Thesauros Mitoloji İphianassa

İphianassa

İphianassa

Agamemnon’un kızı İphigeneia’nın Homeros destanlarında geçen kadim ismi. Kaderin cilvesiyle anılan, hüzünlü ve soylu bir kral soyunun temsilcisi.

Agamemnon’un soy kütüğüne hapsedilen İphianassa, şairin dizelerinde İphigeneia adıyla anılan, babasının kutsal sayılan seferi uğruna kurban edilmesi meşru görülen bir varlıktır. İktidarın mutlak arzusunu sürdürmek adına bireyin iradesinin bir takas aracına dönüştüğü bu figür, egemenin stratejik satrancında yalnızca bir piyon değil, aynı zamanda o düzenin sürekliliği için susturulması gereken bir sessizliktir; zira hiyerarşinin tahkimatı, onun gibi itaatkar öznelerin kendi varlıklarını bir zorunluluk uğruna feda etmeleriyle mümkün kılınır.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Yaşlı gözlerime bakma öyle, içimde hala o eski neşeli günlerin pırıltısı var. Bugün sana anlatacağım isim, rüzgarların neden bazen sustuğunu ve bir babanın yüreğinin nasıl kaskatı kesilebileceğini fısıldıyor.

İphianassa… Adını duyduğunda sanki uzaklardan gelen, hüzünlü bir flüt sesi duyarsın. Birçoğunuz onu daha çok İphigeneia adıyla tanır, çünkü destanların tozlu sayfalarında ismi hep o şekilde yankılanır. Ama gel gör ki, Agamemnon’un o talihsiz kızının ilk sesi, ilk nefesi İphianassa’dır.

Şu gökyüzü sakinlerinin işlerini bilirsin; bazen sadece bir kapris uğruna koskoca kralları, orduları birbirine düşürürler. Hani şu meşhur Troya Savaşı var ya? İşte o savaş için kalkan gemiler, Aulis kıyılarında rüzgarsız kalıp çakılıp kaldıklarında, denizlerin efendisi Poseidon’un öfkesini dindirmek için bir kurban gerekmiş. Babası Agamemnon, o görkemli ama bir o kadar da çaresiz kral, biricik kızını bir kadeh dolusu umutla aldatıp sunak masasına götürdüğünde, İphianassa’nın adı kaderin sayfalarına altın harflerle ama gözyaşıyla yazılmıştı.

İşte bu yüzden, antik çağın ozanları ona iki isim vermeyi uygun görmüşler. Birinde bir prenses, diğerinde ise fırtınaları durduran o kutsal kurban... Hangisi doğru dersen, ikisi de aynı kalbin atışı. Ama ben onu her andığımda, güneşin altında gülümseyen o genç kızın sesini duyarım.

Şimdi söyle bakalım, babasının hırsı mıydı onu tarihe geçiren, yoksa kendi fedakarlığı mı? Bunu anlamak için çok değil, biraz daha yaşlanıp şu dünyanın şarabından –pardon, üzümün o mayhoş suyundan– biraz daha tadıp, insan denen varlığın ne kadar tuhaf olduğunu görmen gerekecek.

Hadi, gözlerini kapatma öyle hemen; uykun gelirse hikayeler kaçar. Bir dahaki sefere sana, Artemis’in onu son anda nasıl bir geyiğe dönüştürüp sislerin arasına sakladığını anlatırım belki. Ama sadece belki... Çünkü bazen efsaneler, biz yaşlıların zihninde en güzel haliyle saklı kalmalıdır.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi