Gel şöyle yanıma, biraz soluklan. Şuramdaki eski postun üzerine kıvrıl da anlatayım sana. Bak, Thebai denilen o kadim kentin surları hala rüzgarda uğuldar gibidir, duyar mısın? İşte o surların gölgesinde, Haimon adında bir delikanlı yaşardı. Kral Kreon’un oğluydu; yani sarayların, altın kadehlerin ve ağır sorumlulukların içine doğmuştu. Ama Haimon’un kalbi saray duvarlarına sığmayacak kadar genişti.
Haimon, Antigone’ye gönlünü kaptırmıştı. Antigone hani şu soylu, dik başlı kız... Hani şu, kuralları değil de yüreğinin sesini dinleyen? Kreon, kraldır ya, kendi yasalarını evrenin kanunu sanır; tuttu, kıza “Ölüm cezası!” dedi. Onu diri diri mezara kapatmaya karar verdiğinde, Haimon’un dünyası başına yıkıldı.
Bir baba ile oğul düşün; ama aralarında sadece kan bağı değil, koca bir uçurum var. Kreon, "Devleti yöneten benim, herkes ağzımın içine bakmalı, itaat etmeyen düzeni yıkar!" diye gürledi. Serttir Kreon, sanki taştan yontulmuş gibi. Haimon ise karşısında dimdik durdu. Ona, "Baba," dedi, "Tanrıların bize verdiği en büyük hediye akıldır. Sen halkı susturursan, onların fısıltılarını duymazsın. Ama herkes, o kızın yaptığının bir onur işi olduğunu biliyor. Halkın sesi, senin o sert yasalarından daha gür çıkıyor!"
Kreon öfkeden küplere bindi tabii. "Bana halk mı akıl verecek? Devlet benim!" diye kükredi. Haimon da ona o meşhur cevabını verdi: "Tek bir kişinin olduğu yerde devlet değil, sadece despotluk olur. Sen ancak ıssız bir çölün kralı olursun, canlı bir kentin değil!"
Ah, gençlik... Doğrunun peşinden gidince insanın gözü hiçbir şeyi görmüyor. Haimon, babasının bu kibrine boyun eğmedi. Ne yazık ki, o güzel Antigone’nin karanlık mezarına kapatıldığını görünce, sevdiği kızdan ayrı kalmaktansa, bu haksız dünyadan çekip gitmeyi seçti. Kendi yaşamına son verdi, tıpkı kırılan bir dal gibi.
Bak evlat, bugün bile bazıları Kreon gibi "Ben ne dersem o!" diye bağırır, bazıları da Haimon gibi "Adalet, halkın vicdanından geçer" der. Gökyüzü sakinleri yukarıdan bakıp bu oyunlara hep gülümserler. Bazen acı acı, bazen de ibretle... İnsanlar devlet yönetir, yasalar koyar ama kalplerdeki o ince sızıyı, o sağduyu sesini susturmaya kimsenin gücü yetmez. Hadi, biraz daha yaklaş da sana başka bir hikaye anlatayım; belki o zaman anlarsın, yaşlı bir Silenos’un neden bazen yıldızlara bakıp iç çektiğini.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, masallarda sana anlatılan o parıltılı kralların ardında, tozlu saray koridorlarının sessizliğinde saklanan başka bir hakikat daha var. Dizlerime yaslan, şarabın o hafif neşesi bile bu hikayenin hüznünü dağıtmaya yetmezken, sana Haimon’dan bahsedeyim...
Thebai tahtının varisi Haimon, babası Kreon’un o devasa kibrinin gölgesinde büyümüş bir gençti. Herkes onu sadece bir şehzade, bir nişanlı sanırdı ama o, aslında vicdanın sızlayan sesiydi. Kreon, kendi gücünü tanrıların iradesi sanan, "devlet benim" diyerek yeri göğü inleten bir adamdı. Antigone ise, sevginin ve merhametin kural tanımaz gücünü temsil ediyordu. Kreon için Antigone bir "suçlu", Haimon içinse bir vicdan aynasıydı.
Kreon’un o meşhur, otoriteyi kutsayan sözlerini hatırla, canım çiçeğim: "Devlet kimi getirmişse başa ona boyun eğmek gerekir." derdi. Oysa Haimon, iktidarın sadece bir çölü yönetmek olduğunu biliyordu. Çünkü bir kral, ancak halkının fısıltısını duymayı reddettiğinde gerçekten yalnızlaşır. Haimon, babasına o gerçeği haykırdığında aslında sadece Antigone’yi değil, insan olma hakkını savunuyordu.
Kreon, "Ben miyim bu devleti yöneten, halk mı?" diye kükrediğinde, aslında tüm zamanların korkak liderlerinin panik dolu sorusunu soruyordu. Haimon ise ona, "Tek kişiyle devlet mi olurmuş, despotluk bu seninki," diyerek, tacın ve tahtın ne kadar sahte olduğunu yüzüne vuruyordu.
Gözlerinde bir damla yaş mı gördüm, kıymetli evladım? Haimon, Antigone’nin diri diri gömüldüğü o karanlık mezarın eşiğinde, babasının o buz gibi otoritesine boyun eğmek yerine kendi yolunu seçti. Kılıcını, babasının hırsına değil, kendi kalbine sapladı. Bu bir yenilgi miydi? Hayır, bu bir uyanıştı. O, Kreon’un kurduğu o çarpık düzeni, kendi canı pahasına reddetti.
Unutma, her otorite figürü, karşısında akıl ve sağduyu ile duran bir Haimon’dan korkar. Çünkü sistemler, ancak biz onların buyruklarına sorgusuzca baş eğdiğimizde ayakta kalır. Haimon, ıssız bir çölün kralı olmaktansa, özgürlüğü seçip tarihin karanlık dehlizlerinde bir ışık oldu.
Yarın bir gün birileri sana "itaat et" dediğinde, o kadim sarayda babasına başkaldıran Haimon'u hatırla. Çünkü evrenin yasası, hiçbir tahtın sahibine kalıcı bir hüküm vermez; asıl hüküm, vicdanının sesinde saklıdır. Şimdi uyu, yarının dünyasında kendi sesini bulman dileğiyle...