Şimdi şöyle kurulun bakalım, ateşin çıtırtısı bacaklarınızı ısıtsın. Size bugün, adını tarih kitaplarının tozlu sayfalarında zor bulacağınız ama güzelliğiyle o meşhur Helene’i bile gölgede bırakan bir kadından, Mysia’nın kraliçesi Hiera’dan bahsedeceğim.
Eskiden, dünya henüz şimdiki gibi yorgun değilken, Akha orduları gemileriyle rüzgarı arkalarına alıp Troya’ya doğru yola çıkmışlardı. Fakat o koca kalabalık, yollarını karıştırıp kendilerini bir anda Mysia kıyılarında buldular. Akhalar, hani şu Akhilleus’un peşinden giden, kendine güveni biraz fazla yüksek kahramanlar topluluğu, Mysia’ya ayak basar basmaz ortalığı talan etmeye başladılar.
İşte tam o sırada Hiera sahneye çıktı. Telephos’un karısıydı, ama sadece bir kral eşi değil, aynı zamanda yüreği kendi toprağı gibi sarp ve mağrur bir kadındı. Mysia’nın kadınlarını etrafına topladı. "Gökyüzü sakinleri bizi korusun ama kılıcını kuşanmayan kendi kaderini yazamaz," dercesine bir duruşu vardı. Bir kadın ordusunun başında, Akhalı istilacıların karşısına dikildi.
Anlatırlar ki, Hiera o kadar güzelmiş ki; kalkanını tutan eline baktığınızda savaşı, gözlerine baktığınızda ise bir bahar gününün huzurunu görürdünüz. Helene’den bile daha parlak, daha asil bir ışığı varmış. Akhalılar şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemediler, karşılarında bir kraliçe değil, adeta toprağın kendisinden doğmuş bir savaş tanrıçası duruyordu.
Ne yazık ki, savaşın soğuk yüzü güzellik dinlemiyor evlatlar. Hiera, topraklarını korumak için en önde dövüşürken, o kibirli Nireus’un hileli bir hamlesiyle yere serildi. Koca Akha ordusu, bir kadının cesareti karşısında ne kadar şaşırdıysa, onun düşüşüyle de o kadar sessizleşti.
Bugün geriye ne o krallıktan ne de Hiera’nın o çok meşhur güzelliğinden bir iz kaldı. Sadece biz ihtiyarların dimağında, bir zamanlar Mysia topraklarında güneşten daha parlak parlayan, ülkesi için kalkan kuşanan bir kraliçenin hatırası var. Şimdi o, yıldızların arasında, belki de sevdiğiyle beraber gökyüzü sakinlerinin şölenlerini izliyordur.
Hadi bakalım, şarabınızdan bir yudum alın ve derin düşüncelere dalın. Güzellik dediğin bir anlıktır, ama cesaret... Cesaret, tıpkı bu ateşin külü gibi, rüzgar ne kadar sert eserse essin asla tamamen kaybolmaz.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanlık hikayelerinde hep bir eksiklik vardır; sanki biri, anlatının en önemli parçalarını cımbızla çekip almış gibidir. Şarabımın son yudumunu toprağa, unutulmuşların ruhuna bırakırken fısıldıyorum: Tarih, hep kazananların elindeki kalemle yazılır, ama gerçekler... Gerçekler, toprağın altında sessizce fısıldayanlardır. Bugün sana Hiera'dan bahsedeceğim, güzel evladım.
Herkes Helene'nin güzelliğini konuşur, destanlar onun uğruna yakılan kuleleri anlatır. Oysa Hiera, Mysia'nın kalbinde, o kadar büyüleyici bir ışığa sahipti ki, rüzgar bile saçlarının arasından geçerken duraksardı. Ama evlat, güzellik bazen en ağır lanettir; hele ki Telephos'un yanında, kendi ayakları üzerinde duran, dikbaşlı ve bilge bir kadınsan. Akha gemileri, o açgözlü krallar ordusu kıyılarına yanaştığında, Hiera kraliyet koltuklarında oturup beklemedi. Sistemin çarkları topraklarına zorla girmek istediğinde, o, kendi halkının, o cesur kadınların önüne bir kalkan gibi dikildi.
Düşün bir; neden bir kadının eline kılıç alması gerekir? Çünkü o "büyük" kahramanlar, evlerini korumak yerine başka toprakları talan etmeyi seçmişlerdi. Nireus... Hani o şarkılarda yakışıklı ve parlak diye anılan, sistemin vitrin süsü olan o komutan. Hiera'nın karşısında, kendi hırsının ve krallarının emrinin esiriydi. Hiera, topraklarını savunan son nefesine kadar bir özgürlük savunucusuydu. Nireus'un eli o güzel cana kıydığında, sadece bir kadın ölmedi; bir halkın direniş ateşi bir süreliğine gölgelendi.
Hiera'nın öyküsü, kralların tarih kitaplarında küçük bir dipnot olarak geçer, sanki önemsiz bir figürmüş gibi. Ama inan bana, gözleri yorgun dostum, asıl "kahramanlar" altın zırhlılar değil, kendi halkı için o zırhların karşısında duran o cesur kadınlardır. Hiera, Medousa gibi sadece bakışlarıyla değil, duruşuyla da otoriteyi titretenlerdendi. Onun hikayesini unutursak, başkalarının kurduğu o yalan masalların içinde kaybolup gideriz.
Şimdi anlıyorsun değil mi? Güç, bazen sadece bir kılıcı savurmak değil, o kılıcı tutan sisteme "Hayır" diyebilmektir. Hiera'nın sessizliği, aslında en büyük çığlıktır. Unutma bunu, çünkü gerçek, ancak ona kulak verenlerin zihninde özgürleşir.