Bir zamanlar, uzak mı uzak, masmavi denizlerin ortasında Lemnos adası varmış. Bu adada, güzeller güzeli Hypsipyle adında bir prenses yaşarmış. Dedesi Dionysos, neşenin ve bağların koruyucusu olan o güzel gökyüzü dostumuzmuş.
Adanın kadınları bir gün biraz huysuzlaşmış, kalplerindeki sevgiyi unutmuşlar. İşler o kadar karışmış ki, adadaki tüm erkekler gitmek zorunda kalmış. Hypsipyle'nin kalbi ise yumuşacıkmış; babası kral Thoas'a kıyamamış, onu gizlice bir sandığa koyup denizin nazik kollarına bırakmış. Kendi de kraliçe olup adayı yönetmeye başlamış.
Bir gün, İason ve arkadaşları, o meşhur Argonaut gemisiyle adaya çıkagelmişler. Kraliçe Hypsipyle onları görünce önce biraz şaşırmış ama sonra dostluk rüzgarları esmiş. İason ile aralarında tatlı bir bağ kurulmuş, iki de güzel oğulları olmuş. Neşe ve huzur dolu günler geçirmişler. Ancak adadaki diğer kadınlar, kralın hayatta olduğunu duyunca biraz öfkelenmişler. Hypsipyle, ortalık iyice karışınca oradan ayrılmak zorunda kalmış.
Kader bu ya, yolu uzak diyarlara, Nemea kralı Lykurgos'un sarayına düşmüş. Orada, kralın küçücük oğlu Opheltes'e dadılık yapmaya başlamış. Hypsipyle çocuğu çok sever, ona çiçekli kırlarda masallar anlatırmış. Bir gün, susayan yolculara su bulmak için oradan geçen cesur savaşçılara yardım etmiş. Ancak döndüğünde, minik Opheltes'in yanında yaramaz bir yılanın dolandığını görmüş. Küçük çocuk zarar görünce kral ve kraliçe çok üzülmüş, Hypsipyle'ye kızmışlar. Tam başına kötü bir şey gelecekken, bilge savaşçı Amphiaraos araya girmiş. Onun sayesinde Hypsipyle, evine, yani doğduğu o güzel adaya geri dönmüş.
İşte böyle küçük dostum, bazen hayat bizi çok uzaklara savursa da, kalbi temiz olanlar sonunda yine yuvasına kavuşur. Şimdi, git biraz uyu, belki rüyanda o güzel adayı ve neşeli Dionysos’u görürsün.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Tarih kitapları kralların zaferlerini yazar ama o zaferlerin altındaki acıdan, rüzgarda savrulan bir yaprak gibi hayatı ellerinden alınanların sesini duymazlar. Bugün sana, 'Güçlülerin' oyuncağı olmuş bir kraliçeden, Hypsipyle’den bahsedeceğim.
Lemnos adasında kadınlar, 'Gökyüzü sakinlerinden' biri olan Aphrodite’nin hırsına kurban gittiler. Tanrıça, kendisine yeterince boyun eğmediklerini düşündüğü için o kadınların üzerine görünmez, aşağılayıcı bir lanet savurdu. Bir kadının varlığına saldırılan o koku yüzünden, adadaki erkekler kaba bir nefretle onları terk etti. Söyle bana evlat; bir sistem kadınları cezalandırmak için onların gururuyla oynadığında, geriye kalan öfkeden başka ne olur? Adadaki kadınlar bir gece, kendilerini yok sayan o otoriteyi kökünden söküp attılar. Hypsipyle, babası Thoas’ı öldüremedi; vicdanı o kanlı gecede bir sandığa saklanıp denizin dalgalarına karıştı.
Sonra İason ve Argonaut'lar geldi. Onlar, krallık hayalleri kuran, kahramanlık zırhına bürünmüş erkeklerdi. Hypsipyle’yi kraliçe koltuğunda otururken görünce, onu kendi çıkarları için kullandılar. İason, Hypsipyle’nin hayatına girdi, iki çocuk bıraktı ve sonra rüzgarını alıp gitti. Oysa Hypsipyle sadece bir kraliçe değil, bu dünyada kendine yer bulmaya çalışan, sürekli başkalarının kararlarıyla yerinden edilen bir rehindi.
Kaderi bitmedi. Korsanlar onu bir eşya gibi satıp Nemea kralına köle ettiler. Kendi çocuklarını terk edip başkalarının çocuğuna bakmak zorunda bırakıldı. O talihsiz günde, Amphiaraos ve ordusuna yol gösterirken, minik Opheltes bir yılanın gazabına uğradı. Güçlülerin savaşı, bir dadının hayatını ve kalbini tekrar parçaladı. Herkes onu suçladı, herkes ona 'ölüm' dedi. Oysa o sadece, kendisine dayatılan bu acımasız sistemin bir kurbanıydı.
Görüyor musun evlat? Krallar ve 'Güçlüler' gelip geçer, dünyayı kendi oyuncakları gibi kullanırlar. Ama arkalarında kalan Hypsipyle gibi isimler, sessizce hayatta kalmaya çalışanlardır. Bir kadeh şarabın içindeki burukluk gibidir bu gerçekler; hem biraz acı hem de dünyanın aslında nasıl işlediğini gösteren bilgece bir neşe. Kimin kahraman, kimin kurban olduğuna karar vermeden önce, o tahtlarda oturanların gölgesinde ezilenlerin hikayesini aramayı unutma.