Thesauros Mitoloji İokaste

İokaste

İokaste

Thebai kraliçesi İokaste, acı bir yazgıyla öz oğlu Oidipus’un hem annesi hem karısı olmuş; bu ağır gerçeği öğrenince yaşamına kendi eliyle son vermiştir.

Tragedya metinlerinde Oidipus’un hem annesi hem de eşi olarak konumlandırılan kadın, destan geleneğinde Epikaste adıyla anılır. Thebai soylularından Menoikos’un kızı ve Kreon’un kız kardeşi olan İokaste, Thebai kralı Laios’la evlenerek Oidipus’un doğumuna vesile olur. Kaderin, hanedanların bekası ve kan bağı üzerinden kurduğu o görünmez hiyerarşik çarklar, Laios’un ölümünün ardından tahtın yeni sahibi Oidipus ile İokaste’yi bir araya getirir. Bilinçsizce kurulan bu yeni meşruiyet, sarayın duvarları arasında iki erkek ve iki kız çocukla meyvelerini verirken, iktidarın kutsal yasalarla ördüğü o mutlak düzenin aslında ne kadar kırılgan olduğu gizlenmektedir. Hakikatin üzerindeki perde kalktığında, bir annenin ve eşin kendi hayatına son vermesi, aslında toplumsal ve siyasal yapının birey üzerindeki tahakkümünün kaçınılmaz bir nihayeti olarak okunur.
Silenos
Gel bakalım evlat, otur şöyle şuraya. Gölgeler uzarken, ocağın ateşi kıtırtıyla yanarken sana Thebai’nin kederli kraliçesi İokaste’den bahsedeceğim. İnsan kaderi dediğin, bazen kör bir düğüm gibidir; ne kadar çözmeye çalışsan o kadar sıkılaşır.

İokaste, Menoikos’un kızı, o güzel ve soylu kadın... Thebai’nin tahtında, Kral Laios’un yanında otururken, gökyüzü sakinlerinin onun için ördüğü ağdan habersizdi. Bir oğlu oldu, küçücük bir bebek. Ama kaderin fısıltıları hiç de hayra alamet değildi. Derler ki, o çocuk büyüyüp babasının sonunu getirecek, tüm düzen altüst olacaktı. İşte o gün, korku yüreklere bir sarmaşık gibi dolandı.

Yıllar geçti, tozlu yollardan şehre bir yabancı geldi. Oidipus... Adı bile "şiş ayaklı" anlamına gelen o genç adam, girdiği her bilmeceyi çözen, keskin zekalı biriydi. Laios’un boş kalan tahtına oturduğunda, krallığın huzuru için İokaste ile birleşti. İokaste o vakitler bilmiyordu, evindeki yabancının aslında kendi kanı olduğunu. İnsan, bazen en yakınındakinin gözlerine bakar da, kendi geçmişini göremezmiş.

Dört çocukları oldu sonra; sevgiyle, neşeyle büyüdüler. Sarayın bahçelerinde kahkahalar yükselirdi. Fakat kader, kaçtığın yerin kapısında seni bekleyen o sadık köpektir; er ya da geç bulur. Gerçekler, bir fırtına sonrası gün yüzüne çıkan kayalar gibi tek tek dökülmeye başladı. İokaste, gerçeğin soğuk nefesini ensesinde hissettiğinde, artık gidecek tek bir yer bile kalmamıştı.

İnsan yüreği, bazı düğümleri çözmeye dayanamaz evlat. İokaste, bir annenin kalbiyle bir eşin vicdanı arasında sıkışıp kaldığında, hayatın ona sunduğu o acı kadehi sonuna kadar içti. Kendi elleriyle kurduğu o mutlu yuvanın, aslında bir büyük felaket olduğunu anladığında, artık gökyüzüne bakacak gücü de kendinde bulamadı.

İşte böyle... Hayat, bazen en parlak tacı bile en ağır yükle birleştirir. İokaste’nin hikayesi, bizlere yolların nereye çıkacağını asla bilemeyeceğimizi fısıldar. Şimdi git, uykuna dal; ama unutma, ne yaşarsan yaşa, içindeki o çocuksu ışığı soldurma. Kaderin karanlığına inat, sen kendi hikayeni güzellikle yazmaya bak.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi