Hadi, yakından oturun bakalım. Ateşin çıtırtısını duyuyor musunuz? İşte bu ses, eski günlerin, o gürültülü ve görkemli zamanların hikayelerini anlatmak için en güzel eşlikçidir. Kulaklarınızı dört açın, size Hippomedon’dan bahsedeceğim; hani şu Thebai surlarının önünde toprağı sarsan o dev adamdan.
Gözünüzün önüne getirin; koca bir dağ parçası gibi, zırhları güneş altında göz kamaştıran bir kahraman düşünün. Adrastos’un o meşhur "Yediler" ordusuna katıldığında, Hippomedon sadece bir asker değildi; sanki toprağın kendisi ayağa kalkmış, Thebai şehrinin kapılarına yürüyordu. Öyle iriyarıydı ki, attığı her adımda yerin titrediğini, surlardaki muhafızların "Eyvah, gökyüzü sakinleri yardımıma gelsin!" diye dizlerinin titrediğini görebilirdiniz.
Ama biliyorsunuz, kaderin ipliklerini kimin büktüğünü asla kestiremezsiniz. Hippomedon, o devasa gücüyle Thebai’nin önünde dimdik dururken, İsmarios adında biri çıktı karşısına. Hikaye bu ya, bazen koca bir çınarı devirmek için küçücük bir balta yeterli olur. İşte Hippomedon’un o destansı yürüyüşü de orada, surların dibinde son buldu. Bir dev, bir fani tarafından toprağa emanet edildi.
Ama durun, hikaye burada bitmiyor! Kader bazen bir kapıyı kapatır, diğerini aralar. Hippomedon’un oğlu Polydoros, babasının yarım bıraktığı o tozlu yolu unutmadı. Babasının kalkanı ve intikam ateşiyle, Alkmaion’un önderliğindeki o ikinci orduya, yani Epigonlara katıldı.
Eski topraklar der ki; ilk seferde yenilmek, aslında ikinci seferdeki zaferin temeliymiş. Polydoros ve arkadaşları, Thebai’nin o aşılmaz denilen kapılarını nihayet ardına kadar açtılar. İşte öyle, evlatlar... Bir devin hikayesi bittiğinde, yerini başka bir cesaretin yükselişine bırakır.
Şimdi, kadehlerinizde biraz neşeli üzüm suyu varsa, bir yudum alın ve düşünün; insan ne kadar büyük olursa olsun, hikayesi bazen bir başkasının yüreğinde yaşamaya devam eder. Başka bir gün, başka bir efsanede buluşana dek, kulaklarınızda rüzgarın fısıltısı eksik olmasın.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç ve rüzgarın fısıltısına dikkat kesil, zira kralların tarih kitaplarına yazmadığı, sadece toprağın ve ağaçların bildiği gerçekleri anlatacağım sana.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler: Hippomedon’un Gölgesi
Dinle beni güzel evladım; bugün sana Hippomedon adında, dev gibi bir adamdan bahsedeceğim. İnsanlar ona baktıklarında sadece kaslı kollarını, kalkanının ağırlığını ve Thebai surlarına karşı kükreyişini görürlerdi. Onu “yedi kahraman”dan biri diye masallara kattılar. Oysa gerçek, kalkanının parıltısından çok daha karanlıktır.
O, kralların hırslarına hizmet eden koca bir gölgeydi sadece. Adrastos gibi yöneticiler taht kavgası verirken, Hippomedon gibi dev cüsseli adamları kendi çıkarları için birer kalkan olarak kullandılar. O, aslında savaşın bir piyonuydu; tıpkı bugün insanların büyüklerin çatışmalarında harcandığı gibi... Sistem, devleri sever; çünkü onların gücü, yönetenlerin kibirini besler. Ancak o devin, yani Hippomedon'un içinde ne kadar korku ve yorgunluk biriktiğini kimse sormadı.
İsmarios adında bir el, bir gün o devin ömrünü bir kılıç darbesiyle sonlandırdı. İşte o an, Hippomedon sadece bir savaşçı olarak değil, bir "kullanılmışlık" abidesi olarak yere serildi. Kanı, hırsların asla doymadığı o soğuk toprağa karıştı.
Şimdi şunu düşün minik dostum: Hippomedon’un ölümüyle biten bir hikaye mi bu? Hayır, sistem durmaz. Aradan zaman geçti, oğlu Polydoros'u Alkmaion'un eline teslim ettiler. Babasını yutan o aynı kanlı savaş çarkına, bu kez çocuğunu sürdüler. İkinci sefer, ikinci bir yıkım... Kendi krallıklarını kurmak için başkalarının evlatlarını "kahraman" diye ölüme gönderen bir düzen.
Biliyorum, zihnin karıştı. Bir yudum şarapla bu dünyanın acısını hafifletmeye çalışırken, insanın insana nasıl da acımasızca "tarih" yazdırdığını görüyorum. Sakın unutma; devler, kralların emriyle yıkılırken, arkalarında sadece babasız kalmış çocuklar ve cevabı verilmemiş sorular bırakırlar.
Sorgula evlat... Bir kralın "zafer" dediği şey, aslında kimin kaybıdır? Bu soruyu içinde sakla, çünkü gerçeği sadece soru soranlar bulabilir.