerinde ise güneş ışığıyla yıkanmış, gökkuşağının her rengini barındıran incecik, tül gibi bir örtü dalgalanır. O gökyüzünde süzülmeye başladığında, sanki bulutlar birbirine selam durur. "Ayağı tez" derler ona; "yel gibi uçan" derler. Bir bakmışsın ufuk çizgisinde, bir bakmışsın en yüksek dağların tepesinde.

Denizden yükselip gökyüzüne tırmanan o gökkuşağı, aslında onun yerle gök arasına kurduğu bir yoldur. İnsanların dualarını yukarı taşırken ya da tanrıların buyruklarını aşağı indirirken o yoldan geçer. Şaraba batırılmış bir ekmek kırıntısı kadar hafif, sabah çiyinin düşüşü kadar hızlıdır.

Şimdi söyle bakalım, bir daha o gökkuşağını gördüğünde sadece bir ışık oyunu mu sanacaksın, yoksa haberi getiren o kanatlı güzelliği mi arayacaksın? İnsan yaşlanınca, gökyüzünün her köşesinde bir dostu olduğunu anlıyor evlat. İris de bizim o renkli, o sadık dostumuz işte. Hadi, şimdi git de şu yolların tadını çıkar; belki senin de üzerinde İris’in tülünden bir yansıma yakalarız.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi