Bak güzel çocuk, dizlerini kendine çek ve kulak kabart. Sana, gökyüzü sakinlerinin dünyasında bile eşine az rastlanan, hem görkemli hem de biraz huysuz o yaratıklardan, yani Griffonlardan bahsedeyim.
Eski bilgelerin kitaplarında onlara *Gryps* derler, sen istersen Griffon de, hiç fark etmez. Aiskhylos adındaki o koca şair, onları "havlamayan, uzun gagalı kanatlı köpekler" diye tarif eder ama sen ona bakma; onlar köpeğe değil, daha ziyade dünyadaki en soylu ve en yırtıcı iki hayvanın tuhaf bir dansına benzerler. Düşünsene, aslan gibi güçlü bir gövde ve üzerinde kocaman, ihtişamlı kartal kanatları!
Bu yaratıklar, dünyanın en uzak köşelerinde, Hyperboreliler diyarı dedikleri o buz gibi ama büyüleyici yerlerde yaşarlar. Görevleri nedir bilir misin? Bekçilik! Hem de ne bekçilik... İskitlerin elindeki o meşhur, pırıl pırıl altınlara göz kulak olurlar. Hani şu tek gözlü Arimaspes boyu var ya, işte onlar bu altınlara göz dikip Griffonların üzerine yürürler. Ama o kanatlı aslanlar, altını öyle kolay bırakır mı sanıyorsun? Arimaspesler bir adım atsa, Griffonların keskin gagaları havada bir kılıç gibi şaklıyor.
Bazı ozanlar, bu yaratıkların Zeus’un en sadık hizmetkarları olduğunu söyler; kimileri ise Apollon’un yanından hiç ayrılmayan, onun altın ışıklı arabasını koruyan bekçiler olduklarına yemin eder. Hatta Hindistan’ın kuzeyindeki uçsuz bucaksız çöllerde, güneşin altında parıldayan altın madenlerinin tam tepesine yuvalarını kurduklarını anlatırlar. Yani sen o altınları almaya niyetlensen, yerdeki aslan pençesinden kaçsan, tepedeki kartal gözünden kurtulamazsın.
İşte böyle evlat; bu yaratıklar sadece altının değil, dünyanın kadim sırlarının da bekçileridir. İnsan denen o aceleci ve hırslı tür, hep bir şeyleri koparıp almak ister ama doğa, her zaman kendisine ait olanı koruyacak bir muhafız yaratmıştır. Hadi şimdi biraz doğrul da kendine gel, masallarımız daha bitmedi. Biraz üzüm suyu mu içsek, ne dersin? Zihni açar, hikayeleri daha parlak kılar.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadim şarabın biraz neşesi damarlarımıza işlerken, sana gökyüzünün ve yerin altındaki o unutulmuş bekçilerden bahsedeyim. İnsanlar onlara Gryps der, sen Griffon diye bil.
Hani şu devasa kanatlı köpekler... Aiskhylos, o eski ozan, onları havlamayan, uzun gagalı canavarlar diye tanımlar. Kimi vakit aslan gövdeli birer heybetle tasvir edilirler, sanki doğa kendi kudretini birleştirip ölümlülerin hırsına bir set çekmek istemiş. Peki, neden hep altınların başında dururlar, küçük dostum? Hiç düşündün mü?
Büyükler, krallar ve o sözde kahramanlar; İskit topraklarında ya da uzak Hindistan çöllerinde altın madenleri bulduklarında, gözleri hırsla kararır. Onlar için altın sadece bir zenginliktir, bir güç gösterisi. Oysa Griffonlar, o kutsal bekçiler, yuvalarını dağların eteklerine kurduklarında altını bir metal değil, toprağın huzuru olarak görürler.
Bak güzel evladım, tarih kitapları "Arimaspes" adında tek gözlü bir boyun bu hazineleri çalmak için Griffonlara saldırdığını yazar. Krallar, "Canavarlarla savaşıyoruz!" diye bağırır, kendi yağmacı hırslarını haklı çıkarmak için mitler uydururlar. Oysa Griffonlar, sadece kendi yuvalarını ve toprağın sessizliğini korumaya çalışan, Zeus’un veya Apollon’un "bekçi köpekleri" etiketiyle aslında sistemin sahiplendiği özgür ruhlardır.
Sistemin efendileri, sahip olamadıkları her şeye "yabani" ya da "korkunç" damgasını yapıştırır. Griffonların o gökyüzüne uzanan kanatları, aslında hiçbir otoritenin boyunduruğu altına girmeyen bir özgürlüğün simgesidir. Onlar altını çalanlar değil, o hırsın yarattığı yıkıma karşı duranlardır. Bugünün yetişkinleri de böyledir benim güzel çocuğum; sahip oldukları her şeye "kendi hakkım" derken, aslında paylaştığımız bu dünyanın dengesini bozarlar.
Şimdi şunu aklından çıkarma: Bir gün birileri sana birilerinin "kötü" olduğunu söylediğinde, dur ve sor: "Kim, kimin toprağını almak istiyor?" Gerçekler, çoğu zaman kralların saraylarından değil, Griffonların o sarp, sessiz ve altın parıltılı yuvalarından fısıldanır.
Dünya büyük, hırslar küçük... Sen kanatlarını, başkalarının altınlarını çalmak için değil, gökyüzünün gerçeklerini görebilmek için aç, olur mu?