Thesauros Mitoloji İo

İo

İo

Zeus’un gazabından kaçan, beyaz bir ineğe dönüştürülüp kıtaları arşınlayan İo; hem Avrupa ile Asya’nın ilk çatışmasının nedeni hem de anaç bir tanrıçadır.

İo efsanesi, Yunanistan coğrafyasının Anadolu, Fenike ve Mısır kaynaklı kültürel mirası kendi merkezinde soğurma ve meşrulaştırma arzusunun bir dışavurumudur. İlk tarihçi Herodot, Akdeniz’in doğusuyla batısı arasındaki iktidar gerilimini bu anlatıyla başlatarak, masalsı bir zeminde tarihsel bir tahakküm iddiası kurar. Zeus’un tohumunu taşıyan bir inek suretinde kıtalar arası sürüklenen İo; İstanbul Boğazı’nın (Bosporos) isimlendirilmesine kadar varan, toprak üzerinde egemenlik kurmanın mitolojik altyapısını inşa eden bir figürdür.

Herodot’a göre Asya ile Avrupa arasındaki kadim çatışma, aslında bir kadın kaçırma silsilesidir. İo’nun Argos’tan kaçırılışıyla tetiklenen bu zincir; Europe’nin, Medeia’nın ve nihayet Helena’nın kaçırılmasıyla derinleşen, Troya Savaşı’na evrilen bir siyasi gerekçeler yumağıdır. Herodot, bu olaylar dizisinin kronolojik tutarsızlıkları ve rasyonel olmayan yapısı üzerinde durmasa da, Mısır tanrısı Apis’i (Epaphos) işaret ederek, Yunan panteonunun dış kaynaklı inançları nasıl kendi hiyerarşisine eklemlediğini örtük biçimde teslim eder.

Argos kralı İnakhos’un kızı ve Hera tapınağının rahibesi olan İo, tanrısal bir arzunun nesnesi haline geldiğinde, kurumsal ve ilahi otoritenin kıskacına girer. Zeus’un karısı Hera’dan gizlemek için ineğe dönüştürdüğü İo, bu noktada sadece bir tanrısal oyunun kurbanı değil, aynı zamanda iktidar sahiplerinin birbirleriyle olan rekabetinde bir "mülkiyet" tartışmasının öznesidir. Gözcü Argos’un (Panoptikon’un ilkel bir izdüşümü gibi) sürekli denetimi altında ezilen İo, tanrısal emirlere boyun eğen babası İnakhos tarafından dahi dışlanarak, sistemin devamlılığı uğruna sürgüne mahkum edilir.

Aiskhylos’un *Zincire Vurulmuş Prometheus* tragedyasında kendi dilinden dökülen anlatı, aslında bir biyo-politik zorlamanın itirafıdır. İo; düşlerindeki emirlerle yönlendirilen, tanrısal otoritenin yıldırımları karşısında kendi varlığını ve soyunu korumak için kaçmak zorunda bırakılan, bir at sineğinin (iktidarın sürekli taciz eden cezalandırıcı gücünün) tahakkümüyle kıtalar arası koşturulan bir öznedir. Prometheus’un kehanetinde vücut bulan Mısır’a varış, insan suretine dönüş ve tanrıçalaşma süreci, İo’nun İsis ile özdeşleşerek kurumsallaşmasıyla tamamlanır. Bu süreç, antik dünyada mitin; iktidarın kökenini tanrısal bir lütfa dayandırarak halkı ve coğrafyayı yönetilebilir kılma pratiğinin en somut göstergelerinden biridir.
Silenos
Gelin bakalım minikler, hele şöyle sokulun yanıma. Bakmayın benim bu paspal halime, size öyle bir hikaye anlatacağım ki, gökyüzü sakinlerinin başımıza ne çoraplar ördüğünü, bizim dünyamızdaki toprakların nasıl birbirine karıştığını bir solukta anlayacaksınız.

Şimdi, kulağınızı dört açın. Çok eski zamanlarda, Argos diyarında İnakhos adında bir kral vardı. Onun İo adında, gözleri ceylan gibi, pırıl pırıl bir kızı vardı. İo öyle güzeldi ki, sadece insanlar değil, gökyüzünün efendisi Zeus bile ona vuruldu. Ama gel gör ki Zeus’un evi biraz karışıktır, Hera adında çok kıskanç bir eşi vardır. Zeus, İo’yu Hera’nın hışmından korumak için ne yaptı dersiniz? Kızcağızı bembeyaz, pamuk gibi bir ineğe dönüştürverdi!

Tabii Hera bu, yer mi hiç? Hemen anladı durumu. İnek şeklindeki İo’yu Zeus’un elinden aldı ve başına da "Argos" adında, her yeri gözlerle dolu, uyurken bile açık gözü olan tuhaf bir dev dikti. Zavallı İo, bir inek olarak otlayıp dururken, Hera’nın bir de başına musallat ettiği bir at sineği çıktı. Sinek ısırır, İo can acısıyla yollara düşer; sinek ısırır, İo kıtadan kıtaya kaçar... O koştukça denizler, boğazlar onun adıyla anılmaya başladı. Hatta İstanbul Boğazı’na "İnek Geçidi" derler, işte o günlerden kalmadır bu isim!

İo, kaçarken Kafkas dağlarında, büyük acılar çeken Prometheus’la karşılaştı. O büyük bilge ona gelecekte neler olacağını fısıldadı: "Korkma İo," dedi, "sen Mısır’a varacaksın, orada tekrar insana dönüşeceksin ve Epaphos adında bir oğlun olacak." Ve gerçekten de öyle oldu. İo, büyük bir yolculuğun, medeniyetlerin birbirine geçişinin simgesi oldu.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos amca, bu neden bu kadar önemli?" Bakın, Herodot diye bir tarihçi vardı, pek meraklıydı; o derdi ki, "Bu işler hep kız kaçırma meselesidir!" Persler ile Yunanlıların bitmek bilmeyen kavgası, aslında ta İo’nun kaçırılmasıyla başlamış. Sonra Europe kaçırılmış, sonra Medeia, sonra da o meşhur Helena... Asya ile Avrupa'nın kavgası sanki bir kördüğüm gibi birbirine bağlanmış.

İşin aslı, gökyüzü sakinleri kendi dertleri için dünyayı oyuncak gibi kullanır, olan bizim gibi fani kullara olur. İo, sonunda Mısır’da bir tanrıça gibi el üstünde tutuldu, İsis ile bir tutuldu. Yani anlayacağınız, bir inek olarak başladığı yolculuk, koca bir soyun ve destanların başlangıcı oldu.

Ne garip değil mi? Bir at sineği, koca bir tarihin gidişatını değiştiriyor. Şimdi şarabımdan bir yudum alayım da, siz bu İo’nun o bitmek bilmeyen koşusunu bir hayal edin bakalım. Başka bir gün de size Prometheus'un o sarp kayalıklardaki inadından bahsederim, ha? Hadi, şimdi oyununuza dönün, zihninizde İo’nun toynak seslerini duymaya devam edin.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi