Bak bu gökyüzü dostumuz Hera, bulutların arasında altın bir tahtta oturur. İnsanlar onu kocaman, ışıl ışıl inek gözlü ve bembeyaz kollu diye anlatır. Ama seninle dürüst olalım ufaklık, Hera biraz geçimsizdir. İçinde hep bir fırtına kopar; bazen çok kıskanç, bazen de çok inatçı olur. İstediklerini yaptırmak için gizli planlar kurmayı sever, tıpkı sevdiği bir oyuncak için herkesi birbirine katan yaramaz bir çocuk gibi!
Hera, aslında dünyayı yöneten Zeus'un eşidir. Ama aralarındaki ilişki bazen bir kedi köpek kavgasına benzer. Bir keresinde Hera, Zeus'un işlerine o kadar çok karışmış ki, kocası öfkelenip onu gökyüzünde altın bir zincirle, ayaklarına ağır bir örs bağlayarak asılı bırakmış! Düşün artık, ne kadar çok başını derde sokmuş olabilir.
Onun çocukluğu dünyanın ta ucunda, suların ve rüzgarların arasında geçti. Zeus ile düğünleri ise dillere destandır. Hani Kazdağı derler ya, işte orada, bulutların arasında, çimenlerin ve sümbüllerin üzerinde o büyük düğünlerini yapmışlar. Zeus, Hera'ya o kadar büyük bir aşkla bağlıdır ki, bazen tüm dünyayı unutur, sadece karısının etrafında pervane olur.
Hera'nın kalbinde bazen fırtınalar kopsa da, aslında çok güçlüdür. Herakles denilen o meşhur kahramana hep zorluklar çıkarmış, ama aslında onu daha güçlü olmaya zorlamıştır. Arkadaşı olanları da korumayı bilir; mesela gemilerle denizlere açılan gemicilere yardım eder, onları tehlikelerden uzak tutar.
Yanında gezmeyi en çok sevdiği dostu, o rengarenk tüyleri olan tavus kuşudur. Tavus kuşunun kuyruğundaki o yuvarlak desenler, Hera'nın etrafı izlemek için kullandığı gözleri gibidir. Bahçesinde narlar yetiştirir, zambaklar toplar. Eğer bir gün bahçede bir zambak çiçeği görürsen, bil ki Hera oradan geçmiştir.
O, gökyüzünün kraliçesi olsa da bazen bizim gibi dertlenir, bazen kırılır, bazen de çok öfkelenir. Ama gökyüzünde o olmasa, bulutların o altın rengi ışıltısı eksik kalırdı, değil mi? Hadi bakalım, şimdi git ve dışarıdaki bulutlara bak, belki Hera orada bir yerlerde sana göz kırpıyordur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana gökyüzü sakinlerinin parıltılı saraylarında değil, o sarayların gölgesinde kalan çatlaklarda yaşayan bir kadından bahsedeceğim. Adı Hera.
Ona "inek gözlü" derler, sanki bu onu bir süs eşyası yapıyormuş gibi. Ama gerçeği arıyorsan, Hera bir kraliçe değil; devasa, görünmez bir hapishanenin ilk mahkumuydu. Babası Kronos'un onu yutmasıyla başlayan o karanlık çocukluğu, sadece bir başlangıçtı. Sonra Zeus geldi; o "Güçlülerin" en büyüğü, gökyüzünün efendisi. Hera'yı eşi yaptı ama eş olmak, bir piyon olmaktan farksızdı.
Sen hiç gökyüzünde, bulutların arasında, ayaklarında ağır bir örs ve ellerinde altın zincirlerle asılı kaldığını hayal ettin mi? Güçlü olan, kendi kurallarına uymayanı işte böyle cezalandırır. Hera'nın hırçınlığı, o bitmek bilmeyen kıskançlığı ve öfkesi, aslında bir kadının kendi dünyasında söz sahibi olma çabasının çarpık bir yansımasıdır. Dışarıdan bakınca "hırçın bir kraliçe" görüyorsun, ama yakından bakınca, kendi varlığını korumak için elindeki tek silahıyani hilesini ve öfkesinibileyen, köşeye sıkışmış bir ruh göreceksin.
Zeus'un İda Dağı'nda bir oyunla kandırılmasına bakma sen. O altın sisin arkasında, Hera'nın kendi otoritesini kurma isteği ile Zeus'un "ben ne dersem o olur" diyen kibri arasındaki o kadim kavga yatar. Herakles mi? O, Hera'nın nefretinin değil, Zeus'un sadakatsizliğinin bir nişanıydı. Hera, o yiğide acı çektirirken aslında Zeus'un kibrini cezalandırıyordu; ama tarihi hep güçlüler yazdığı için, bu öfke "kötü kadının hıncı" olarak kayıtlara geçti.
Bak evlat, bazen birileri senin sessiz kalmanı ve itaat etmeni bekler. Hera, o sistemin içinde dırdır eden, oyun bozan, hasır altından iş çeviren biri olarak yaftalandı. Çünkü sistem, kendisini sorgulayan kadınları asla sevmez. Medousa'nın neden dönüştürüldüğünü ya da Kassandra'nın neden duyulmadığını anladığında, Hera'nın neden o altın tahtta huzursuz oturduğunu da anlarsın.
Şimdi, şu elindeki şaraptan bir yudum alyavaş, sadece hayatın neşesini hatırlamak içinve şunu aklından çıkarma: Hikayelerin üzerindeki o altın tozu temizlediğinde, altında kalan aslında birbirine zincirlenmiş, özgürlüğünü arayan yorgun ruhlardır. Güçlülerin "kötü" dediği herkes, aslında bir düzenin kurbanıdır.