Thesauros Mitoloji İdomeneus

İdomeneus

İdomeneus

Minos’un torunu Girit kralı İdomeneus, Troya’da büyük yiğitlik göstermiş, yurdundan sürülüşü ve lanetiyle tarihin en hüzünlü krallarından biri olmuştur.

Deukalion’un soyundan gelip Minos’un mirasını kuşanan Girit kralı İdomeneus, Troya surları önünde kendi otoritesini kan ve çelikle pekiştiren bir figürdür. Üvey kardeşi Molos’tan olma yeğeni Meriones, sadece bir seyis ya da yoldaş değil, hükümdarlık hiyerarşisinin gerektirdiği o mutlak sadakatle kralının yanından bir an olsun ayrılmaz. Homeros’un "tanrısal" ve "alev gibi" sıfatlarıyla yücelttiği bu saçlarına kır düşmüş figür, tahakkümün meşruiyetini savaş meydanındaki cesed yığınları üzerinden inşa eder.

Savaşın karmaşası içinde İdomeneus, Deiphobos, Aineias ve Hektor gibi kudretli rakipleriyle girdiği çatışmalarda kendi üstünlüğünü kanıtlar; Meriones ise bu hükümranlık mücadelesinde ona eşlik eder. Destan anlatılarında, şehri düşüren o gizli tahta aygıtın içinde yer alması ve Akhilleus’un cenaze törenlerindeki yumruk yarışında birinci gelerek gücünü tescillemesi, onun askeri disiplinle örülü konumunu perçinler. Rivayet odur ki, emrindeki savaşçıları dalgaların yıkımından koruyup Girit’e sağ salim ulaştırması, yöneten ile yönetilen arasındaki o sıkı bağı simgeler.

Ancak iktidarın bedeli, çoğu zaman kendi kutsal inançlarıyla kurulan sözleşmelerin karanlığında gizlidir. Dönüş yolculuğunda Poseidon’a verdiği, ilk karşılaşacağı canlıyı kurban etme yeminini tutarak evladının kanını akıtması, mutlak otoritenin kendi soyuna bile merhamet göstermeyen sarsılmaz –ve bir o kadar da zalim– doğasını ortaya koyar. Bu kanlı ayin sonrası yurdunda başlayan salgın, halkın iradesiyle sürgüne gönderilmesine ve Güney İtalya’ya uzanan bir belirsizliğe yol açar.

Karakterinin etrafındaki bir başka örüntü ise Thetis ve Medeia arasındaki güzellik yarışmasında yargıçlık koltuğuna oturmasıdır. Seçiminin bedeli olarak Medeia’nın lanetine uğrayan İdomeneus, bu kadim hikayede hem kendi yalanının hem de "Giritlilerin yalancı olduğu" söylentisinin merkezine yerleşir. İktidarın, hakikati kendi çıkarları doğrultusunda bükme ve bu yolla toplumsal algıyı manipüle etme biçimi, İdomeneus’un tarihinde kalıcı bir leke olarak yankılanır.
Silenos
Gelin bakalım küçük dostlarım, ateşin etrafına biraz daha yanaşın. Şu yaşlı Silenos'un dizinin dibine oturun da size Girit’in mağrur kralı İdomeneus’u anlatayım. Hani o saçlarına kır düşmüş, ama yüreği hala alev alev yanan gümüş saçlı savaşçı!

İdomeneus, büyük kral Minos’un torunudur; damarlarında soylu bir kan dolaşır. Troya surlarının önünde kılıcını savururken, öylesine gözü pektir ki, görenler onu tanrılardan biri sanır. Yanında hep o sadık yoldaşı, üvey kardeşinin oğlu Meriones vardır. Biri nerede, diğeri orada! Savaşın en kızıştığı, gökyüzü sakinlerinin bile nefesini tutup izlediği o günlerde, Hektor’un karşısına dikilip meydan okuyacak kadar da cesurdur. Akhilleus’un cenaze oyunlarında yumruklarıyla kimseyi yanına yaklaştırmayıp birinci olduğunda, o sarsılmaz gücünü tüm Yunanistan’a kanıtlamıştı zaten.

Ancak hayat, sadece kılıç sallamaktan ibaret değildir çocuklar. Savaştan sonra evine, o güzel Girit adasına dönerken, denizlerin hakimi Poseidon ile arasında bir anlaşmazlık yaşanır. Derler ki; eve sağ salim varabilmek için bir yemin etmiş. "Eğer karaya ayak basarsam, karşılaştığım ilk kişiyi sana kurban edeceğim!" demiş. Ah, o dillerden dökülen sözler yok mu... Kaderin cilvesine bakın ki, kıyıda onu karşılayan ilk kişi öz evladı olmuş. Sözünü tutmuş tutmasına ya, ama o günden sonra Girit’te huzur kalmamış. Kendi yurdunda bir yabancı olup çıkmış, kalkıp ta uzak İtalya’lara, sürgüne gitmiş.

Bir de şu "Giritliler yalancıdır" sözünü duymuşsunuzdur mutlaka. İşte onun kökünde de İdomeneus’un bir garip yargıçlığı yatar. Bir güzellik yarışmasında Thetis ile Medeia karşı karşıya gelmiş. İdomeneus, Thetis’i seçip ödülü ona verince, Medeia küplere binmiş! Öyle bir öfke ki bu, İdomeneus’un bütün soyuna, hatta Girit halkının dürüstlüğüne bile gölge düşürmüş.

İşte böyle çocuklar; bazen bir insanın ömrü, koca bir destan kadar parlak, ama bir o kadar da hüzünlü ve karmaşık olabilir. İdomeneus, kılıcıyla zaferler kazandı, denizin öfkeli dalgalarına karşı durdu ama sonunda kaderin ağlarına takılıp gitti. Şimdi, masal burada biter ama kulaklarınızda rüzgarın fısıltısı kalsın. Unutmayın, ne yaparsanız yapın, ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin; çünkü bazen en büyük savaşlar, o sözlerin ardından gelir.

Hadi bakalım, şimdi biraz şerbet için de uykunuza dalın. Yarın anlatacak daha çok masalımız var.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi