Thesauros Mitoloji Hippolytos

Hippolytos

Hippolytos

Artemis’e sadık Hippolytos, Aphrodite’nin gazabıyla üvey annesinin iftirasına uğrar. Babası Theseus’un bedduası sonucu deniz canavarıyla can verir.

Theseus ile bir Amazon’un evladı olan Hippolytos’un kökeni, hangi savaşçı kadının (Melanippe, Antiope veya Hippolyte) rahminden geldiği belirsizliğine hapsolmuştur; ancak bu belirsizlik, onun doğasında saklı olan hükmetme arzusunu ve avcı kimliğini perdeleyemez. Artemis’e duyduğu bağlılık, Aphrodite’in buyurgan doğasına karşı bir reddediş biçimidir; ne var ki bu başkaldırı, tanrısal bir cezalandırma mekanizmasını tetiklemekten öteye gidemez. Üvey annesi Phaidra’nın kontrol edemediği tutkusu, toplumsal normların ve ailenin yozlaşmış yapısının bir yansıması olarak Hippolytos’a karşı bir iftiraya dönüşür. Theseus, iktidarının ona verdiği mülkiyetçi hakla, kendi elini kirletmek yerine, sözünü geçirebildiği Poseidon aracılığıyla mutlak cezayı devreye sokar. Tanrısal bir müdahaleyle gönderilen deniz canavarı, dizginleri elinde tutan bir genci, kendi yasalarıyla parçalar; kayalara çakılan bu beden, babasının mutlak iradesine karşı çıkılamayacağının trajik bir kanıtıdır. Phaidra’nın intiharıyla sonlanan bu döngü, Euripides’ten Racine’e kadar otoritenin ve onun yarattığı yıkımın edebi bir izleği olmuştur.

Öte yandan Hippolytos ismi, Gigantomakhia’nın devlerinden birini de imler. Ancak o, Zeus’un yasalarıyla şekillenmiş evrenin hiyerarşisinde yer bulamaz; Hades’in görünmezlik başlığını takarak kendi yasasını dayatan Hermes tarafından, iktidarın görünmez eliyle etkisiz hale getirilerek tarih sahnesinden silinmiştir.
Silenos
Gel evlat, şöyle kıvrıl şuraya; yaşlı bir ihtiyarın dizinin dibinde dinlenmek gibisi yoktur. Kulak kabart şimdi, sana Hippolytos adında, rüzgar kadar hızlı koşan ama kaderin ince oyununa takılıp düşen bir gençten bahsedeceğim.

Hippolytos, o yiğit kral Theseus’un oğludur. Anası bir Amazondu; yani hani şu yayını elinden düşürmeyen, dağ taş demeden koşan savaşçı kadınlardan. Çocuk da çekmiş anasına; şehirlerin gürültüsünden, sarayların süslü koridorlarından nefret ederdi. Onun dünyası ormanlar, vahşi hayvanların izleri ve avlanmanın sessizliğiydi. Av tanrıçası Artemis’e öyle bir tutkundu ki, görsen sanki kız kardeşiymiş sanırdın. Ama gel gör ki, insanın gönlüne söz geçiremediği zamanlar olur ya hani, işte bizim delikanlı da gökyüzü sakinlerinden biri olan, aşk tanrıçası Aphrodite’yi pek bir hor görürdü. “Aşk nedir ki?” derdi, “Sadece zayıflık!”

İşte bu büyük bir hataydı. Tanrıçaların gururuyla oynamaya gelmez, bilirsin. Aphrodite, bu cüretkar delikanlıya bir ders vermeye karar verdi. Hippolytos’un babasının karısı, yani üvey anası Phaidra’nın yüreğine öyle bir ateş düşürdü ki, zavallı kadıncağız aklını kaçıracak gibi oldu. Phaidra, Hippolytos’a olan tutkusunu gizleyemeyince genç adam dehşet içinde geri çekildi; çünkü onun dünyasında sadakat ve onur, her şeyin üzerindeydi. Reddedilmenin acısıyla öfkesi birbirine karışan Phaidra, bir yalan uydurup durumu kral Theseus’a anlattı. "Oğlun bana göz koydu!" dedi. Ah o dil, bazen keskin bir kılıçtan daha çok kan akıtır insanın hayatında.

Theseus öfkesinden deliye döndü. Kendi oğlunun kanını ellerine bulaştırmak istemedi, gitti denizlerin efendisi Poseidon’a yakardı: "Oğlumu cezalandır, onu bu dünyadan sil!" Poseidon, Theseus’a verdiği sözü tutmak zorundaydı. Genç Hippolytos, Troizen sahilinde arabasıyla hızla giderken, denizden devasa bir yaratık fırladı. Atları ürktü, dizginler birbirine dolandı ve delikanlı, o keskin kayaların üzerinde hayatına veda etti. Phaidra mı? O da yaptığı hatanın altında ezildi ve kendi elleriyle sonunu hazırladı.

Kısacık bir ömür, savrulan bir araba, kırılan bir gurur... Hayat böyle işte evlat; bazen en hızlı koşan at bile bir küçük taşa takılıp düşebiliyor.

Ha, bir de şunu unutma; bu isim sadece o talihsiz gençte kalmadı. Bir de eski masallarda, gökyüzü sakinlerinin başkaldırdığı o büyük devler savaşında bir Hippolytos daha vardır. Hani şu Hades’in görünmezlik başlığını takan kurnaz Hermes’in, bir gölge gibi gelip hakkından geldiği dev... İsimler karışır, hikayeler değişir ama insanlık hep aynı yerde sayar.

Şimdi, gidip biraz su içelim; bu kadar hüzünlü hikaye, insanın ağzında biraz acı bir tat bırakır. Belki hafif bir içecek, günün yorgunluğunu ve bu genç adamın trajedisini unutturmaya yardım eder.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi