Bak evlat, şöyle iyice yerleş bakalım minderine. Kulaklarını dört aç, çünkü sana anlatacağım bu kadın ne senin bildiğin o masal perilerine benzer, ne de sadece altın tahtında oturan tanrıçalara. Adı Herophile; bir çobanın kızı ama İda Dağı’nın serin sularında yıkanan bir nympha’nın gözbebeği. Yani anlayacağın, hem toprağın tozunu bilir hem de gökyüzü sakinlerinin gizemli fısıltılarını.
Herophile, daha Troya’nın o meşhur surları yerli yerindeyken, şehir henüz gün yüzü görmemiş bir felakete gebeyken çıkıp gelmişti. "Bakın," demişti o berrak sesiyle, "uzaklardan bir kadın gelecek, saçları rüzgarda savrulan bir kraliçe. Ve onun yüzünden koca şehir kül olacak." Kimse inanmamış tabii, insanlar böyledir; gerçek, bir yalan kadar tatlı gelmez onlara. Ama Herophile, geleceğin kıvrımlarını okumayı bilenlerdendi.
Onu diğerlerinden ayıran bir şey vardı; yanında asla ayırmadığı, sıradan bir taş gibi görünen ama aslında bir kehanet kürsüsü olan o meşhur kayası. Ne zaman bir tanrı, Apollon mesela, ruhuna bir nefes üflese; Herophile hemen o taşın üzerine çıkar, gözlerini ufka diker ve gelecekten haberler uçururdu. Hatta Apollon için yazdığı o övgü dolu şiirlerde kendini hem tanrının eşi, hem de kızı ilan ederdi. Biraz tuhaf değil mi? Ama tanrıların dünyasında kurallar bizimkiler kadar keskin çizgilerle ayrılmaz, bilirsin.
Samos’un güneşli kıyılarından Klaros’un serin gölgelerine, Delos’un kutsal taşlarından Delphi’nin dumanlı tapınaklarına kadar gezdi durdu. Ayağına çarık, sırtına heybe, eline de o tılsımlı taşını alıp dünyayı arşınladı. İnsanlar ona "Sibylla" dediler; yani göğün bilgisini taşıyan kadın.
Şimdi söyle bana, koskoca bir hayat bir kadının heybesindeki o tek taşta mı saklıydı? Troya topraklarında gözlerini yumduğunda, o sihirli taşı Delphi’ye, Apollon’un tapınağına emanet bıraktılar. Bugün bile Delphi’de bir taşın üzerine oturup gözlerini kapatsan, rüzgarın sana Herophile’nin yarım kalmış bir cümlesini fısıldadığını duyabilirsin.
Hadi bakalım, şarabın son damlasını da bitirdiğime göre, git biraz oyalan. Ama unutma; bazen en büyük sırlar, kimsenin dönüp bakmadığı bir taş parçasının altında gizlidir.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını iyi aç, çünkü anlatacaklarım ne kralların altın tahtlarında yazılıdır ne de şairlerin zafer şarkılarında.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Zamanın tozlu yollarında, bir çobanın kızı ve bir nympha'nın çocuğundan bahsedeceğim sana; adı Herophile. İnsanlar ona "Sibylla" deyip geçtiler, tıpkı önemsiz bir kehanet kağıdı gibi cebine koyup, işleri bitince bir kenara attıkları gibi. Oysa o, daha kimse dumanın kokusunu almamışken, o büyük Troya’nın tek bir kadının hırsı uğruna nasıl kül olacağını görmüştü. Bir kentin kaderini, oyun masasında zar tutan kralların iki dudağı arasına bırakan o çarpık düzene, daha çok başından karşı durmuştu.
Biliyor musun küçük yolcu, Apollon gibi tanrılar, kendilerine övgüler düzenleri severler ama o övgülerin altında yatan hakikati duymaktan pek hoşlanmazlar. Herophile, tanrının hem kızı hem de eşi olduğunu haykırdığında, aslında kralların ve tanrıların kurduğu o hiyerarşik piramidin tepesini sarsıyordu. O, sadece geleceği görmüyordu; o, başkalarının "kader" dediği o karanlık çarkın dişlilerini görüyordu. Herophile, yanından ayırmadığı o sade taşın üzerine çıkıp kehanetlerini fısıldadığında, aslında sadece tanrıları değil, yeryüzünün sahte efendilerini de sorguluyordu.
İnsanlar onun öldüğünü söylerler, bir yerlerde sessizce toprağa karıştığını... Ama Pausanias gibiler, o büyülü taşın Delphoi’deki tapınakta kilit altında tutulduğunu yazar. Neden mi? Çünkü gerçek, tek bir kişinin zihnine hapsolmayacak kadar tehlikelidir evlat. Herophile, şehir şehir gezen bir biliciydi; Samos, Klaros, Delos... Her yerde, birilerinin huzurunu bozan o rahatsız edici hakikati haykırdı. Sistemin çarkları onu susturmaya çalışsa da, o taşın üzerindeki izler hala orada; sessizlerin sesi olarak duruyor.
Duyuyor musun sevgili yoldaşım? Eğer o taşın fısıltısını işitirsen, kralların görkemli zırhlarının altındaki korkuyu da görürsün. Hayat, bazen bir yudum üzüm suyu kadar neşeli olsa da, o neşenin kaynağı sadece özgürce düşünülen gerçeklerdir. Herophile’nin kaderi, bize iktidarın ne kadar bencil, gerçeğin ise ne kadar inatçı olduğunu öğretti. Şimdi git ve düşün; senin omuzlarına yüklenen "kader" kimin hırsıyla yazıldı?