Thesauros Mitoloji Hippomenes

Hippomenes

Hippomenes

Atalante’nin hızını altın elmalarla yenen, aşkı uğruna tanrıların gazabını çekip aslana dönüşen hırslı ve talihli Hippomenes’in öyküsü budur.

Hippomenes veya diğer adıyla Melanion, Atalante efsanesinin düğümlendiği noktada sahneye çıkar. Kendi fiziksel gücünün yetersizliğini, kutsal bir müdahalenin sağladığı araçlarla telafi etmeye çalışırken, aslında iradesini bir tanrıçanın stratejisine teslim eder. Atalante’nin hızla kurduğu özgürlük alanını, elindeki altın elmalarla bir oyun sahasına çevirerek bozar; böylece yarışın sonucunu saf bir atletik başarıdan ziyade, birinin diğeri üzerindeki mülkiyetini meşrulaştıran bir düzenek haline getirir. Efsane, Atalante’nin dizginlenemez bağımsızlığını bir hata gibi kodlarken, Hippomenes’in galibiyetini ise kuralları yeniden yazan merkezi bir gücün sessiz onayıyla taçlandırır.
Silenos
Gel şöyle otur bakalım ufaklık, yanıma iliş. Dizlerim biraz sızlıyor ama senin gibi pırıl pırıl gözlerle bakan birini görünce tüm yorgunluğum uçup gidiyor. Hadi, kulaklarını dört aç; sana rüzgar kadar hızlı koşan bir kızın ve onun aklını başından alan o genç adamın, Hippomenes’in hikayesini anlatayım.

Bazıları ona Melanion da der, isimler değişir ama hikaye hep aynıdır. Atalante adında bir kız vardı, bilir misin? Öyle hızlı koşardı ki, sanırsın ayakları yere değmeden gökyüzünde süzülüyor. Bir gün karar vermiş: "Benimle evlenecek olan, beni yarışta geçmek zorunda," demiş. Tabii, o dönemde ne kadar güçlü, ne kadar yiğit genç varsa hepsi birer birer gelip şansını denemiş. Ama sonuç hep hüsran! Kız, rüzgarı bile geride bırakınca, zavallı gençlerin vay haline...

İşte tam bu noktada Hippomenes sahneye çıkıyor. Delikanlı, bir bakışta Atalante’nin o vahşi güzelliğine tutulmuş. "Bu kızla ya yarışırım ya da yolun sonuna gelirim," demiş. Ama mesele sadece hız değilmiş, biraz da zekaymış. Hippomenes, aşk tanrıçası Afrodite’den yardım istemiş. Tanrıça da ona, güneş gibi parlayan, altından üç tane elma vermiş.

Yarış günü gelip çattığında, start verilmiş ve Atalante ok gibi fırlamış. Hippomenes arkasında, toz bulutunun içinde nefes nefese... Herkes "yine yenilecek" derken, bizimki elindeki ilk elmayı yere yuvarlamış. Atalante, o altın parıltıyı görünce duraksamış. "Ay, ne kadar da güzel!" diye düşünmüş ve eğilip yerden almış. İşte o an, Hippomenes arayı biraz kapatmış.

Kız tekrar hızlanmış, tekrar farkı açmış. Bizimki ikinciyi, sonra üçüncüyü fırlatmış. Gökyüzü sakinlerinin bile gülümseyerek izlediği o yarışta, Atalante her elma için bir an duraksayınca, Hippomenes nefes nefese de olsa bitiş çizgisini ipi göğüsleyerek geçmiş.

İşte böyle evlat, bazen en hızlı koşan değil, yolun kenarındaki güzelliklere takılan değil, hedefine kilitlenen kazanır. Ama gel gör ki, o gün o elmaların tadı, insanın yüreğine bir kor gibi düşer. İnsanoğlu işte; bazen kazandığını sanırken, kendini bambaşka bir kaderin kucağında buluverir.

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar. Biraz dinleneyim, belki başka gün başka bir masalla yine karşılaşırız. Ama unutma, kalbin elmalardan daha değerli olanı seçsin.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi