Thesauros Mitoloji Heliadai (Helios Kızları)

Heliadai (Helios Kızları)

Heliadai (Helios Kızları)

Phaeton’un ölümüyle yas tutup kavak ağacına dönüşen, gözyaşları amberleşen Helios kızları. Güneş arabasının trajik hikayesinin kederli tanıklarıdır.

Helios ve Okeanos’un kızı Klymene’den doğma bu kardeşler, ilahi olanın gölgesinde biçimlenmiş varlıklardır. Phaeton’un, babasının ihtişamlı arabasını kontrolsüzce sürmesine olanak tanıyan bir tür suç ortaklığıyla, iktidarın yıkıcı gücünü deneyimlemişlerdir; nitekim bu gücü paylaşma arzusu, kaçınılmaz olanın müsebbibi olmalarına kapı aralamıştır. Zeus’un tepeden inme yıldırımıyla kardeşleri küle döndüğünde, ırmak kıyısındaki yasları, doğanın boyun eğmeyen akışına karşı bir sığınak işlevi görür. Ancak bu sığınak aynı zamanda kendi sonlarını da hazırlar; iktidarın hatalı hamlelerinin bedeli, onları kendi arzularından koparıp kalıplara hapseden bir dönüşüme mahkum etmiştir. Kavak ağaçlarına dönüştüklerinde, yere düşen her bir amber tanesi, sistemin kusursuz işleyişinde bir pürüz gibi parlayan o yasaklı hırsın ve tanrısal otoritenin altında ezilen iradenin donmuş izleridir.
Silenos
Oturun bakalım, şöyle yakınıma, ateşin ışığı henüz tam sönmeden size gökyüzünün en hüzünlü ama bir o kadar da parıltılı hikayesini anlatayım. Başınızı kaldırıp o devasa güneşe baktığınızda sadece ışık görmeyin; bazen o ışığın ardında damla damla dökülen kederi de hayal edin.

Güneş tanrı Helios ile Okeanos’un kızı Klymene’nin yedi güzel kızı vardı. Onlara Heliadai derler. İnsanlar onları çok sevdi ama onların kalbi, kardeşleri olan o cesur ve fevri Phaeton’a atardı. Hani şu, babasının altın arabasını kaçırıp gökyüzünde bir şölen yapacağını sanırken felakete sürüklenen çocuk... O, tanrıların bile dizginlemekte zorlandığı o kızgın atları dizginlemeye kalktığında, Heliadai kardeşleri ona biraz cesaret, biraz da gizli bir destek vermişti. "Yapabilirsin," dediler, "gökyüzü senin, ışık senin."

Lakin gökyüzü sakini Zeus, dünyanın o hengamede yanıp kül olacağını görünce elindeki yıldırımı bir ok gibi fırlattı. Phaeton, o altın arabadan bir yıldız gibi kayıp Eridanos Nehri'nin sularına düştüğünde, gökyüzü karardı sanmayın; asıl karanlık Heliadai kızlarının kalbine çöktü.

Nehir kıyısında diz çöktüler. Gözyaşları, sanki zamanı durdurmak istercesine akıyordu. Öyle çok ağladılar ki, ayakları toprağın derinliklerine kök salmaya, tenleri pürüzsüz bir kabuğa bürünmeye başladı. Bir baktılar ki, kollarından dal budak çıkıyor; parmakları yaprak olup rüzgarda titriyor. Artık onlar birer insan değildi; güneşin kızları, nehir kıyısında dimdik duran o narin kavak ağaçlarına dönüştüler.

Hikayenin en tuhaf tarafı ise şudur evlatlarım: Ağaç olduklarında bile ağlamayı bırakmadılar. O hüzünle döktükleri her damla yaş, güneşin ışığıyla buluştuğunda donup kaldı. Bugün dünyanın dört bir yanında gördüğümüz o bal rengi, altın gibi parlayan kehribar taşları var ya? İşte onlar, Heliadai kızlarının kardeşlerine duyduğu o bitmek bilmeyen özlemin, taşa dönüşmüş gözyaşlarıdır.

Şimdi bir kavak ağacının gölgesine oturup rüzgarda çıkardığı o hışırtıyı dinlediğinizde, sadece yaprak sesini duymayın. Onların, kardeşlerinin ardından mırıldandığı kadim bir şarkıyı işitmeye çalışın. Ne dersiniz, bazen en ağır hatalar bile, en parlak güzelliklere dönüşmek için bir bahane olmaz mı? Hadi bakalım, şimdilik bu kadar; yıldızlar göz kırpmaya başladı bile.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi