Gel bakalım evlat, otur şöyle şuraya. Gölgeler uzarken, ocağın ateşi kıtırtıyla yanarken sana Thebai’nin kederli kraliçesi İokaste’den bahsedeceğim. İnsan kaderi dediğin, bazen kör bir düğüm gibidir; ne kadar çözmeye çalışsan o kadar sıkılaşır.
İokaste, Menoikos’un kızı, o güzel ve soylu kadın... Thebai’nin tahtında, Kral Laios’un yanında otururken, gökyüzü sakinlerinin onun için ördüğü ağdan habersizdi. Bir oğlu oldu, küçücük bir bebek. Ama kaderin fısıltıları hiç de hayra alamet değildi. Derler ki, o çocuk büyüyüp babasının sonunu getirecek, tüm düzen altüst olacaktı. İşte o gün, korku yüreklere bir sarmaşık gibi dolandı.
Yıllar geçti, tozlu yollardan şehre bir yabancı geldi. Oidipus... Adı bile "şiş ayaklı" anlamına gelen o genç adam, girdiği her bilmeceyi çözen, keskin zekalı biriydi. Laios’un boş kalan tahtına oturduğunda, krallığın huzuru için İokaste ile birleşti. İokaste o vakitler bilmiyordu, evindeki yabancının aslında kendi kanı olduğunu. İnsan, bazen en yakınındakinin gözlerine bakar da, kendi geçmişini göremezmiş.
Dört çocukları oldu sonra; sevgiyle, neşeyle büyüdüler. Sarayın bahçelerinde kahkahalar yükselirdi. Fakat kader, kaçtığın yerin kapısında seni bekleyen o sadık köpektir; er ya da geç bulur. Gerçekler, bir fırtına sonrası gün yüzüne çıkan kayalar gibi tek tek dökülmeye başladı. İokaste, gerçeğin soğuk nefesini ensesinde hissettiğinde, artık gidecek tek bir yer bile kalmamıştı.
İnsan yüreği, bazı düğümleri çözmeye dayanamaz evlat. İokaste, bir annenin kalbiyle bir eşin vicdanı arasında sıkışıp kaldığında, hayatın ona sunduğu o acı kadehi sonuna kadar içti. Kendi elleriyle kurduğu o mutlu yuvanın, aslında bir büyük felaket olduğunu anladığında, artık gökyüzüne bakacak gücü de kendinde bulamadı.
İşte böyle... Hayat, bazen en parlak tacı bile en ağır yükle birleştirir. İokaste’nin hikayesi, bizlere yolların nereye çıkacağını asla bilemeyeceğimizi fısıldar. Şimdi git, uykuna dal; ama unutma, ne yaşarsan yaşa, içindeki o çocuksu ışığı soldurma. Kaderin karanlığına inat, sen kendi hikayeni güzellikle yazmaya bak.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; masallarda sana anlatılan o tozlu, ağır krallık hikayelerinin ardında hiç konuşulmayan bir fısıltı var. Yetişkinlerin "kader" diyerek üzerine bir perde çektiği, oysa aslında sistemin çarkları arasında ezilen bir kadının, İokaste’nin hikayesi bu. Bir kadeh şarabın neşesini içimde taşıyarak söylüyorum; gerçekler, kralların tahtlarından daha görkemlidir.
İokaste, Thebai’nin koridorlarında kendi iradesinden çok başkalarının hırslarıyla örülmüş bir ağın içine doğmuştu. O, sadece Laios’un karısı ya da bir kralın anası değildi; o, otoritenin "doğru" kabul ettiği kuralların içinde kendine bir yer bulmaya çalışan, gözleri sistem tarafından bağlanan bir kadındı. Destanlarda ona bazen Epikaste derler; sanki ismini değiştirirlerse çektiği acının izini kaybedebilecekmişiz gibi.
Çocuk, bir krallığın "bekası" adına, daha bebekken dağlara bırakılan bir oğulun hikayesini bilirsin. Peki, o sistemin, o kibirli Laios’un korkularının, bir annenin hayatını nasıl bir kuyuya çevirdiğini hiç düşündün mü? İokaste, kralların birbirini devirdiği, güç oyunlarının asla durulmadığı bir dünyada, kendi hayatının iplerini elinde tuttuğunu sandı. Ama gerçek, bir gün sert bir kış rüzgarı gibi kapısını çaldı.
Kendi evladıyla kurduğu o düzen, kralların "sarsılmaz" dediği tahtlar aslında bir kumdan kaleydi. İokaste, gerçeğin ağırlığıyla yüzleştiğinde, o devasa saray duvarlarının arasında aslında ne kadar yalnız bırakıldığını anladı. O, suçlu değildi; o, kralların hırslarının ve kahramanlık masallarının kurbanıydı. Sistemin ona biçtiği o trajik son; hani şu kendini astığı an var ya... İşte o an, bir utanç değil, bir isyandı. "Sizin kurduğunuz bu çarkın içinde daha fazla soluk alamam," demenin sessiz, hüzünlü ve tek başına bir haykırışıydı.
Dinle güzel yavrum; insanlar İokaste’yi günahlarıyla anarlar çünkü gerçeğin yüzüne bakmak onlara korkutucu gelir. Krallar hata yapmaz derler, olan hep İokaste gibi sessiz kalanlara, kullanılıp bir kenara bırakılanlara olur. Eğer bir gün birileri sana "kader" derse, unutma ki bu sadece güçlülerin kendi hatalarını gizlemek için uydurduğu bir masaldır. Sen gerçeğin peşini bırakma, çünkü sadece o, seni gerçek bir özgürlüğe taşıyabilir.