Bak bakalım evlat, şu gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğine bir çentik atan o rengarenk köprüye hiç dikkat ettin mi? Yağmur dindikten hemen sonra ortaya çıkan o kavisli güzellik... İşte o, bizim güzel İris’in ayak izidir.
İris, aslında biraz garip bir aileden gelir. Babası Thaumas, denizin derinliklerini yöneten o eski devlerden; annesi Elektra ise Okeanos’un kızlarından. Hani şu her şeyi gören, hırçın rüzgar kızlar, yani Harpya’lar var ya, işte onlar İris’in kız kardeşleri olur. Ama sen ona bakıp da "bunların kardeşi nasıl bu kadar zarif olabilir" diye şaşırma sakın; bazı ailelerde en şatafatlı çiçek, en yabani topraktan çıkar.
Olympos’un görkemli sofralarında bir iş çıksın, hemen İris’e koşarlar. Tıpkı şu uyanık Hermes gibi, o da gökyüzü sakinlerinin özel elçisidir. Ama Hermes biraz çapkındır, lafı evirip çevirir; İris ise öyle değildir. Zeus ya da kraliçemiz Hera ona bir haber verdi mi, onu olduğu gibi, tek bir hecesini bile eksiltmeden götürür sahibine ulaştırır. Sözü bükmez, mesajı asla çarptırmaz.
Onu bir görsen, gözlerini alamazsın! Sırtında altın sarısı kanatları vardır, üzerinde ise güneş ışığıyla yıkanmış, gökkuşağının her rengini barındıran incecik, tül gibi bir örtü dalgalanır. O gökyüzünde süzülmeye başladığında, sanki bulutlar birbirine selam durur. "Ayağı tez" derler ona; "yel gibi uçan" derler. Bir bakmışsın ufuk çizgisinde, bir bakmışsın en yüksek dağların tepesinde.
Denizden yükselip gökyüzüne tırmanan o gökkuşağı, aslında onun yerle gök arasına kurduğu bir yoldur. İnsanların dualarını yukarı taşırken ya da tanrıların buyruklarını aşağı indirirken o yoldan geçer. Şaraba batırılmış bir ekmek kırıntısı kadar hafif, sabah çiyinin düşüşü kadar hızlıdır.
Şimdi söyle bakalım, bir daha o gökkuşağını gördüğünde sadece bir ışık oyunu mu sanacaksın, yoksa haberi getiren o kanatlı güzelliği mi arayacaksın? İnsan yaşlanınca, gökyüzünün her köşesinde bir dostu olduğunu anlıyor evlat. İris de bizim o renkli, o sadık dostumuz işte. Hadi, şimdi git de şu yolların tadını çıkar; belki senin de üzerinde İris’in tülünden bir yansıma yakalarız.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı gökkuşağının aslında ne olduğunu hiç düşündün mü? Olympos'un tepesindeki o yüksek, soğuk tahtlarda oturanlar, gökyüzünü bir süs gibi kullanmayı severler. İris derler ona; hani şu yel gibi uçan, ardında renkler bırakan kız... Ama gel, seninle bir sır paylaşayım, kulaklarını bana biraz daha yaklaştır evlat.
İris, Thaumas ve Elektra’nın kızıdır. Kökleri derin denizlere, fırtınalı sulara uzanır. Kardeşleri mi? O korkutucu, keskin pençeli Harpyalar. Görüyorsun ya, aslında o parıltılı kanatların ardında, hırçın bir denizin ve karanlık bir soyun mirası var. Ama Olympos'un efendileri, bu genç kızı kendi düzenlerinin bir çarkı dişlisi yapmışlar. Onu "ulak" diye çağırıyorlar, kulağa ne kadar da şık geliyor, değil mi? Oysa o, sadece bir emir kulu.
Hera’nın ya da Zeus’un buyruklarını, kendi sesiyle değil, onların soğuk ve değişmez sesiyle taşır. Hiç düşündün mü, kendi hikayesi, kendi hayalleri olan bir canlı, neden hayatını başkalarının haberlerini taşımaya adar? O renkli tülleri, aslında kendi özgürlüğünü gizlemek için mi giyiniyor, yoksa efendilerinin ona biçtiği o "itaatkar" rolü parlatmak için mi?
Güzel evladım, bazen en parlak görünen şey, aslında en sıkı bağlanmış olandır. İris, gökyüzüyle yeryüzü arasında bir köprü kurar derler, ama bu köprü sadece tanrıların istediklerini yeryüzüne indirmek için vardır. O, kendi arzularını unutmuş, "ayağı tez" olmakla övünen, kendi kanatlarının rüzgarında özgürce uçmayı değil, efendilerinin çizgili rotasında kalmayı seçmişya da seçtirilmişbir ruhtur.
Bir kadeh şarabın neşesiyle şunu düşün; belki de o renkler, İris'in gökyüzünde bıraktığı birer gözyaşı izidir. Kendi sözünü söyleyemeyen, hep başkasının yankısı olan herkes gibi... Şimdi git, gökyüzüne bak ama o renkleri sadece bir doğa olayı sanma. Onların ardında, emirlere hapsolmuş bir ruhun, sistemin içinde eriyip giden sessizliğini görmeye çalış. Kim bilir, belki sen kendi gökkuşağını, başkalarının emirleriyle değil, kendi renklerinle boyarsın, benim bilge evladım.