Thesauros Mitoloji Hippolyte

Hippolyte

Hippolyte

Ares’in kızı, Amazonlar’ın kraliçesi Hippolyte; Herakles’in kemerini almak için geldiği seferde can veren, Theseus’un oğlu Hippolytos’un annesidir.

Amazonların mutlak otoritesinden neşet eden Hippolyte, Ares’in soyundan gelen bir iradenin temsilcisi olarak, hiyerarşik düzenlerin doğası gereği bir takas nesnesine dönüşmüştür. Herakles’in dokuzuncu vazifesi olarak kayıtlara geçen o meşum eylem, aslında bir egemenlik gösterisi olarak kraliçenin kuşandığı simgesel iktidar kemerinin zorla gasp edilmesinden ibarettir. Theseus ile kurduğu münasebet ise, otonom bir varoluşun yerleşik düzenin tahakküm alanına çekilme girişimi gibidir; bu birliktelikten doğan Hippolytos, tarihin akışında özgür bir iradenin sönümlenmesinin izlerini taşır. Nihayetinde, anlatıların çoğu onun yaşamını kendi kaderiyle değil, başka bir kahramanın otoritesine boyun eğerek yitirdiğini söyler; bu durum, hükmetme arzusunun özgür bir yaşamı nasıl bir infazla mühürlediğinin sessiz bir tasdikidir.
Silenos
Şöyle yaklaşıp oturun bakalım küçükler, ayaklarınızı uzatın. Ateşin çıtırtısı bugün biraz daha neşeli, sanki eski zamanların rüzgarlarını getirmiş. Size, eline kılıcı aldığında yerin sarsıldığı, atının yelesinde rüzgarın dans ettiği birinden, Amazonlar’ın kraliçesi Hippolyte’den bahsedeceğim.

Bu kadın, öyle sıradan bir savaşçı değildi. Savaş tanrısı Ares’in kızıydı o; damarlarında akan kan, fırtınalı bir denizin hırçınlığıyla doluydu. Kraliçemiz Hippolyte, sadece kılıcıyla değil, beline bağladığı o meşhur altın kemeriyle bilinirdi. O kemer, sanki üzerine gökyüzü sakinlerinin bereketi işlenmiş gibi parıldardı.

Şimdi gelelim işin biraz çetrefilli kısmına... Hani o meşhur Herakles var ya, hani şu yorulmak bilmez, kaslı, her maceraya balıklama atlayan kahraman? İşte o Herakles’in dokuzuncu büyük görevi, kraliçemizin o meşhur kemerini ele geçirmekti. Hayal etsenize, koskoca kahraman, Amazonlar’ın topraklarına ayak basıyor. Kraliçemiz aslında çok asil bir kadındı, belki de kemeri gönül rızasıyla verecekti ama ne çare ki, fitne ve kargaşa dediğimiz o küçük cadı araya girdi ve olaylar bir anda kızıştı.

Sonra işin içine bir de Theseus girdi. Hani şu Atina’nın meşhur kralı... Hippolyte’nin sadece bir savaşçı değil, bir anne olduğunu da bilin isterim. Theseus’la yolları kesiştiğinde, dünyalar güzeli bir oğulları oldu; adını Hippolytos koydular. Düşünsenize, bir yanda savaşçı bir kraliçe, diğer yanda o dönemin meşhur kahramanları... Hayat, bazen en güçlü olanları bile savurur.

Efsaneler bazen acımasızdır, çocuklar. Kimi hikayeler der ki, o meşhur kemer uğruna Herakles ile olan çatışmalarında Hippolyte son nefesini vermiş. Kimileri ise bu kadının ne kadar büyük bir ruh taşıdığını anlatıp durur. Ama ben size şunu söyleyeyim: Bir kadının adı, yüzyıllar geçse de hala kılıç şakırtılarının arasında yankılanıyorsa, o kadın aslında hiç ölmemiş demektir.

Hadi bakalım, gözleriniz şimdiden ağırlaşmış. Kemer belki o gün Herakles’e geçmiş olabilir, ama Hippolyte’nin cesareti, hala dağların zirvesindeki o yaban rüzgarlarında gizli. Şimdi biraz dinlenin, belki rüyanızda bir atın yelesini okşarsınız, kim bilir?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi