Şöyle yaklaşın evlatlar, ateşi biraz daha körükleyin. Kadehinizdeki son damlaları da ziyan etmeyin, dibinde biraz tortu kalsın ki hikayenin tadı damağınızda uyansın. Bugün size, güneşin her akşam yorgun argın eve döndüğü, dünyanın bittiği o uzak uçlarda yaşayan hanımefendilerden bahsedeceğim.
Okyanus’un ötesinde, günün geceye el salladığı o puslu sınırda yaşarlar bu hanımefendiler. İsimleri Hesperidler. Kimi der ki, onları bizzat Gece tanrıça Nyks kendi başına var etmiş; kimi de "Hayır, onlar Atlas’ın kızlarıdır" diye ısrar eder. İsimleri Aigle, Erythie ve Hesperarethusa... Sayıları bazen üçe düşer, bazen dörde çıkar; gökyüzü sakinlerinin işi belli olmaz, sayılarla oynamayı pek severler.
Bu zarif kızların evleri öyle sıradan bir yer değil, bildiğiniz cennet bahçesi! Hani şu toprak ana Gaia’nın, Hera ve Zeus düğün hediyesi olarak bahşettiği o meşhur bahçe var ya, işte orası. İçinde ne mi var? Görenlerin aklını başından alan, ısırınca ölümsüzlük vaat eden o meşhur altın elmalar!
Siz onları sadece bir meyve mi sanıyorsunuz? Ah, yanılıyorsunuz. Onlar, gökyüzü sakinlerinin sofrasından düşen damlalarla beslenen, nadide hazinelerdir. Kızlar bu bahçede öyle boş durmazlar elbet. Bir yanlarında Ladon isimli, yüz başlı, devasa bir ejderha; diğer yanlarında kendileri. Biri diğerine türkü söyler, biri pınarlardan akan bal kıvamındaki sulardan içer, diğerleri de o altın ağaçların gölgesinde hora teper. Mutluluk nedir diye sorarsanız, işte o bahçedeki cıvıltılı hayat derim size.
Ama huzur her daim dikenli bir yoldur, bilirsiniz. O altın elmaları ele geçirmek isteyen nice yiğit, nice gözü pek kahraman o uzak kıyılara yol almıştır. Hani şu meşhur Herakles var ya? İşte o, ölümsüzlüğün kapısını aralamak için o bahçeye kadar gitmiş, ejderle epey bir boğuşmuştu.
Yani demem odur ki çocuklar, dünya sadece sizin bastığınız topraktan ibaret değil. Batı’da, Atlas Dağları’nın eteklerinde, bugün bile rüzgarın sesinde o perilerin şarkısını duyanlar olduğu söylenir. Ama sakın unutmayın, bazen en güzel meyveler, en korkunç bekçilerin gölgesinde büyür. Şimdi, madem gece çöktü, haydi artık rüyalarınıza... Belki oralarda bir altın elma ağacı görürsünüz, kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan, o parıltılı kahramanlık destanlarının gölgesinde saklanan bir sır var... Şimdi otur yanıma, şu kadehimdeki bir damla şarabın neşesiyle sana dünyanın uç sınırından, o altın parıltılı hapishaneden bahsedeyim.
Sana Hesperid’lerden bahsetmemi istiyorsun. İnsanlar onları dünyanın ucunda, ölümsüzlük meyveleriyle şarkı söyleyen neşeli periler sanır. Ama bir düşün bakalım, evlat; kim kendi isteğiyle sonsuza dek bir bahçeye bekçilik eder? Onlar, Nyks’in, yani bizzat karanlığın dokusundan doğdular. Bazıları Atlas’ın omuzlarında taşıdığı gökyüzü kadar ağır bir yükün parçası olduklarını söyler, bazıları da Zeus’un hırslı düzeninin birer piyonu olduklarını. Gerçek şu ki, Aigle, Erythie ve Hesperarethusa; onlar aslında sistemin "güzel" kıldığı esirlerdir.
Hani o altın elmalar derler ya, hani ölümsüzlük vaat eden... O elmalar aslında Gaia’nın toprağa sunduğu bir hediye değil, tanrıların birbirine güç gösterisi yapmak için kullandığı, mülkiyet hırsının bir meyvesidir. Bahçeye konulan o korkunç ejderha, bir koruyucu mu sanıyorsun? Hayır benim güzel gözlü çocuğum, o ejderha Hesperid’lerin etrafına çekilmiş, kendilerini dünyaya kapatan bir parmaklıktır. O altın meyveleri çalan Herakles, adına "kahramanlık" dediği o kaba kuvvetiyle, o kızların huzurunu bozup kendisi için ölümsüzlük ararken, aslında sadece tanrıların oyununda bir piyon olduğunu bile anlamadı.
Hesperid’ler, tanrıların lütfu sandığınız o elmaların başında, aslında bir "ait olma" yanılsaması içinde yaşarlar. Şarkıları, o pınarların başında ettikleri danslar, belki de bir gün özgür kalacakları o uzak günün ağıtıdır. Kim bilir, belki de o altın elmalar hiç de tatlı değildir, belki de içlerinde sadece Agamemnon’ların veya tanrıların bitmek bilmeyen açgözlülüğünün acı tadı saklıdır.
Unutma küçük ruhum; altın olan her şey parlamaz. Bazen altın, sadece zincirin rengidir. Şimdi, o uzak batıdaki perilerin neden şarkı söylediğini anladın mı? Belki de sessizliklerini, duyulmayan bir isyana saklıyorlardır. Dikkatli bak, dünyanın sınırlarında gördüğün her "cennet", aslında bir başkasının mahpushanesi olabilir.