Bakın bakalım evlatlarım, çember olun şöyle... İhtiyar Silenos’un dizleri biraz titrer ama hafızası, zeytin ağaçlarının kökleri kadar derindir. Bugün size, tozlu parşömenlerin arasında unutulmaya yüz tutmuş, ama içine biraz hüzün biraz da dikbaşlılık serpiştirilmiş bir prensesten, Heilebie’den bahsedeceğim.
Karia’nın o güneşten kavrulan, deniz kokulu topraklarında, Kaunos şehrinde geçer bu hikaye. Şimdi sıkı durun, çünkü işin içine bir de meşhur İo karışıyor. Hani şu gökyüzü sakinlerinin başı Zeus’un aşık olduğu kız... Zeus onu alıp götürünce, babası İnakhos, Lyrkos adında genç bir yiğidi "Kızımı bulmadan dönme!" diye dünyaya salmış. Lyrkos dünyayı arşınlamış, yedi iklim dört bucak gezmiş ama nafile. İo’dan iz yok. Argos’a, "eli boş geldim" demeye utanmış bizimki, gitmiş Kaunos’a yerleşmiş. Kader ağlarını işte orada örmüş; bizim güzel prensesimiz Heilebie ile evlenivermiş.
Lakin hayat, her zaman masallardaki gibi gül bahçesi değil, bilirsiniz. Aradan zaman geçmiş, evleri çocuk seslerinden yoksun kalmış. Lyrkos, bu duruma bir çare bulmak için "Gideyim de Apollon’un kahinine bir danışayım" demiş. Yola koyulmuş koyulmasına ama insan işte, bazen yolun tozuna kanıp başka kıyılara uğruyor. Yolculuğu sırasında aklını çelmişler, kocasının bir anlık hatasıyla evlilikleri büyük bir fırtınanın eşiğine gelmiş.
Haber tez ulaşır derler ya, Lyrkos geri döndüğünde Kaunos Kralı, yani Heilebie’nin babası küplere binmiş. "Kızımı üzenin, sarayımda yeri yok!" diye gürlemiş. Ama Heilebie... İşte burada mesele kızlar ve oğullar; prensesimiz hem bilge hem de sadık bir yüreğe sahipmiş. Lyrkos’un hatalarını bir kenara bırakıp, aşkına ve yuvasına sahip çıkmış. Babasının karşısına dikilmiş, kurnazlığı ve cesaretiyle babasını alt etmeyi başarmış.
Bazen en büyük zaferler, savaş meydanlarında değil, evin içinde, bir kadının kararlılığıyla kazanılır. Heilebie, babasının gazabını dindirirken aslında kendi kaderinin de dizginlerini eline almış oldu.
İşte böyle küçükler... İnsan bazen en çok güvendiği insanın hatasıyla sarsılır, ama önemli olan o sarsıntıdan sonra ne yapacağındır. Hadi bakalım, güneş çekiliyor, üzümlerin tadı kaçmadan gidin biraz oyun oynayın. Yarın, belki size bir tanrının gazabından nasıl kaçılır onu anlatırım, ha ne dersiniz?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep kralların zaferlerini, tanrıların altın tahtlarını anlatırlar ya... İşte o hikayelerin tozlu raflarında, anlatılmayan, hatta bilinçli olarak unutulan bir sır saklıdır. Kulak ver bana güzel çocuğum, çünkü gerçekler bazen en gürültülü savaş davullarından daha sessizdir.
Karia’nın serin rüzgarlarının estiği, Kaunos’un taş duvarları arasında yaşayan bir kadın vardı: Heilebie. Hikayesi, o devrin büyük "kahraman" bildiği erkeklerin, Lyrkos gibilerin gölgesinde kalmış bir figürdür. Lyrkos mu? Dünyayı dolaşıp İo’yu aradığını söyleyen, aslında kendi hırsının ve gücünün peşinde koşan bir gezgin... Kendi başarısızlığını kabul edip eve dönmeye korktuğu için, kendine yeni bir yurt, yani Kaunos’u seçti. Heilebie ise bu adamın hayatına girdiği, statüsünü korumasına zemin hazırladığı sessiz bir destekçiydi.
Dinle beni evlat; güç dediğin şey, bazen bir kadının sadakatini kendi krallığını korumak için bir kalkan gibi kullanmaktır. Lyrkos, evliliklerinde bir "noksanlık" ararken, yani kendi erkeklik gururunu tamir etmek için kahinlerin kapısını aşındırırken, Heilebie’nin varlığını bir kenara itiverdi. Tanrı sözcüsüne giderken yolda başka bir kadınla olması, aslında o kadının bir birey olduğunu bile görmediğini gösterir. Erkekler tarihte sadece kendilerini ararlar, geride bıraktıklarının duyguları ise sadece birer dipnot olur.
Sana anlatılanlarda, Lyrkos’un Kaunos kralı tarafından kovulmak istendiğini okursun. Ama asıl ironiyi görüyor musun? Krallar, iktidarını korumak için kızlarını bir oyuncak gibi kullanırken, Heilebie kendi babasının otoritesine karşı durmayı seçti. Neden mi? Belki de o ana dek üzerine yıkılan tüm o haksız yüklerden kurtulmak istedi. Belki de kendi kaderini, kocasının bile olsa, bir otorite figürünün ellerine teslim etmemeye karar verdi.
Ah, hayatın acı şarabından bir yudum almış gibi hissediyorum bunu söylerken; o, babasını alt etmesine yardım ederken aslında sadece bir erkeği kurtarmıyordu, kendi iradesini o sarayın tahtından söküp alıyordu.
Sakın unutma evlat, tarihin sayfalarında adı geçmeyenlerin, "kısırlık" bahanesiyle susturulanların ya da sadece "kralın kızı" diye anılanların, o kralları devirecek ya da ayakta tutacak asıl güce sahip olduğunu keşfettiğin gün, özgürlüğe ilk adımını atacaksın. Otorite her zaman seni bir piyon gibi görmek isteyecektir; ama sen Heilebie’nin sessizliğindeki o gizli isyanı hatırla.
Şimdi uyu bakalım, yarın uyandığında kralların tahtlarının ne kadar da sarsılabilir olduğunu kendi gözlerinle göreceksin. Gerçekler, sadece onları aramaya cesareti olanlar içindir.