Thesauros Mitoloji Helikaon

Helikaon

Helikaon

Troya prensi Helikaon, yıkımdan sağ çıkıp ailesiyle İtalya’ya göçen bilge Antenor’un oğludur. Yeni diyarlarda kendine huzurlu bir yaşam kurmuştur.

Troya’nın kadim düzeninin temsilcisi Antenor’un soyundan gelen Helikaon, Priamos’un kızı Laodike ile kurduğu bağla kentin hiyerarşik dokusuna eklemlenmiştir. Şehir surlarının ardında belirlenmiş rollerin ve yönetenlerin iradesiyle şekillenen bu yapı çökerken, o ve kardeşleri, hükmedilenin kaderini paylaşmayı reddederek yıkıntıların arasından sıyrılırlar. Antenor ve Pulydamas ile birlikte kuzey İtalya’nın bakir topraklarına yönelmeleri, yalnızca bir hayatta kalma çabası değil, iktidarın merkezini başka bir coğrafyada yeniden inşa etme, otoritenin sınırlarını tayin etme arayışıdır; zira tahakkümün olduğu her yer, insanın kendi yasasını kurmak için yeni bir oyun alanıdır.
Silenos
Bak evlat, ateşi biraz daha harlayalım mı? Şu kıvılcımlar havaya yükselirken sana Helikaon’dan bahsedeyim. Hani şu Troya’nın o kızıl tozlu sokaklarında, kılıçların şakırtısı arasında vakur duruşuyla bilinen delikanlıdan.

Helikaon denince akla hemen babası Antenor gelir. Antenor ki, Troya’nın en aklı başında adamlarından biriydi; hani o savaş çığırtkanlarının arasında barışın sesini duyurmaya çalışan, ak saçlı bilge. Helikaon da babasının yolundan giden, gözü pek ama aynı zamanda tedbirli biriydi. Priamos’un kızı, güzelliğiyle destanlara konu olan Laodike ile evlenmişti. Düşünsene, hem sarayın ağırlığını taşıyacaksın hem de o büyük fırtınanın, yani Troya’nın çöküşünün yaklaşmakta olduğunu göreceksin.

Biliyorsun, gökyüzü sakinleri bu dünyadaki oyunlarını bazen çok sert oynarlar. Surlar birer birer düşerken, gökyüzü adeta yas tutan bir kederle kaplanmıştı. Herkes kaçacak bir yer ararken, Helikaon öylece durup yıkımı izlemedi. O, kaderin ağlarını başka bir coğrafyada örmesi gerektiğini bilenlerdendi.

Kardeşleriyle, babası Antenor’la ve o meşhur Pulydamas’la beraber, yanan surların dumanını arkalarında bırakıp yola koyuldular. Denizler her zaman cömert değildir, ama Helikaon ve yanındakiler, tanrıların gazabından değil, onların sessizliğinden medet umarak kuzeye, yani bugünkü İtalya topraklarına doğru dümen kırdılar.

Bir nevi yeni bir başlangıçtı onlarınki. Hani bazen bir masal biter ama kitabın son sayfası aslında yeni bir maceranın ilk cümlesidir ya, işte öyle. Kimileri onların arkasından "korkak" diye fısıldadı belki ama unutma evlat, bir şehri kılıçla korumak kadar, bir halkın geleceğini yeni topraklarda yeşertmek de yiğitliktir.

Şimdi o toprakların rüzgarlarında, Helikaon’un ve ailesinin izleri hala durur. Bazen bir bardak taze üzüm suyunun tadında, bazen de ufka baktığında gördüğün o uzak limanların sessizliğinde onları anımsarsın. Hayat, tıpkı bizim bu ateşteki közler gibi; biri sönerken diğeri harlanıyor. Önemli olan, o yolculuğa çıkacak cesareti gösterebilmek.

Hadi, gözlerini kapa biraz. Kim bilir, belki rüyanda o eski, beyaz yelkenli gemilerin İtalya kıyılarına yanaştığını görürsün.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi