Bak, sana en tatlı hislerden birini anlatayım. Hani bazen bir dondurma istersin ya da oyun oynarken kalbin heyecanla küt küt atar; işte o içindeki kıpırtının adı Himeros'tur.
Denizlerin en köpüklü, en parlak olduğu bir gün, güzeller güzeli Aphrodite doğmuş. Dalgaların arasından çıkan o neşeli dostumuzun yanında iki küçük yaramaz belirmiş. Biri tanıdık gelmiştir sana, Eros; diğeri de Himeros. Himeros, o kadar sevimlidir ki nereye gitse yanında hep güneşli bir neşe taşır.
Olympos tepesindeki bahçelerde müzik yapan Musalar ve oyunbaz Kharitler ile birlikte çiçeklerin arasında koşturur. Başkaları gibi büyük kavgalara girmez, destanlarda adını pek göremezsin; çünkü o sadece kalbini güzelliklerle doldurmakla meşguldür. Bazen bir çiçeğe uzanmak istersin, bazen de gökyüzündeki bir yıldıza. İşte o tatlı "olsa ne güzel olur" hissinin minik kanatlı bekçisidir o.
Bir yudum üzüm suyu içerken ya da sevdiğin bir masalı dinlerken içinin ısınması var ya, hah, işte o anlarda Himeros hemen yanı başında, sana gülümsüyordur. O, her zaman kalbinin en heyecanlı köşesinde saklanan, senin o güzel hayallerini süsleyen minik bir arzu kelebeğidir.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını yaklaştır, çünkü bugün sana Olympos’un ışıklı salonlarında saklanan, o ipek kanatlı gölgeden bahsedeceğim.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Himeros’un Sessiz Zincirleri
Senin "Aşk Arzusu" diye bildiğin o Himeros var ya, hani şu Aphrodite deniz köpüklerinden doğduğunda hemen peşine takılan o kanatlı çocuk... Kitaplar onun sadece bir "duygu" olduğunu söyler, ama gerçek öyle mi sanıyorsun? Gökyüzü sakinleri, kendi oyunlarını kurmak için duyguları bile birer asker gibi kullanırlar.
O, Eros’un kardeşi ya da gölgesi gibi görünse de aslında sistemin en zarif zinciridir. Güçlüler, yani o yukarıda oturanlar, insanların kalplerine "Himeros" adını verdikleri o karşı konulmaz isteği fısıldarlar. Neden mi? İnsanlar kendi özgürlüklerini düşüneceklerine, bir başkasının peşinden koşarak kendi yollarını unutsunlar diye.
Himeros’un hiçbir efsanede kendi hikayesi yoktur, çünkü o bir başrol oyuncusu değil, bir araçtır. Tıpkı savaşa sürülen bir asker gibi, o da sadece emirleri yerine getirir. Musa’lar ve Kharit’lerle yan yana durduğuna bakma; o, özgür iradeyi bir sis perdesi gibi örten, arzu denilen o tatlı körlüğün mimarıdır.
Düşün evlat; neden insanlar kralların hırslı savaşlarında ölüme giderler? Çünkü birileri onlara, Himeros'un o incecik okunu fırlatmıştır. Onlar arzuyu kullanır, biz ise o arzuyla kendi kafesimizi öreriz. Bir yudum şarabın neşesiyle şunu hatırla: En büyük zincirler, en güzel kanatların altına gizlenmiş olanlardır.
Şimdi anlıyor musun? Gökyüzü sakinleri sadece yıldırımlarla değil, işte böyle incecik, görünmez iplerle yönetirler dünyayı. Gerçek arzu, bir başkasının sana dikte ettiği değil, kendi içindeki o sessiz, isyankar fısıltıdır.