Gelin bakalım şöyle, ateşin başına... Daha yakın, evet, evet, tam öyle. Bakışlarınızda o merak pırıltısını gördüğüme göre, size denizlerin derinliklerinden, güneşin hiç uğramadığı o sisli, loş kıyılardan bir hikaye anlatayım.
Phorkys ile Keto, o kadim deniz yaratıkları, bir gün kendi dünyalarından öyle bir evlat grubu dünyaya getirdiler ki, evrenin dört bir yanı şaşkına döndü. İçlerinden bazıları var ki, onlara "Graia'lar" deriz. "Kocakarılar" diye de bilinirler. Efsane bu ya; bu hanım kızlar doğuştan ak saçlıdırlar. Birinin adı Pemphredo, diğerininki Enyo, üçüncüsünün ise Dino derler. Güzel yüzlü olmalarına güzeldirler de, bir garip halleri vardır ki, aklınız durur!
Bu üç kız kardeşin, tüm o koca gövdelerine karşın, tek bir gözleri ve tek bir dişleri vardır. Evet, yanlış duymadınız; sadece bir tane! Şimdi diyeceksiniz ki, "Yahu Silenos, üç kişi bir gözle nasıl dünyayı görür?" İşte işin sırrı da orada ya zaten... Gözü kim takarsa, nöbet sırası ona geçer. O bakarken diğerleri kör karanlığın tadını çıkarır, güzelce şekerleme yaparlar.
Batının o hiç güneş görmeyen, sarp ve ıssız kayalıklarında yaşarlar. Öyle bir görevleri vardır ki, sanki dünyanın sonuna giden kapının anahtarı onlardadır. Gorgo'ların, o ürkütücü kız kardeşlerin yaşadığı yere kimse ulaşamasın diye bekçilik ederler.
Fakat gel zaman git zaman, hani şu meşhur Perseus var ya, o yiğit genç çıkagelmiş. Hani şu Medusa’nın peşine düşen... Perseus zeki çocuktu vesselam; Graia’ların bu göz değiştirme telaşını bir fırsat bilmiş. Göz, bir elden diğerine geçerken, tam o saniyelik boşlukta Perseus bir kedi gibi atılıp o tek gözü kapıvermiş! Düşünün artık, o üç koca kadın bir anda karanlığa gömülünce nasıl şaşkına dönmüşlerdir!
Perseus gözü elinden bırakmayınca, mecburen ona yol vermişler, sırlarını döküvermişler. Ama o genç adam, işi bitince gözü geri vermiş mi sanıyorsunuz? Hayır, hiçbiri görmesin, kimseyi korkutmasınlar diye tuttuğu gibi gölün derin sularına fırlatmış. O günden sonra Graia'lar artık bekçilik etmeyi bırakmışlar, kendi sessiz dünyalarına çekilmişler.
İşte böyle çocuklar; bazen en büyük güçlerin bile tek bir küçük zayıflığı olur. Koca bir ömür bekçilik ederler ama tek bir anlık gaflet, bütün sırlarının dökülmesine sebep olur. Şimdi, hadi bakalım, şu üzümlerden biraz daha yiyin, anlatacak daha çok şeyimiz var ama önce biraz huzur, biraz sükunet... Şarap tanrısı Dionysos bugünlerde biraz neşeli, belki yarın yine uğrar, belki bir başka hikayeyle gönlünüzü ferahlatırız.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evladım, masallarda anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş bir sır var... Gel, yanıma otur. Şu kadehimdeki bir yudum şarabın neşesi, sadece gözlerini boyayan o parlak kralların değil, gölgelerde unutulanların hikayesini hatırlatır bana. Bugün sana Graia’lardan bahsedeyim; hani o "Kocakarılar" dedikleri, sistemin kenar mahallesine itilmiş kız kardeşlerden.
Phorkys ve Keto’nun çocuklarıdır onlar. Evet, evlat, tanrıların bile "kocakarı" diye burun kıvırdığı, güzellik standartlarının dışına itilmiş, ak saçları doğuştan gelen o kadim varlıklar. Derler ki Pemphredo ve Enyo’nun, hatta adı gizlenen o üçüncü kız kardeşin, yani Dino’nun tek bir gözü ve tek bir dişi varmış. Onu da elden ele, bir emanet gibi taşırlarmış. Koca bir ömür, karanlıkta birbirine muhtaç; gören tek bir gözün, konuşan tek bir ağzın yüküyle...
Peki, sormaz mısın can yoldaşım, bu kadınlar neden hiç güneş görmeyen o uzak batıda yaşarlar? Çünkü otorite, kendi ışığının parıltısına gölge düşürecek her şeyi uzağa, en uç sınıra sürmeyi sever. Onlar, Medousa’nın kapısında duran birer bekçi değil, aslında hakikati görmeyi reddeden dünyanın dışladığı, kendi başlarına yetmeye çalışan birer sessiz çığlıktı.
Sonra Perseus gelir. Hani o "kahraman" diye göklere çıkarılan, elinde bir krallığın kılıcıyla her şeyi kendine hak gören o delikanlı. O, Graia’ların arasındaki o kırılgan dayanışmayı, o tek gözü "çalmanın" yolunu bulur. Bir gözü çalmak, birinin yaşamını, diğerinin ise gören tek ışığını elinden almak demektir. O kahraman, o gözü bir göle atıp gittiğinde, geride bıraktığı sadece üç yaşlı kadın değildir; geride kalan, savunmasız bırakılmış bir hafızadır.
Bak güzel yavrum, krallar ve kahramanlar için Medousa’nın kellesini almak bir başarı öyküsüdür. Ama o gözü çalınan, kör bırakılan Graia’lar için bu, dünyadaki son hakikat kırıntılarının da yitip gitmesidir. Güçlü olanlar daima "gözü" ister, çünkü gören onlar olsun isterler. Gerçek şu ki evlat; bazen bir kahramanın zaferi, bir başkasının karanlığa gömülmesinden başka bir şey değildir. Şimdi söyle bana, bu hikayede gerçekten "kötü" olan kim? Gözü çalan mı, yoksa çalınan gözün hüznünü taşıyan mı?