Bak hele şuraya! Yaklaşın biraz, ateşin çıtırtısı iyice duyulsun. Gözlerinizdeki o merak pırıltısı, eski zamanların tozlu yollarından daha değerli benim için. Bugün size öyle birinden bahsedeceğim ki, Olympos’un o gürültülü, şatafatlı sofralarında pek oturmaz. O, gökyüzü sakinlerinin kurallarına sığmayan, gizemli mi gizemli bir tanrıça: **Hekate**.
Homeros adını anmaz, destanlarında ondan tek bir kelime bile etmez. Neden mi? Çünkü Hekate, o bildiğiniz, elinde mızrağıyla güneşin altında parlayan tanrılardan değildir. O, daha eski, daha derin ve toprağın kokusunu içine çekmiş bir kadim ruhtur. Kökleri, bizim güzel Anadolu’muzun bereketli topraklarına, Karia’nın sisli yamaçlarına, o meşhur Lagina tapınağına uzanır.
Şimdi, kulağınızı iyi açın; bu tanrıça sıradan bir soy ağacından gelmez. Güneşin çocukları olan Titanlar soyundandır. Annesi Asterie, babası Perses... Yani anlayacağınız, soylu mu soylu. Ama Zeus, diğerleri ne derse desin, bu tanrıçayı pek bir sever, el üstünde tutarmış. Neden mi? Çünkü Hekate’ye öyle bir yetki vermiş ki, yerin altında, göklerin tepesinde ve uçsuz bucaksız denizlerde sözü geçer olmuş.
Eski bir ozan olan Hesiodos, bir gün eline lirini almış ve Hekate’yi övmeye başlamış. Demiş ki: "Eğer Hekate birini severse, o kişinin sırtı yere gelmez!" Bir düşünün; meydanlarda, kalabalıklar içinde birini parlatıp herkesin gözdesi yapabilen odur. Savaş meydanında kime zafer tacını uzatacağı, hangi kaptanın gemisini fırtınalı denizlerden sağ salim çıkaracağı, ağıllardaki kuzuların ne kadar çoğalacağı hep onun dudakları arasından çıkan bir söze bakar. Yani anlayacağınız, çocukların büyümesiyle, bir binicinin atıyla uyumuyla, bir kralın bilgece kararlarıyla doğrudan ilgilenir.
Ama durun, onu sadece "yardımsever bir abla" sanmayın. Onun yüzünde her zaman bir gizem perdesi vardır. Zaman geçmiş, bu tanrıça uzak diyarlara, Roma’ya kadar gitmiş. Orada onu geceyle, karanlıkla, sihirli formüllerle anar olmuşlar. Hani o hüzünlü kraliçe Dido vardır ya, hani meşhur Aeneas’ı kendine bağlamak için dualar eden... İşte o, çaresiz kaldığında Hekate’ye sığınmıştır.
Bazıları onu üç farklı yüzle tasvir ederler; sanki aynı anda hem buraya, hem öte yana hem de kalbinizin en derin gizli köşesine bakıyormuş gibi. Kimi zaman bir kısrak, kimi zaman bir köpek, kimi zaman da bir kurt suretinde dolaştığı söylenir. Tıpkı Efesli Artemis gibi... Zaten bu ikisi birbirine öyle benzer ki, sanki aynı güneşin farklı saatlerdeki yansıması gibidirler.
Siz bakmayın onun hakkında yazılan binlerce karmaşık söze. Hekate, yol ayrımlarının tanrıçasıdır. Bir karar vereceğinizde, bir kapıdan içeri adım atacağınızda ya da gecenin karanlığında kendi yolunuzu aradığınızda, o sizin için oradadır. İster ona dua edin, ister sadece yıldızlara bakın; o her zaman, görülmeyeni gören, düğümleri çözen o kadim güç olarak kalacaktır.
Hadi bakalım, şimdi gidin ve uykunuzda kendi yollarınızı çizin. Unutmayın; bazen en büyük sırlar, en karanlık köşelerde fısıldanır.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Gel, şu kenara otur da biraz soluklanalım. Şarabımın son damlası değil, anlatacaklarımın ağırlığıdır beni böyle düşündüren. Sen, Olympos'un tepesinden aşağıya, o ışıklı ve şatafatlı tahtlara bakmaya alıştırılmışsın; ama gerçek, o sarayların çok uzağında, gölgelerin kuytuluğunda gizlidir.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler: Hekate’nin Sessiz Gücü
Dinle güzel yavrum; tanrıların listelerinde ismi pek geçmez, ozanlar onu saray şölenlerinde anmazlar. Çünkü Hekate, o kibirli Olymposluların "düzen" dediği çarkın dışındadır. O, Anadolu’nun kadim topraklarından, Efesli Artemis’in en karanlık ve en derin kıvrımlarından süzülüp gelmiştir. Homeros mu? O, kendi krallarını parlatmakla meşguldü; Hekate gibi "sisteme ait olmayan" bir figürü anlatmaya kalksa, kralların o sahte şaşalı dünyası bir anda yıkılırdı.
Hesiodos denen ozan bile, bu tanrıçanın karşısında titreyerek ona övgüler düzmek zorunda kaldı. Neden biliyor musun ufaklık? Çünkü Hekate, gökyüzünün sadece süsü değil, yeryüzünün gerçek sahibidir. Karalarda, denizlerde ve hatta ölümün eşiğinde onun mührü vardır. Krallar kurultaylarda boy gösterirken, halk Hekate’nin kapısını çalar. O, kimin parlayacağına, kimin zafer kazanacağına, kimin ağının balıkla dolup kimin elinin boş kalacağına karar verir. Yani, Zeus bile kendi payına düşeni yaparken Hekate’nin iradesine boyun eğmek zorundaydı.
Görüyor musun küçük dostum, güç aslında kimde? O, binicilerin atını yönlendiren, sürüleri çoğaltan ya da yok eden, gecenin sessizliğinde gizli yollar açan bir "kara güçler ecesi" olarak resmedildi zamanla. Çünkü sistem, kendisine itaat etmeyen, tanımlanamayan ve tek bir kalıba sığmayan bu kadını ancak "korkutucu" ilan ederek sindirebileceğini sandı. Onu üç yüzlü, üç biçimli yaptılar; kimine göre kısrak, kimine göre dişi köpek, kimine göre kurt... Ama o sadece, her yöne aynı anda bakabilen bir hakikatin sembolüydü.
Dido gibi çaresizce aşkına tutunanlar, sistemin dışına itilenler, çareyi hep ona sığındırılan büyülerin arasında buldu. Hekate, sadece sihir değil, aynı zamanda dışlanmışların, ezilmişlerin ve sessizliğe mahkum edilenlerin koruyucusudur. Lagina’daki o görkemli tapınağında, kralların yasalarından başka, toprağın kadim yasaları fısıldanırdı.
Şimdi anlıyor musun tatlı çocuğum? Olympos’ta oturanlar başkalarının kaderiyle oynadığını sanır, oysa Hekate, tüm bu sahte kurgunun arka bahçesinde bekleyen asıl yönetendir. Güç sahipleri, Hekate’nin adını anmaktan korkarlar; çünkü o, otoritenin değil, doğanın ve gerçeğin ta kendisidir. Bir dahaki sefere bir heykelin üç yüzüne baktığında, onların sadece taş olmadığını, senin göremediğin, duyamadığın o geniş gerçekliğin üç farklı zamanı olduğunu hatırla.
Yolun açık olsun evlat; unutma, gerçek her zaman ışığın en az düştüğü yerdedir.