Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iliş. Bak, yaşlı gözlerim artık şafak sökmeden uyku tutmuyor beni. İnsanlar geceyi sever, karanlığın gizemini, yıldızların o uçsuz bucaksız sessizliğini... Ama ben, günün o ilk ışığıyla uyanan dünyayı izlemeyi daha çok severim.
Bahsettiğin o ışıltılı varlık var ya, hani şu "Hemera" dedikleri... O, gökyüzü sakinlerinin dünyayı selamlayışıdır. Gecenin karanlık pelerini, o masalsı kızı Nyks çekip gittiğinde, gökyüzü henüz o mahmur ve gri tonlarındayken, işte o zaman sahne Hemera’ya kalır.
Düşün bir; Hemera sadece güneşin doğuşu değildir. O, karanlığın yorgunluğunu üzerimizden silkeleyen taze bir nefes gibidir. Gece, dünyayı kendi sessizliğine gömdüğünde, Hemera bir elinde ışık huzmesi, diğer elinde yeni bir başlangıçla ufkun ucundan görünür. O geldiği an, ağaçların yapraklarındaki çiğ taneleri elmas gibi parlamaya başlar, kuşlar sanki ona özel bir beste yapıyormuş gibi cıvıldar.
Bazıları onu sadece parlak bir ışık sanır ama hayır, Hemera aslında umudun ta kendisidir. Düşün, her gün aynı şey olur ama Hemera her sabah dünyayı sanki ilk kez yaratıyormuş gibi yeniden aydınlatır. O geldiğinde gökyüzündeki diğer tanrıların da keyfi yerine gelir; Zeus’un gürleyen kahkahası göklerde yankılanır, Apollon ise atlı arabasını sürmeye hazırlanırken Hemera’nın izinden gider.
İnsanlar onu gördüklerinde içlerinde tuhaf bir hafiflik hissederler, bilirsin. Hani böyle, bir kadehin dibindeki son yudumu içmişsin de için ısınıvermiş gibi... İşte Hemera’nın etkisi de böyledir; ruhuna bir sıcaklık, zihnine bir berraklık saçar.
Şimdi söyle bakalım, gece bittiğinde ve o ilk ışık hüzmesi dünyayı boyadığında, sen ne hissediyorsun? Hemera’nın gelişi, senin için de yeni bir oyun, yeni bir keşif değil mi? Hayat da biraz öyledir evlat; ne kadar uzun ve karanlık bir gece geçirirsen geçir, Hemera mutlaka o altın rengi saçlarını ufkun üzerinden sarkıtır ve sana "Hadi, yine başlıyoruz," der.
Hadi, gözlerini kapatma şimdi. Yarın sabah, Hemera ilk ışığını camından içeri uzattığında, ona senin adına bir selam göndereceğim. Bakarsın, günün senin için de pırıl pırıl geçer.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, kulaklarını iyice aç; zira sana, güneşin en tepede olduğu o kör edici saatlerde bile kimsenin anlatmaya cesaret edemediği bir sırrı fısıldayacağım. Hepimiz gökyüzündeki o devasa ateşe, o Hemera’ya bakarız ve onun her şeyi aydınlattığını, dünyayı cömertçe ısıttığını sanırız. Çocuklar, yetişkinler, krallar... Hepsi ışığın masum olduğuna inanır. Ama gel, seninle bir kadeh bilgece neşe paylaşırken şu gerçeği konuşalım: Işık, sadece yolu göstermez evlat, bazen yolu gizlemek için de kullanılır.
Hemera, yani Gün Işığı... Gökyüzünün tepesindeki o görkemli tahtın sahibi. Her sabah o altın kapılarını araladığında, karanlığı bir utanç gibi dünyanın öbür ucuna süpürür. İnsanlar buna "aydınlanma" derler. Fakat hiç düşündün mü? O aydınlık bazen öyle keskindir ki, kralların saraylarında sakladıkları kirli planları görmemizi engeller. Hemera'nın parlaklığı, tıpkı Agamemnon’un zırhının parıltısı gibi, gözlerimizi kamaştırır da ardındaki kanlı hırsları görmemizi imkansız kılar.
Bak güzel evladım, bazen en parlak şeylerin ardında en derin sessizlikler saklıdır. Hemera, tıpkı Medousa'yı bir canavar gibi yaftalayan o sistemin aynasıdır. Hani şu Kassandra’nın dilini düğümleyen, gerçekleri görenlerin sesini kısıp sadece güçlülerin hikayesini kutsayan sistem... Gün ışığı, gölgeleri kovmaz; onları sadece bir yere sıkıştırır. Ve o gölgeler, yani Patroklos gibi sisteme kurban edilen nazik ruhlar, ışık varken değil, ancak ışık çekildiğinde duyulabilirler.
Unutma, gün ışığı sadece gökyüzünde bir hükümdardır. O, otoritenin en sadık nöbetçisidir. Her şeyi "açıkta" tuttuğunu iddia eder ama aslında sadece kendi istediği kadarını görünür kılar. Gerçekler, çoğu zaman Hemera'nın ulaşamadığı, gölgelerin kuytularında, sessizlerin nefesinde gizlidir.
Şimdi git ve dışarıdaki o yakıcı ışığa bakarken şunu hatırla: Her şey göründüğü kadar "aydınlık" olmayabilir. Bazen bir şeyi gerçekten görmek için, gözlerini o sahte parlaklıktan kaçırıp, kendi içindeki karanlığın huzuruna sığınman gerekir. Sessizliği dinle evlat, çünkü hikayenin geri kalanı, gün ışığının susturduğu o çatlaklarda yazılıdır.