Thesauros Mitoloji İon

İon

İon

İon, İonyalıların atası kabul edilen; kökeni Atina efsanelerine ve tanrı Apollon’a dayandırılan, Hellen soylarının kurucu figürüdür.

İon, Ege kıyılarında konuşlanan İaones boylarına meşru bir köken arayışının ürünü olarak Atina merkezli anlatılarda kurgulanmış bir figürdür. Soy kütüğünde, Hellen’in üç oğlundan biri olan Ksuthos’un temsil ettiği iktidar hattı, İon aracılığıyla bir meşruiyet zincirine dönüştürülür; böylece Doros ve Aiolos doğrudan boyların isim babası kılınırken, Ksuthos üzerinden inşa edilen bu soy ağacı, tarihsel boşlukları otoritenin bekası adına dolduran bir anlatı mekanizması haline gelir.

Herodotos, bu aidiyet değişimini bir isim hakkı gaspı veya dönüşümü üzerinden tanımlar; ona göre Peloponez’de yerleşik Pelasgoi Aigialees topluluğu, Ksuthos’un oğlu İon’un gelişiyle yeni bir adlandırmanın ve tahakkümün nesnesi olur. Efsaneye göre, kardeşlerinin Tesalya’dan kovduğu Ksuthos, Atina kralı Erekhtheus’un kızı Kreusa ile kurduğu hanedan ittifakı sonrası sürgüne düşer. Peleponez’deki Aigialeos topraklarına sızan bu aile, İon’un Selinos’un kızı Helike ile evlenip bölgede bir kent kurmasıyla yeni bir hiyerarşinin sınırlarını çizer. İon’un Atina’ya davet edilip orada ölümü ve ardından Akhaios’un bölgeyi ele geçirip Akhaia ismini yerleştirmesi, Pausanias’ın kayıtlarında boyların kökenini düzen altına alan bir mülkiyet ve yönetim anlatısı olarak görünür. Strabon ise bu dizgeyi, İon’un Attika’daki siyasal düzenlemeleri ve denizaşırı genişleme hamleleriyle bir tür devlet aklı mimarlığına dönüştürür.

Euripides, tragedyasında bu miti tanrısal bir yetke katına yükseltir: İon, Ksuthos’un değil Apollon’un biyolojik mirasçısı kılınır. Kreusa’nın bir mağarada terk etmek zorunda kaldığı bebek, Hermes eliyle Delphoi’ye kaçırılır; rahibelerin gözetiminde büyütülen bu çocuk, sonunda tanrısal bir emirle Atina tahtına eklemlenir. Euripides’in mutlu sonla kurguladığı bu olay örgüsü, İonyalıların kimliğini salt insani bir göçten ziyade, tanrısal bir hiyerarşinin ve değişmez bir kaderin altına imza atarak Atina’nın merkeziliğine bağlar. Burada İon, devlet aygıtının ve tanrısal buyruğun kesiştiği noktada, iktidarı gökyüzünden yeryüzüne indiren bir elçiye dönüşür.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle yaklaş da eski bir dostun hikayesini anlatayım sana. Şarap testimi biraz kenara koyalım, zira bazı hikayeler bulanık kafayla değil, berrak bir zihinle dinlenir. Bugün sana İon’u anlatacağım. İon dediğin kimdir bilir misin? Hem bir halkın babası, hem de yolların yolcusu...

Eski zamanlarda, Hellen adında büyük bir ata varmış. Onun üç oğlu olmuş: Doros, Aiolos ve bizim hikayemizin başrol oyuncusu Ksuthos. İşler Tesalya’da sarpa sarınca, kardeşleri Ksuthos’u evinden kovmuşlar. O da düşmüş yollara, Atina’ya kadar gitmiş. Orada Kral Erekhtheus’un güzel kızı Kreusa ile evlenmiş. Ama kader bu, rahat durur mu? Oradan da sürülmüşler, Peloponez denilen o meşhur yarımadaya geçmişler.

Şimdi burada bir dur, çünkü iki farklı hikaye var İon hakkında. Bazıları der ki; Ksuthos bir gün ölmüş, oğlu İon da gitmiş Selinos adlı bir kralın kızı Helike ile evlenmiş. Kayınpederi ölünce de yerine geçmiş, Helike adında bir şehir kurmuş. İşte o halka da İon’un adından dolayı "İonyalılar" demişler. Hatta İon, Atinalılara savaşta yardım etmek için gitmiş, oraya yerleşmiş. Atina’nın o karmaşık siyasetini, düzenini hep o kurmuş derler.

Ama bir de Euripides denen o usta tiyatrocu var ya, o işi biraz daha şenlikli hale getirmiş. Der ki; "Yahu olur mu öyle şey, İon dediğin gökyüzü sakinlerinin torunudur!" Meğer Apollon, güzel Kreusa’yı Akropol’deki bir mağarada görmüş, gönlünü kaptırmış. Bir çocukları olmuş ama Kreusa korkusundan bebeği bir sepete koyup kayalığa bırakmış. Neyse ki tanrılar dünyasında kimse sahipsiz kalmaz; haberci tanrı Hermes çocuğu bulmuş, götürüp Delphoi’deki tapınağa bırakmış. Orada büyümüş, serpilmiş. Yıllar sonra Ksuthos ve Kreusa çocukları olmayınca tapınağa danışmaya gittiklerinde karşılarına çıkıvermiş. Kreusa önce şaşırmış, sonra "Benim oğlum!" diyerek bağrına basmış. Apollon'un işi işte, hem tanrısal bir köken hem de mutlu bir son!

Şimdi sen sorarsan, "Silenos, hangisi doğru?" diye... Ben de derim ki; tarihçiler kendi dertlerini anlatmak için kılıf ararlar, şairlerse güzellik peşindedir. İon, belki bir gökyüzü sakininin oğlu, belki de sürgündeki bir babanın evladıydı. Ama şu bir gerçek; bugün Ege kıyılarında yankılanan o köklü sesin, o güzelim şehirlerin temelinde onun emeği var.

Herkesin bir kök arayışı vardır evlat; bazısı toprakta, bazısı tanrıların bulutlu saraylarında. Ama önemli olan nereye gittiğindir. İon, gittiği her yere düzeni, umudu ve ismini götürdü. Tıpkı şu yaşlı Silenos'un kadehindeki tortu gibi; en altta ne olduğu değil, üzerinde parlayan o kehribar rengi hikayedir insanı yaşatan. Hadi bakalım, git şimdi biraz daha düşün, bu İon belki de bir yerlerde hala yeni bir şehir kuruyordur, kim bilir?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi