Gelin bakalım buraya, yakınıma oturun. Dizlerim biraz tutuk ama anlatacaklarım taptaze. Bugün size İdaia adında bir kadından bahsedeceğim ama öyle tek bir kadın sanmayın onu; rüzgarın İda Dağı’nın yamaçlarında iki farklı şekilde fısıldadığı bir isimdir bu.
İda Dağı’nın o meşhur, ağaçlıklı eteklerine giderseniz, belki de o kadim fısıltıları duyarsınız. İlk İdaia, hani şu suyun berraklığında gizlenen Nympha... Skamandros ırmağının köpük köpük akan sularının tanrısıyla birleşmiş ve dünyaya Teuker’i getirmiş. Teuker, yani Troya’nın o koca yürekli, eski krallarından biri. Düşünsenize, bir yanınız pırıl pırıl akan bir ırmak, bir yanınız ormanların hışırtısı... İşte o Nympha, doğanın ta kendisiydi. Çocuğu da öyle, toprağına ve nehrine sadık biri oldu.
Ama bir de diğer İdaia var ki, o biraz daha karışık bir hikayenin kahramanı. Dardanos’un kızı, hani şu görkemli soyun soyundan gelenlerden biri. O, uzaklara, Trakya’ya, Kral Phineus’un sarayına gelin gitmiş. İnsan bazen en büyük kararları verdiğinde, kendi kaderini de bir düğüm gibi dolayabiliyor. Phineus’un başına gelen talihsizliklerde, o sarayın derin koridorlarında ismi hep bir gölge gibi dolanmış. Bazıları "kaderini o ördü" der, bazıları ise "sadece yanlış zamanda, yanlış yerdeydi" diye fısıldar. Gökyüzü sakinlerinin oyunları bazen insanın attığı bir adımla başlar, sonra çığ gibi büyür.
Şimdi bir bakın şu gökyüzüne, bir de ayaklarınızın altındaki toprağa... Bir yanda ırmağın şefkatiyle doğan bir kral, diğer yanda sarayın serin taşları arasında hüzünlü bir hikaye. İdaia ismi, birine bereketli bir nehir gibi akmış, ötekine ise biraz tozlu ve karışık bir yol çizmiş.
Siz siz olun, yollarınız İda Dağı’nın eteklerine düşerse; bir kulağınızı ırmakların şırıltısına, diğerini ise rüzgarda sallanan ağaçların hikayelerine verin. Dünya dediğiniz, sadece bugün gördüklerinizden ibaret değildir evlatlarım. Bazen bir kadehin dibinde kalan tortu gibi, geçmişin izleri de orada öylece, suskun durur.
Hadi bakalım, şimdi biraz oyun vaktidir. Ama unutmayın, her dağın ardında bir hikaye, her ismin altında bir gölge vardır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı kralların ve tanrıların gölgelerinde, tozlu kitapların arasına gizlenmiş bir sır var... Gel, yaşlı Silenos'un dizinin dibine otur. Kadehimi, hayatın sadece acı değil, aynı zamanda bilgece bir neşeyle de harmanlanması gerektiğini hatırlatan o altın sarısı şarapla doldurayım da anlatayım. Bugün sana İdaia’dan bahsedeceğim; hani şu ismi dağların rüzgarında saklı kalan, ama tarihçilerin kaleminde ikiye bölünmüş o kadın.
Bak güzel evlat, büyük tarihçiler İdaia'yı iki ayrı kişi gibi anlatır; sanki onun kaderini parçalara ayırırlarsa, kendi otoriter düzenlerinin kusursuz işleyeceğini sanırlar. Ama gerçek, bir nehrin yatağı gibidir, bazen bölündüğünü sanırsın ama suyun kaynağı tektir. Bir yanda Skamandros ırmağının tanrısıyla birleşen o Nympha var. Ona "doğa" dediler, "verimli" dediler; Teuker’in annesi, bir kralın soyunu başlatan gizemli bir kaynak. Otorite sahipleri, kendi soylarını meşru kılmak için ona her zaman bir "işlev" biçtiler. İdaia ise orada, dağların serinliğinde sadece var oluyordu; ne kralların hırsı için ne de tapınakların huzuru için.
Dinle beni bilge yavrum, madalyonun diğer yüzü daha karanlık. İdaia’yı Dardanos’un kızı olarak anlatırlar ve Trakya kralı Phineus ile evlendirirler. O, kralların sofrasında "baş belası" olarak yaftalandı. Neden biliyor musun? Çünkü İdaia, bir erkeğin egemenliğine ve kralın kanunlarına sorgusuz sualsiz boyun eğmek yerine, kendi iradesini korumaya çalıştı. Phineus gibi, kendini haklı gören bir kralın düzenini bozduğunda, onu hemen bir "kötülük kaynağı" ilan ettiler. Kralların tarihi böyledir; sessiz kalmayan kadını, "bela" diye anarlar. İdaia'nın suçu, boyun eğmek yerine var olmaktı.
Dardanos’un sarayından Trakya’nın soğuk tahtına kadar, İdaia’nın ayak izleri her zaman doğanın sesiyle karıştı. Ona *İdaia* dediler, çünkü o, tıpkı İda dağı gibi yükseklerde, kralların ulaşamadığı bir yerde duruyordu. Bugün insanlar *Akhilleus*’un kılıcını, *Hekabe*’nin feryadını konuşurken, İdaia’nın sessizliğini duyan pek azdır. O, ne bir ganimetti ne de bir kurban; o, anlatıcıların dilinde parçalanmış ama kendi gerçeğinde hep bir kalmış bir ruhtu.
Şimdi anlıyor musun küçük dostum? Tarih, kazananların yazdığı bir metin değil, kaybedenlerin ve susturulanların fısıltılarıyla doludur. Kralların "kötü" dediği, çoğu zaman sadece kendi baskıcı yasalarına karşı duran cesur bir ruhtur. Unutma; gerçek, seni kralların korkusundan özgür kılacak tek şeydir.