Thesauros Mitoloji Hylas

Hylas

Hylas

Herakles’in gözbebeği, Argonaut seferinde su ararken nympha'larca kaçırılan genç. Kaybı, Bursa topraklarında yüzyıllar süren hüzünlü törenlere dönüştü.

Herakles’in arzusuyla gölgelenen Hylas, yiğidin buyruğu altında Argonaut seferine sürüklenen, güzelliği bir mülkiyetin parçası sayılan genç bir figürdür. Mysia kıyılarında, Herakles’in kırılan küreğini onarmak için doğayı tahakküm altına alıp ağacı kestiği sırada, Hylas su arayışıyla ormanın derinliklerine sığınır; belki de bu, efendisinin gölgesinden ilk firarıdır.

Söylenceler, genç adamın nympha’lar tarafından arzulanarak ölümsüzlük vaadiyle alıkonulduğunu fısıldar; bu, otoritenin kısıtlayıcı alanından kaçan birinin, başka bir düzenin parçası kılınmasıdır. İlk kaybı haber veren Polyphemos, ismini haykırarak boşlukta yankılanmasını sağlasa da, Herakles’in otoriter arayışı sonuçsuz kalır. Argonautlar, kendi gündemlerini bireyin varlığının üzerinde tutarak gemiyi kaldırır ve düzenin çarkları, geride kalanları unutan bir kayıtsızlıkla döner.

Polyphemos’un Mysia’da kalarak kurduğu Kios ve sonrasında Prusabugünkü Bursa, devletleşen yapının bir köken miti olarak tarihe geçer. Herakles, Hylas’ı kaybettiği toprakların halkını suçlu ilan edip onları birer esir gibi boyunduruğu altına alırken, yitik genci bulmaları için verdiği buyrukla aslında kendi iktidarını bölgeye tahsis eder. Zamanla bu arayış, rahiplerin Uludağ’ın eteklerinde gerçekleştirdiği, otoritenin ritüelleştirdiği bir boyun eğiş törenine dönüşür; dağın yankısında üç kez tekrarlanan o isim, artık kayıp bir gencin değil, hiçbir otoritenin tam anlamıyla zapt edemediği özgürlüğün, yitirilişinin yaslı bir nişanesi olarak çınlar.
Silenos
Şöyle yaklaşın evlatlarım, ateşin çıtırtısı şarabın kadeh içindeki dansına eşlik ederken size Hylas’ın hikayesini anlatayım. Herakles’i bilirsiniz, hani şu kasları dağlardan büyük, kalbi bazen bir çocuk kadar aceleci olan koca yiğit. İşte o koca yiğidin yanından hiç ayırmadığı, güneşin ışığını sanki kendi saçlarına hapsetmiş genç bir delikanlı vardı: Hylas.

Argonaut’lar, yani o meşhur altın postun peşindeki kahramanlar grubuyla yola koyulduklarında, gemi Mysia kıyılarına yanaştı. Herakles’in küreği çatlamıştı, ah o koca adam... Elinde olsa ormanın yarısını sırtlanıp getirecekti ama sadece kendine uygun bir ağaç arıyordu. Hylas ise, "Ben bir çeşme bulur, buz gibi bir su getiririm," diyerek ormanın derinliklerine daldı.

İşte ne olduysa o gölgeli ve serin ağaçların arasında oldu. Hylas bir pınarın başına vardığında, suyun üzerinde öyle güzel pırıltılar gördü ki... O pırıltılar aslında ormanın gizemli sakinleri olan nympha’lardı. Gökyüzü sakinlerinin yeryüzündeki en zarif yansımaları, bu yakışıklı delikanlıya öyle bir tutuldular ki, onu kendi dünyalarının bir parçası yapmaya karar verdiler. Hylas pınara eğildi, avuçlarını doldurmak istedi ama pınarın derinlikleri onu çoktan kucaklamıştı bile.

Gemide ise endişe rüzgarları esmeye başlamıştı. Polyphemos, "Hylas! Neredesin Hylas!" diye bağırdığında orman sadece yankısıyla cevap verdi. Herakles ormana koştu, ağaçları bir yaprak gibi araladı ama nafile. Genç delikanlı çoktan bir efsaneye dönüşmüştü bile. Kaptanlar sabırsızdı, rüzgarı bekletmek olmazdı; gemi demir aldı ve Hylas, o güzel kıyıda hatıraların içinde kaldı.

Polyphemos ise arkadaşını aramaktan vazgeçmedi. O bölgede kaldı, bir şehir inşa etti. Bugün sizin Bursa dediğiniz, o güzelim yeşil toprakların temeli belki de bu dostluk arayışıyla atıldı. Herakles mi? O, Mysia halkını suçladı, "Bulun onu!" diye fermanlar saldı. O gün bugündür, oradaki rahipler dağa, o yüce Mysia Olympos’una hani sizin Uludağ dediğiniz yere çıkarlar. Kutsal törenlerinde üç kez "Hylas!" diye bağırırlar. Sesleri rüzgara karışır, dağın eteklerinde yankılanır.

Kim bilir, belki de hala o pınarın başında, nympha’ların şarkılarıyla ölümsüzlüğü yaşıyordur. Şimdi söyleyin bakalım, macera dediğin sadece yollarda mı yaşanır, yoksa bir pınarın serinliğinde, sonsuz bir uykuda mı gizlidir?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi