Gelin bakalım, şöyle ateşin başına biraz daha yanaşın. Bakışlarınızdaki o merakı görüyorum; sanki gökyüzü sakinlerinin oyunlarını, insanların başından geçen o tuhaf halleri anlamaya çalışıyorsunuz. Bugün size Teselya’nın soylu oğlu İphiklos’tan, hani şu şanssızlığı bir bıçak darbesiyle şansa dönen delikanlıdan bahsedeyim.
Teselya Kralı Phylakos’un oğlu İphiklos, zamanında herkesin imrendiği o gençlerden biriydi. Ama kader, bazen insanın boynuna görünmez bir düğüm atıverir. Genç İphiklos da öyle bir hallere düşmüştü ki, evliliğin neşesini, baba olmanın o tatlı gururunu yaşaması imkansız görünüyordu. Sarayın koridorlarında herkes fısıldaşıyor, babası Phylakos çaresizlikle başını ellerinin arasına alıyordu.
Neyse ki, o zamanlar dünya henüz bu kadar yaşlanmamıştı ve biliciler, yani geleceğin perdesini aralayanlar hala aramızdaydı. Melampus adında bir bilgeyi çağırdılar. Melampus, gözlerini kapayıp rüzgarın fısıltısını dinlediğinde meselenin hiç de öyle sanıldığı gibi karmaşık olmadığını anlamıştı. “Bakın,” dedi bilge, “İphiklos’un kaderindeki bu düğüm, yıllar önce bir meşe ağacının altında bırakılan paslı bir bıçakla atılmış.”
Şimdi diyeceksiniz ki, “Koca kralın oğlunun derdi, bir ağacın dibindeki paslı bıçakla mı ilgiliydi?” İşte, hayatın cilvesi de tam burada başlıyor! İphiklos çocukken, babası bir gün kurban keserken elindeki bıçağı korkutup kaçtığı o meşe ağacının kabuğu arasına sıkıştırmış ve orada unutmuştu. Zaman geçip ağaç büyüdükçe, o bıçak da kabuğun derinliklerinde kalmıştı. İphiklos’un "ikiliği", yani hayatı çoğaltma gücü, o paslı bıçağın esaretinde kalmıştı.
Neyse ki Melampus, o pası bulup bir iksire dönüştürdü. İphiklos o iksirden bir yudum aldığında, içindeki o tıkanıklık sanki bahar gelmiş gibi çözülüverdi. Çok geçmeden Podarkes adında dünya tatlısı bir oğlu oldu da kralın hanesi şenlendi.
Hatta sonraları, o İphiklos büyüdü, öyle bir zenginliğe kavuştu ki, hayvan sürüleri dağları taşları kapladı. Bir gün, Neleus adında bir başkası, İphiklos’un o meşhur sürülerini çalmaya kalktığında işler iyice karıştı ama o başka bir gece anlatılacak, kadehlerimizi başka bir destan için kaldıracağımız bir hikaye.
Gördünüz mü? Bazen hayatınızdaki en büyük engel, belki yıllar önce bir ağacın dibinde unuttuğunuz küçük, önemsiz bir hatadır. Önemli olan, o hatayı nerede arayacağını bilen bir bilgenin kapınızı çalmasıdır. Hadi, şimdi biraz dinlenin; rüyalarınızda o meşe ağaçlarını ve altındaki gizemleri aramaya çıkın bakalım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine otur da anlatayım; sana bugün anlatacağım şey ne bir krallık destanı, ne de tanrıların o gürültülü zaferleri. Masallarda anlatılmayan, tozlu rafların arkasında saklanan o tuhaf sır şudur: Güç, bazen insanın en mahrem köşesinde, yani kendi bedeninde bile hüküm sürmeye çalışır.
İphiklos adında bir genç vardı. Babası Phylakos, Teselya’nın mağrur kralı. Etrafı gümüşle, altınla, itaat eden askerlerle çevriliydi. Ama evlat, ne gariptir ki, o büyük sarayların duvarları arasında, kralın oğlu bile kendi bedenine yabancı düşebiliyordu. İphiklos, genç yaşta bir sessizliğe gömüldü; iktidarı elinde tutması beklenen o beden, yaşama karşı bir kilit vurdu. Krallar buna "hastalık" der, hemen bir bilici çağırır, sorunu çözüp çarkı döndürmeye çalışırlar. Çünkü bir kralın oğlu, işlevsiz kalamaz, değil mi? O, geleceğin devamlılığıdır, tıpkı bir dişli gibi dönmelidir.
Gel gör ki o bilici, Melampus, ağacın gölgesine gizlenmiş paslı bir bıçaktan bahsetti. O bıçak, evlat, aslında kraliyetin o soğuk, keskin ve metalik hırsının bir simgesiydi. Paslanmış bir bıçak... Bir sistemin, bir otoritenin, bir babanın iktidar hırsı toprağa gömülmüş ve unutulmuştu. İphiklos, o paslı metalin tadıyla iyileşti. Yani sistem, onu tekrar kendi oyununa dahil etti, ona Podarkes adında bir evlat vererek o meşhur çarkı yeniden çevirtti.
Neleus ve Pero hikayelerinde adı geçen o zengin sürüler... Bugünün büyükleri, o sürülerin sadece hayvanlardan oluştuğunu sanır. Oysa o sürülerin ardında, İphiklos’un içsel fırtınasının bir bedeli, o paslı bıçağın bıraktığı acı bir iz vardı. Başkalarının hırsı uğruna, bir insan kendi doğasından koparılıp, "işe yarar" bir figüre dönüştürülür. Tıpkı şu an yudumladığım şu azıcık şarabın, üzümün ezilerek özgürlüğünü kaybetmesiyle oluşması gibi; o da sistemin içinde ezilenlerden biridir.
Sana fısıldadığım bu gerçeği unutma, güzel yavrum: Etrafındaki o büyük adamların, o kahraman sanılan kralların gösterişli zırhlarının altında, belki de hiç anlatılmayan paslı birer bıçak gizlidir. İktidar, bazen birini iyileştirdiğini söylerken, aslında onu sonsuza dek kendi çarkına mahkum eder. Şimdi git ve bak bakalım; senin çevrendeki krallar, başkalarının hayatını hangi paslı bıçaklarla "iyileştirmeye" çalışıyor?