Thesauros Mitoloji İdmon

İdmon

İdmon

Apollon’un oğlu, Argonaut’ların önünü gören bilge bilici İdmon, talihsiz bir yaban domuzu avında kendi sonunu göremeden aramızdan ayrılıp gitti.

Argonautlar seferinin kehanet yükünü omuzlayan İdmon, soy kütüğünü tanrısal bir kurguyla Apollon’a dayandırsa da, dünyevi varlığı Abas’ın hanedanlık çizgisine sıkışmıştır; zira iktidar, kökeni her daim göklerin mutlaklığına bağlayarak tahakkümünü meşrulaştırmayı arzular. İsmi "gören" olarak tescil edilmiş bu figür, yolculuğun akışını kendi öngörü süzgecinden geçirip rotayı çizerken, aslında disipline edilen bir düzenin mimarlığını üstlenmiştir. Ancak bu hiyerarşik öngörü, Mariandynler ülkesinde bir yaban domuzunun pençeleriyle sarsılarak son bulur; kontrol altına alınmaya çalışılan doğa, kendi vahşi yasalarıyla bu biliciyi aradan çekip, kaderin yazılı olmayan anarşisini hatıra bırakır.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iyice yerleş. Hah, şöyle... Ayaklarını uzat da dinle. Bak, sana İdmon’u anlatayım. Hani o meşhur Argonautlar var ya, hani şu devasa gemiyle dünyanın sonuna kadar macera peşinde koşan yiğitler; işte onların arasında bir adam vardı ki, gözleri sadece gördüğünü değil, henüz olmamışı da görürdü.

İdmon, diğer ölümlülerin aksine biraz farklı bir mayadan yoğrulmuştu. Aslında babası Abas, namıdiğer Melampus’un evladıydı ama herkes bilirdi ki, onun ruhuna ışığı üfleyen bizzat Apollon’dur. Gökyüzü sakinleri bazen böyle yapar, bir faninin kalbine kendi parıltılarından bir damla bırakırlar. İdmon’un ismi bile “gören” demekti. O, uçan kuşların kanat çırpışından, dalgaların kıyıya vuruşundan yarının ne getireceğini okurdu.

Argonautların o büyük, çetin yolculuğuna katılmasına katılmıştı ama içinde hüzünlü bir düğüm vardı. O, gidecekleri yolu, aşacakları fırtınaları, çarpışacakları kaderi ta en başından biliyordu. Yine de korkup kaçmadı. Bilgelik bazen, sonunu bile bile o yola girmeyi gerektirir, bilirsin ya...

Yolculuğun bir yerinde, Mariandynler ülkesine vardılar. Denizlerin yorgunluğunu üzerlerinden atmak için karaya çıktılar. Tam o sırada ormanlık bir alanda ava daldılar. İşte kader, bazen çok büyük bir iş yaparken değil, en beklenmedik anda, bir çalılığın ardında kıstırır insanı. İdmon, o keskin gözleriyle avını kovalarken, öfkeli bir yaban domuzunun üzerine doğru atıldığını fark etti. Bir bilici için en garip şey, kendi sonunu görmesine rağmen ona doğru koşmaktır belki de. O koca hayvan, İdmon’u o güçlü dişleriyle yaraladı.

Yere yığıldığında yanında kahraman arkadaşları vardı elbet, ama kimse Apollon’un o ışıklı oğlunu tutamadı. Gökyüzü sakinleri onu kendi yanlarına, yıldızların arasına alırken, İdmon geride sadece cesur bir hikaye değil, “geleceği görmenin bazen taşıması en ağır yük olduğunu” kanıtlayan bir ders bıraktı.

İşte böyle küçük dostum. İnsan bazen en büyük yeteneğinin, kendi kaderiyle yüzleşirken nasıl sınandığını görür. Hadi şimdi gözlerini kapa, belki rüyanda o geminin kürek seslerini duyarsın. Ben de kadehimin dibinde kalan son damlalarla biraz daha uzaklara, geçmişin tozlu sayfalarına dalayım.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi