Gel bakayım şöyle yanıma, otur hele. Sana anlatacaklarım öyle tozlu kitaplarda kalanlardan değil, yüreği kocaman, bilekleri çelikten bir adamın hikayesi. Adı Herakles. Hani şu herkesin bildiği, görenlerin "Bu gökyüzü dostumuzun yeryüzündeki en güçlü armağanı" dediği adam.
Herakles, öyle doğuştan rahat bir hayat sürmemiş. Çocukken, daha beşikteyken iki koca yılan gelmiş onu boğmaya çalışmış. Bizimki ne yapmış dersin? Gülümseyip, küçük elleriyle o dev yılanları tuttuğu gibi etkisiz hale getirmiş! Daha o günden belliymiş dünyayı sırtında taşıyacağı.
Ama biliyor musun, bu kadar güçlü olmasına rağmen Herakles aslında çok dertli bir adamdı. Gökyüzündeki şimşeklerin sahibi, ona hep işler verirdi. Öyle zor işler ki, "Yapamaz" dedikleri her şeyi birer birer bitirdi. Koca Nemea aslanını tek hamlede alt etti, Lerna bataklığındaki ejderin başını ezdi. Hatta bir gün, o kadar çok iş yapmış ve yorulmuş ki, ağaç gölgesinde oturup bir yudum bir şeyler içerek soluklanmak istediğinde bile huzur bulamamış. Hep bir koşturmaca, hep bir görev!
Onun bir de topuzu vardı, elinden hiç bırakmazdı. İnsanlar korktuğu zaman, doğa onlara zorluk çıkardığı zaman Herakles oradaydı. Dere yataklarını değiştirip ahırları temizledi, yeryüzünün en uzak köşelerine gidip altın elmaları buldu. Bazen çok hüzünlendi, bazen kendini suçlu hissetti, bazen ise haksızlıklara karşı kükredi. Çünkü o sadece bir kahraman değil, aynı zamanda hatalar yapan, üzülen, yorulan gerçek bir insandı.
Hikayesinin sonu biraz hüzünlü başlasa da, aslında en güzel yere vardı. Bir gün, yine o zor zamanlardan birinde, üzerinde sihirli bir gömlekle ateşler içinde kalmış. Ama biliyor musun, ateş onu yakıp kül etmedi; tam tersine, onu tüm dertlerinden arındırıp gökyüzündeki yıldızların arasına, sonsuz bir huzura taşıdı.
Şimdi ne zaman gece gökyüzüne baksan, o parlak yıldızlar arasında Herakles’in o kocaman, iyi kalpli ve güçlü ruhunun bizi izlediğini hatırla. O, zorluklara karşı dimdik duranların, güçsüzleri koruyanların hep yanında oldu. Hadi şimdi git, biraz oyun oyna, biraz koş; yarın belki başka bir masalda yine buluşuruz, ha ne dersin?
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana herkesin o kaslı kollarından, o meşhur topuzundan ve yendiği devlerden bahsettiği Herakles’i anlatacaklar. Ama ben sana başka bir şey fısıldayacağım. Herakles, insanların “kahraman” diye alkışladığı bir piyon, gökyüzündeki o muktedirlerin elinde bir oyuncaktı.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler: Herakles’in Zincirsiz Köleliği
Herakles, yani asıl adıyla Alkides, daha beşikteyken Güçlüler'in nefretini üzerine çekmişti. O, kendi kaderini çizen biri değil, Hera’nın bitmek bilmeyen kıskançlığının ve Eurystheus gibi zayıf ama taht sahibi olanların hizmetinde harcanan bir ömürdü. Bir düşün; neden bir insan, durup dururken canavarlarla dövüşmeye zorlanır? Çünkü sistem, kendi korkularını bastırmak için Herakles gibi güçlüleri kullanır, sonra da onları suçlayıp cezalandırır. O, sadece doğayı değil, aynı zamanda tepeden bakan o otoriter düzeni de taşımak zorunda bırakıldı.
Sana onun başarılarını değil, o başarıların altında yatan kederi anlatayım:
- Nemea Aslanı'nı öldürdüğünde, sadece bir hayvanı değil, kendi huzurunu da boğmuştu.
- Lerna Ejderi'nin kafalarını kestiğinde, aslında sadece kendi vicdanının susturamadığı sesleri susturmaya çalışıyordu.
- Augias’ın Ahırları'nı temizlediğinde, kralların pisliğini temizleyen bir hizmetkardan farkı kalmamıştı.
Ve o meşhur 12 iş... Bunlar bir şeref nişanı değil, bir kölenin efendisine sunduğu zorunlu kanıtlar listesidir. Güçlüler, Herakles’e "şunu yap, bunu yok et" dediklerinde, aslında onun özgür ruhunu yavaş yavaş öldürüyorlardı. Kendi çocuklarını kaybettiği o korkunç cinnet anı, sistemin bir insana yaptırabileceği en büyük işkenceydi. Sonra onu suçlu ilan edip, kefaret ödetmek için dünyanın öbür ucuna gönderdiler.
Peki ya sonu? O, kendi yaktığı ateşle değil, başkalarının ona dayattığı kıskançlık ve ihanet zehriyle küle döndü. Nessos'un kanına bulanmış o gömlek, aslında üzerine giydirilen 'görev' ve 'sadakat' kisvesinin bir simgesiydi. Yakıldı, kül oldu ve ancak o zaman özgürlüğüne kavuşabildi.
Unutma evlat; Herakles ne bir tanrıydı ne de sadece bir savaşçı. O, haksız bir düzenin altında ezilen, gücü kendisinden daha çok başkalarına yarayan, hüzünlü ve yorgun bir ruhtu. Bir kadeh az şarap içip üzerine düşünürsen, onun o devasa heykelinin altında aslında ne kadar yalnız bir çocuk saklandığını görebilirsin. Gerçek her zaman parıltılı değildir, bazen sadece bir küllüktür.