Şimdi kulağını iyice aç evlat, çünkü anlatacağım hikaye öyle herkesin bildiği, parıltılı kahramanlık masallarından değil. İphikles’ten bahsedeceğim size; gölgede kalmış bir yüreğin, bir efsanenin hemen yanı başında yürüyen o talihsiz kardeşin hikayesinden.
İphikles, Amphitryon ile Alkmene’nin oğluydu ama kaderin garip bir cilvesi işte; ikiz kardeşi Herakles ile aynı kandan olsalar da damarlarında akan güç bambaşkaydı. Herakles, gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus’un soyundan geliyordu, yani avuçlarının içinde yıldırımların ağırlığını taşıyordu. İphikles ise daha insani, daha bizden bir hamurla yoğrulmuştu.
Hani derler ya, "huy canın içinde" diye; daha beşikteyken belliydi aralarındaki uçurum. Bir gece, Hera’nın kıskançlığı yüzünden odalarına iki koca yılan süzülmüştü. İphikles, o küçücük haliyle durumu fark edince kopardı çığlığı! Korkmak da bir haktır, değil mi? Ama kardeşi Herakles, daha o yaşta bile yılanların boğazına öyle bir yapıştı ki, İphikles’in hayatını kurtaran o eller, ileride dünyayı sarsacak ellerdi. İphikles, koca bir ömür boyunca o ellerin gölgesinde, bazen sevgiyle bazen de büyük bir yorgunlukla yürüdü.
Kötü günlerinde birbirlerinin destekçisi oldular elbette. Orkhomenos'a karşı giriştikleri o büyük savaşta İphikles’in kılıcı da en az kardeşi kadar hızlıydı. Gökyüzü sakinleri bu yiğitliği ödüllendirmek istercesine, kral Kreon’un kızlarını onlara eş olarak verdi. Bir an için sanki her şey yoluna girmiş gibiydi; şenlikler, kahkahalar ve dostluk sofraları...
Ama bilmelisiniz ki, tanrıların oyunları bazen çok acımasız olur. Bir gün Herakles’in zihni bulandı, tanrıça Hera’nın dokunuşuyla gelen o karanlık çılgınlık bir sis gibi çöktü üzerine. İşte o an, kardeşliğin ve sadakatin en ağır bedelini ödedi İphikles. Kendi çocuklarını kaybetmenin o tarifsiz acısı, kardeşinin ellerinden geldiğinde, İphikles için dünya bir daha eskisi gibi olmadı.
Anlayacağınız evlatlar, tarih kitapları hep parlayan yıldızları yazar. Ama o yıldızın etrafındaki karanlık gökyüzü olmadan, yıldızın hiçbir anlamı kalmaz. İphikles, belki o masalsı güçlere sahip değildi ama koca bir efsanenin yükünü sırtında taşırken, bir an bile olsun o efsaneden vazgeçmedi. Şimdi, o son kadehi de bitirdiğime göre, belki bir başka gün size daha neşeli bir şeyler anlatırım. Ama unutmayın; herkes kahraman olamaz, herkesin bir kahramanın yanında durması bile bazen gerçek bir kahramanlık gerektirir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, şarabın tortusunda parıldayan o kadim ışığa bakma; asıl gerçek, gölgelerin uzun olduğu o ıssız taşların altındadır. Masallarda anlatılmayan bir sır var... Herkes kahramanların parıltısını görür, ama o parıltının gölgesinde ezilenleri, o gölgenin kimin kanıyla beslendiğini kimse sormaz. Gel, sana İphikles’i anlatayım.
Dinle beni küçük dostum, tarih dediğin şey, güçlü olanın kendi heykelini yontarken kullandığı bir yalan yumağıdır. İphikles, bir kralın değil, bir “gölge kardeşin” hikayesidir. O, Amphitryōn’un oğluydu; yani tanrıların değil, toprağın ve insanın çocuğuydu. Yanında ise Zeus’un kibriyle yoğrulmuş, adı dilden dile dolaşan bir Hēraklēs vardı. Hani o her şeyi yakıp yıkan, her kapıyı omuzlayan sözde kurtarıcı.
Hatırlarsın, beşikteki o yılan meselesini... Herkes Hēraklēs’in gücünü alkışlar, değil mi? Ama o yılanı gördüğünde titreyen, korkan, yani aslında "insan" kalan İphikles’in çığlığını kimse duymadı. İnsan olmak, o büyük hırsların yanında bir zayıflık gibi gösterildi ona. Oysa korkmak, yaşama tutunmaktır; öldürmeyi marifet bilmemektir.
Ah benim koca yürekli evladım, krallar ve kahramanlar... Onlar her zaman kendi oyunlarını kurarlar. Kreon, kızlarını bir ganimet gibi iki kardeşe dağıtırken, sanıyor musun ki sevgiye yer vardı? Hayır, o sadece bir ittifak, bir tapulama meselesiydi. İphikles o sistemin çarkları arasında savruldu; ağabeyinin şanına ortak edilmek istendi ama aslında sadece onun dehşetine tanık oldu.
Ve o korkunç son... Hani şu "çılgınlık" dedikleri an. Büyük kahraman Hēraklēs, kendi çocuklarını ve İphikles’in evlatlarını yok ettiğinde, kimse o saray duvarlarının ardındaki sessiz çığlığı sormadı. Tarih, kahramanın "bir anlık hatası" dedi buna. Peki ya İphikles? O, sadece bir başkasının kibrinin ve deliliğinin bedelini ödeyen, kendi sessizliğinde boğulan bir insandı. Sistem, ışığı olanı yüceltirken, ona gölge olanı unutmaya mahkum eder.
Şimdi anladın mı evlat? Güç sahipleri, başkalarının hayatlarını kendi hikayelerinin bir dekoru gibi kullanır. Ama unutma; asıl asalet, o büyük yıkımların altında bile insanca korkabilen, insanca yas tutabilen, İphikles gibi "gerçekten" yaşayanlardadır. Kahramanların gölgesi ne kadar uzunsa, insanlığın ışığı o kadar kısadır.