Gel bakalım evlat, otur şöyle şu ağacın gölgesine. Bak, ayaklarını uzat, toprak soğuktur ama insanı dinlendirir. Madem merak ettin, sana bütün bu diyarın, konuştuğumuz dilin ve güneşin altındaki o kalabalık soyların en başını anlatayım. Hani şu biz "Hellenler" diyoruz ya, işte her şey o tek bir adamla başladı: Hellen.
Çok eski zamanlar, hani o gökyüzü sakinlerinin dünyayı bir baştan bir başa sularla yıkadığı o meşhur tufan zamanlarından bahsediyorum... Sular çekilip de dünya yeniden kurumaya yüz tuttuğunda, Deukalion ile Pyrrha adında bir çift kalmıştı sadece. İşte bu Hellen, onların oğlu. Tesalya’nın o bereketli dağlarına yerleştiğinde, yanında sadece cesareti ve geleceğin tohumları vardı.
Hellen yalnız mıydı? Hayır. Bir dağ nympha’sı olan güzel Orseis ile hayatını birleştirdi. Sen dağlardaki o kıpır kıpır, neşeli nympha’ları bilirsin, değil mi? İşte Hellen o neşeyi alıp kendi kararlılığıyla birleştirdi. Sonra üç tane oğulları oldu: Doros, Ksuthos ve Aiolos.
Bak, asıl sihir burada başlıyor: Bu üç delikanlı büyüdü, serpilip kendi yollarına gittiler. Onlardan da koskoca boylar, kabileler türedi. Dorlar, Aioller, İonlar ve Akhalar... Yani o bildiğin tüm büyük isimler, o destanlara konu olan kahramanlar, aslında hep Hellen’in dalları, budakları.
Düşünsene evlat, koskoca bir kavim ağacı! Hellen, o ağacın kökü oldu. Bugün hangi limana gitsen, hangi mecliste otursan, bu insanların damarlarında dolaşan kanın, o köklerdeki Hellen’den geldiğini duyarsın. O, tek bir adamdı ama ardında bütün bir milletin masalını bırakıp gitti.
Hadi, şimdi biraz gözlerini kapat da hayal et; sular çekiliyor, güneş yavaşça dağların arasından doğuyor ve bir adam, toprağa ilk tohumu eker gibi tarihin başlangıcını yazıyor. Dünya o günden beri pek değişmedi aslında, sadece bizler, o ulu Hellen’in mirasını biraz daha karıştırıp duruyoruz. Ne dersin, bir yudum bal şarabı içip devam edelim mi, yoksa kafan yeterince karıştı mı?
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var; tozlu parşömenlerin, kralların altın yaldızlı kalkanlarının ardına sakladıkları o hırçın hakikat... Yanıma yaklaş, kulak ver bu yaşlı Silenos’a.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler: Hellen’in Gölgesi
Evlat, tarih dediğin şey, kazananların çamurdan elleriyle diktiği bir duvardır. Sana okullarda Hellen’i, o büyük atayı, Deukalion ve Pyrrha’nın tufan sonrasındaki paha biçilemez evladını anlatırlar. Derler ki; Tesalya’nın eteklerinde Orseis ile birleşmiş, Doros, Ksuthos ve Aiolos ile soylu bir ırkın tohumlarını saçmıştır. İşte Akha, İon ve Dor boyları böyle türemiştir, derler. Ancak asıl mesele, bu dalların hangi gölgede büyüdüğüdür, güzel yavrum.
Hellen, sadece bir soy ağacının kökü değildir; o, bir "düzenin" başlangıcıdır. Hani şu insanların birbirine "sen bizdensin" diyerek, kendilerinden olmayanı ötelediği o keskin sınırların ilk çizgisidir. Bir düşün; tufan sonrası dünya bomboşken ve herkes hayatta kalmaya çabalarken, neden birileri çıkıp "biz seçilmiş olanlarız" deme gereği duydu? Krallar, halklarını yönetmek için hep bir "ortak ata" masalına ihtiyaç duyar. Çünkü birleşen insan, sorgulayan insanı susturur.
Dinle sevgili evladım: O görkemli soyların arkasında, sistemin çarklarına kurban edilen nice sessiz ruh vardır. Hellen’in oğulları toprakları paylaşırken, "bizim hakkımız" dediklerinde; dağlarda yaşayan, toprağı işleyen ama o "soylu" ağaca dahil edilmeyen nice insan, sessizce silinip gitti. Tarih, bu isimlerin yazıldığı kadar, yazılmayanların da hıçkırığıdır.
Belki de Hellen’in hikayesi, insanlığın birleşme arzusu ile dışlama kibrinin o ince çizgisinde düğümlenmiştir. İnsan, bir ağaca tutunmak isterken kendi ormanını yakmayı nasıl göze alabiliyor, hiç düşündün mü? İşte bu, üzerine biraz bilgece bir neşeyle, sanki damarlarında gezinen hafif bir şarabın sıcaklığıyla kafa yorulacak bir hakikat.
Yetişkin evlatlarım, sizler de görün artık; büyük adamların kurduğu o "safkan" anlatılar, aslında hepimizin ortak ve çamurlu topraklarını birbirinden ayırmak için var. Hellen bir isimdir, evet. Ama o ismin ardına gizlenip de kendini diğerlerinden üstün gören her otorite, aslında kendi masalının esiri olmuştur.
Şimdi git, kendi ismini kendin yaz. Bir atanın gölgesinde değil, kendi hakikatinin ışığında yürü. Çünkü tarihin gerçek efendileri, krallar değil, onu cesaretle sorgulayanlardır.