Gelin bakalım, yakınıma oturun. Dizlerim biraz ağrıyor ama hafızam hala pırıl pırıl, tıpkı bir çocuk oyuncağı gibi. Şu tozlu haritalara bakıp durmayın, dünya sadece kağıt üzerindeki çizgilerden ibaret değildir; her karış toprağın altında bir kahramanın ayak izi, her nehrin kıyısında bir tanrıçanın fısıltısı gizlidir.
Bakın, Rodos’ta Ialysos diye bir yer vardır, güneşin çocukları orayı mesken tutmuştur. İtalya'ya gözünüzü çevirirseniz, Ianus’un adını taşıyan o tepeyi görürsünüz; sanki iki dünyaya da açılan bir kapıdır orası. Ya İda Dağı? Bizim Kazdağları... Ah, oranın rüzgarı hala Aphrodite’nin kokusunu taşır. Paris’in elma macerasını, Aineias’ın hüzünlü bakışlarını kim unutabilir? İlion ya da İlmros dendi mi, hemen Troya’nın o görkemli surlarına gidersiniz; taşın toprağın bile ağıt yaktığı yerlerdir oralarda.
Ege’nin ortasında İmroz vardır, Poseidon’un maviliğine göz kırpar. İnakos Irmağı’nın kıyısında İo’nun kaçışını, İolkos’ta ise cesur Argonautların denize açılışını hayal edin. Bir yanda İonlar, o kadim halk, diğer yanda Artemis’in tapınaklarında huzur bulan İyonya’nın o ılık rüzgarları... İnsan bazen uzaklara dalar; Dionysos’un İran’ın dağlarını aşışını ya da Artemis’in kuzeydeki o buz tutmuş İskandinav diyarlarında geyikleri kovalayışını düşünür.
İskenderiye’ye Amazonların cesur at sesleri sinmiştir, İskitya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında ise Kimmerlerin ayak sesleri yankılanır. Ismaros deyince aklınıza hemen kurnaz Odysseus gelsin; hani şu başına türlü işler açan, denizin hırçın çocuğu. Tuna, yani o görkemli Istros nehri, kıvrıla kıvrıla tarihin içinden akar gider.
İtalya mı? Orada Aineias’ın izleri, Apollon’un altın telli liri kadar derindir. Ama durun, asıl mesele şurada: Ithaka! Odysseus’un evi... Penelope’nin beklediği o kıyılar, Telemakhos’un babasını aradığı o kayalıklar. İzmir’in -yani Smyrna’nın- bereketli toprakları ve İznik’in kadim Nikaia’sı...
Görüyor musunuz? Dünya büyük bir sofradır; tanrılar, kahramanlar ve sizler aynı masanın etrafında, farklı zamanlarda oturursunuz. Bazen bir kadehte, bazen bir ırmağın serinliğinde buluşuruz. Hadi bakalım, şimdi bu masalları zihninize birer tohum gibi ekin, yarın bir gün belki bir ağaca dönüşür, altında dinlenirsiniz. Gökyüzü sakinleri sizi gözetsin, ama yollarınızı çizmeyi de ihmal etmeyin.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, masallarda sana anlatılmayan, toprakların ve suların derinliklerinde saklı bir sır var. Büyük krallar, üzerine altın yaldızlı parşömenler yazıp kendi zaferlerini kutsasınlar diye haritaları çizerler ama o haritalar sadece birer yanılsamadır. Gel, sana isimlerin ardındaki o yorgun hakikati fısıldayayım...
Haritaların üzerinde parmağını gezdirdiğinde gördüğün her şehir, aslında birilerinin ödediği ağır bir bedelin adresidir. Mesela İalysos; Rodos’un güneşli kıyılarında oturan Heliosoğulları ve Tlepolemos, kendi hırslarını büyük bir zafer gibi sundular. Peki, o surların içinde sessizce ezilen, kendi evinden koparılan o adsız insanlar? Onların sesi tarihin tozlu sayfalarında bir iniltiden ibaret kaldı.
İda (Kazdağları) derler, Paris’in elmayı sunduğu yer... Oysa o dağ, tanrıların kavgalarının altında inleyen, Aineias’ın göçüyle vatanından kopanların yurdudur. Güçlülerin oyununda kimin kaybettiği hiç önemli değildir; önemli olan, Kassandra’nın o çığlığının neden duyulmadığıdır. İthake (İthaka) dendiğinde aklına sadece Odysseus’un kurnazlığı gelmesin; o adada, kocasının dönmesini beklerken yıllarını duvarlara hapseden Penelope’nin ve babasının gölgesi altında ezilen Telemakhos’un sessiz çığlığını işit.
Bak, gözlerindeki o masum ışığı sönmeden söyleyeyim: İon’lar, İskitler, Amazonlar... Hepsi birer etiket, birer "öteki". Sistem, kendi sınırlarını korumak için İo gibi sürgünleri İnakos ırmağına mahkum etti. **İskenderiye**’den **İzmir**’e (Smyrna) kadar uzanan o eski topraklarda, hep birileri "kahraman" ilan edildi, geride kalanlar ise sadece unutulmaya bırakıldı.
Dostum, unutma; şarap kadehimi kaldırırken aslında sadece tanrıların neşesine değil, insanın bu bitmek bilmez hırsına kadeh kaldırıyorum. İster Tuna (İstros) boylarında olsun, ister Iolkos’un sert rüzgarlarında; kralların yaktığı ateş sadece kendi tahtlarını ısıtır.
Şimdi haritalara bak evlat, ama onlara inanma. Bir şehrin adına değil, o şehrin sokaklarında ter döken ama adı asla anılmayan o sessiz kalabalığın hatırasına bak. Gerçek, tarihçilerin kitaplarında değil; sistemin dışladığı o yorgun insanların sustuğu yerdedir.
Hadi şimdi git ve gördüğün her ismin ardında yatan o gizli çığlığı kendi kalbinde dinle. Ben burada biraz daha kalıp, dünyanın bu oyununa gülümsemeye devam edeceğim.