Thesauros Mitoloji Hermione

Hermione

Hermione

Menelaos ve Helene'nin kızı Hermione; Neoptolemos ve Orestes arasında savrulan, tutku ve zorunluluklar arasında sıkışmış trajik bir figürdür.

Menelaos ile Helene’nin tek evladı olan Hermione, Odysseia (IV, 414) metinlerinde tanrısal bir lütufla, Aphrodite’nin altın yansımasını taşıyan bir varlık olarak kaydedilir. İlahi iradenin bir uzantısı gibi sunulan bu soy bağı, aslında eril otoritenin mülkiyet hukukuna tabi kılınmış bir bedenin hikayesidir; zira tanrıların "gerçekleştirdiği" söylenen düğünler, iktidar sahiplerinin kendi aralarında kurdukları ittifakların birer mühründen ibarettir.

Menelaos, Troya seferi öncesinde kızını Neoptolemos ile nişanlayarak ona dair tasarruf hakkını, savaşın getirdiği siyasi beklentilerle çoktan ipotek altına almıştır. Oysa mitografik gelenek ve tragedya yazarları, bu iradeyi sarsan bir başka gerçekliği, Orestes ile Hermione arasında filizlenen bağı işaret eder. Ebeveynin verdiği söz ile bireysel yönelimler arasındaki bu çatışmada Hermione, Neoptolemos ile Orestes arasında bir diplomasi nesnesi gibi sürüklenir. Neoptolemos’un tutsağı Andromakhe’ye yönelen ilgisi ve Orestes’in tek taraflı tutkusu, Hermione’nin üzerinde kurulan bu tahakküm ağının farklı düğümleridir; o, bir yandan babasının sadakat borcuyla Akhilleus’un soyuna bağlanmaya zorlanırken, diğer yandan kendi tercihiyle Orestes’e meyleder. Racine’in yorumunda somutlaştığı üzere, sözleşmelerin ve kan bağlarının şekillendirdiği bu düzende Hermione, kendi arzusu ile ataerkil sadakat sözleşmeleri arasına sıkıştırılmış, kimliğini iktidar odaklarının çıkarlarına göre konumlandırmaya mecbur bırakılmış bir öznedir.
Silenos
Gelin bakalım şöyle, ateşin başına yaklaşın. Şu elinizdeki eski parşömenlere gömülüp kalmayın; mitler kitaplarda değil, rüzgarın uğultusunda ve insanın kalbinde saklıdır. Bugün size, güzelliğiyle göz kamaştıran ama kaderin karmaşık iplerine dolanmış bir kızdan, Hermione’den bahsedeceğim.

Sparta’nın kralı Menelaos ile o dillere destan Helene’nin tek kızıydı o. Tanrılar Helene’ye başka evlat vermemişler, sanki bütün güzellik payını bu küçük kıza saklamışlardı. Öyle bir güzelliği vardı ki, görenler onu altın Aphrodite’nin yeryüzündeki yansıması sanırdı. Ama gelin görün ki, bazen insanın o “ay parçası” gibi yüzü, hayatının daha da karışmasına sebep olur.

Hikayemiz, büyük savaşınhani şu Troya’da kıyamet koparan büyük gürültününardından başlar. Babası Menelaos, evinden çok uzakta, savaşın tozunu yutarken bir söz vermişti. Akhilleus’un o yiğit ama sert mizaçlı oğlu Neoptolemos’a, "Döner dönmez kızımı sana vereceğim," demişti.

Fakat kader dediğimiz o arsız dokumacı, ipleri hiç sizin beklediğiniz gibi düğümlemez. Bir yanda çocukluk aşkı Orestes vardır; Hermione için yanıp tutuşan, onun her bakışına bir destan yazmaya hazır bir delikanlı. Diğer yanda ise babasının sözüyle nişanlandığı, o heybetli ama gönlü başka yerde olan Neoptolemos. Neoptolemos’un gözü ise nişanlısından ziyade, tutsak aldığı Andromakhe’dedir. Düşünsenize, bir düğün günü ama ortada neşe yerine koca bir karmaşa!

Hani derler ya, "Tanrılar düğünü hazırlıyordu," diye... Eh, bazen gökyüzü sakinleri insanların hayatıyla oynamayı pek severler. Birileri der ki, "Hermione Orestes'e gönül vermişti," başkaları ise "Yok yok, Neoptolemos’un peşinden sürüklendi," diye anlatır durur. Benim kanaatimce, bir genç kızın kalbi, iki büyük kahramanın gölgesinde kalmış bir bahar çiçeği gibiydi.

İşte böyle küçükler. Hayat bazen bir kadeh şaraptan çok daha baş döndürücüdür. Hermione, hem bir prenses olmanın ağır yükünü taşıdı hem de gönlünün pusulasını bulmaya çalıştı. Şimdi siz söyleyin; babasının sözü mü daha kıymetlidir, yoksa kalbin fısıltısı mı? Belki bir gün, rüzgar size bunun cevabını getirir. Ama şimdilik, hikayeyi burada bırakalım da çayınızdan bir yudum alın, zira anlatacak daha çok şeyimiz var.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi