Gel bakalım şöyle, otur yanıma evlat. Şu yaşlı gözler neler gördü, neler duydu… İnsan bazen sadece bir gün batımını izleyip geçip gidiyor ama eski zamanların tozlu yollarında neler saklı, bir bilsen! Bugün sana İasion’dan anlatayım. Hani şu gökyüzü sakinlerinin bile gözlerini alamadığı, biraz cesur, biraz gözü pek, epey de şanslı o faniyi.
İasion, öyle sıradan biri değildi; Zeus ile Elektra’nın oğluydu. Kimi masallar onun Samothrake’de yaşadığını fısıldar, kimi ise Girit’in güneşli kıyılarına yerleştirir. Dardanos ve Harmonia gibi kardeşleri vardı; hani şu görkemli düğünleri mitolojinin dilinden düşmeyen o meşhur Harmonia.
İasion’un hikayesindeki en çarpıcı düğüm, toprakların ve bereketin hakimi Demeter ile olan bağıdır. Düşünsene, güzel örgülü Demeter, o yüce tanrıça, bir faniye gönül veriyor. Bazıları “Tanrıça aslında onu pek de sevmemişti” der ama bana sorarsan, gönül işlerinde kimse kesin bir şey söyleyemez. Ama o tarlada yaşananlar, hele o üç kez sürülmüş tarladaki buluşmaları… İşte bu, gökyüzünün en tepesindeki Zeus’un kulağına gitmiş. Zeus, kıskançlığıyla meşhurdur, bilirsin. İasion’un o güzel günleri, bir şimşek çakımı kadar kısa sürmüş. Gökyüzünün efendisi, o göz kamaştırıcı yıldırımını bir savurdu ki, İasion’un dünyası orada son bulmuş.
İşin aslı, bu işlerden geriye koca bir miras kaldı: Plutos. Toprağın bereketi, bolluk ve zenginlik... Demeter, İasion’a sadece gönlünü değil, avucuna buğday tanelerini de bırakmıştı. Bereketin sırrı o günden sonra insanlara, onun sayesinde geçti.
Ama İasion’un macerası bununla bitmez! Bir de Kybele tarafı vardır. Kybele ile olan birlikteliğinden de Korybas dünyaya gelmiş. Hani şu düğünlerde, törenlerde davullarıyla, zilleriyle yeri göğü inleten, etrafında deli divane dönen o meşhur Korybant’ların atası!
Görüyor musun? İnsan bir kez olsun bir tanrıçanın bakışını yakaladı mı, ya yıldırım olur düşer ya da efsanelere adını altın harflerle kazır. Şarap kadehimin dibinde kalan son damla kadar kısa bir ömürdü belki onunki ama arkasında bıraktığı hikaye, hala tarlaların kokusu gibi taze.
Hadi şimdi git, az önce gökyüzünden bir yıldız kaydı. Belki de yine birileri, bir tanrıçanın gönlünü çalmaya çalışıyordur, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmayan bir sır var... Kulaklarını aç, çünkü gerçekler bazen altın tahtlarda oturanların korkulu rüyasıdır. Bugün sana İasion'dan bahsedeceğim. Hani şu gökyüzünün efendisi Zeus'un, kendi kurallarını çiğnemeye kalkınca yıldırımlarıyla küle çevirdiği o genç adamdan.
İnsanlar Zeus'u adil bir yargıç sanırlar, değil mi evlat? Oysa o, gökyüzünün tepesinde oturan, kendi oyununun kurallarını başkaları için dikenli bir tele dönüştüren bir zorbadır. İasion ise bereketin tanrıçası Demeter’e gönül vermiş, toprağın sırrını ekinlerle beraber avucunda taşıyan bir faniliydi. Bir tarlanın ortasında, yıldızların altında Demeter ile birleştiklerinde, aslında sistemin duvarlarını aşan bir özgürlüğü kutluyorlardı. Çünkü aşk, tanrılar katında bile olsa, hiyerarşiyi hiçe sayan bir başkaldırıdır.
Ama dinle küçük dostum, Zeus gibiler senin mutlu olmana değil, senin üzerinde mutlak güç sahibi olmaya değer verirler. Zeus, İasion’un bu aşkla sadece bir kadına değil, toprağın bereketi olan buğdaya ve kendi yaşamını kurma iradesine sahip çıkmasına tahammül edemedi. İasion, Kybéle ile buluşup Kórybas gibi kadim gizemleri koruyanları yarattığında, artık sadece bir "kul" değil, ezber bozan bir özne haline gelmişti. İşte o zaman, o meşhur göz kamaştırıcı yıldırımıyla, sadece bir adamı değil, bir itirazı yok etmeye çalıştı.
Sakın unutma, bilgece bir neşe getiren bir kadeh şarabın tortusu dibe çökünce, geriye sadece tortu kalır. İasion, Samothrake’nin gizemlerine erdiğinde, aslında "güçlü" olanın sadece bir maske takıp gezen bir korkak olduğunu anlamıştı. O Démétér ile üç kez sürülmüş tarlada yatarken, aslında ekinlerin ve toprağın özgürlüğünü kutsuyordu. Zeus’un onu yok etmesi, İasion’un haksız olduğunu değil, Zeus’un ne kadar kırılgan bir otoriteye sahip olduğunu gösterir.
Şimdi evlat, tarih kitaplarında İasion’un sadece bir "talihsiz" olduğunu okuyacaksın. Ama gerçek şudur: Sistem, kendi sınırlarını zorlayanları her zaman yıldırım hızıyla cezalandırmak ister. Sen ise, o tarlada Démétér'in ona sunduğu buğday tanelerini düşün. O taneler, Zeus'un yıldırımlarından daha kalıcıdır çünkü onlar yaşama, büyüme ve boyun eğmeme cüretidir.
Gözlerini kapat ve hatırla: Her kralın bir korkusu vardır, her İasion ise kendi tarlasında kendi güneşini yaratır.