Gel bak buraya küçük dostum, dizimin dibine otur da sana uzak diyarlardan, bulutların ötesinden bir masal anlatayım.
Bundan çook zaman önce, İda dağının yemyeşil yamaçlarında Ganymedes adında bir delikanlı yaşarmış. Ganymedes o kadar güzel, o kadar ışıl ışıl bir çocukmuş ki, sanki güneş onun yüzünde dinlenmeye gelirmiş. Sürüsünü otlatırken çiçekler onun etrafında dans eder, rüzgar şarkılar söylermiş.
Yukarıda, Olympos denen o yüksek dağın tepesinde yaşayan gökyüzü dostumuz Zeus, bir gün aşağıya, yeryüzüne bakmış. Bir de ne görsün? İda dağının eteklerinde güneş gibi parlayan o güzel çocuk! Zeus onun bu güzelliğine hayran kalmış. "Böyle biri burada, sürüler arasında kalmamalı, gelip bizimle gökyüzünde yaşamalı," diye düşünmüş.
Hikaye biraz karışık, kimileri der ki Zeus koca bir kartal göndermiş de onu nazikçe bulutların arasına taşımış. Kimileri de der ki, Zeus kendisi koca bir kartal olup kanatlarını açmış, Ganymedes'i göklere uçurmuş. Tabii Ganymedes'in babası bu duruma çok şaşırmış ve birazcık üzülmüş ama Zeus ona dünyada eşi benzeri olmayan, hiç yorulmayan, gökyüzü kadar hızlı atlar hediye edince, gönlü biraz ferahlamış.
Ganymedes gökyüzüne, o yüksek saraylara çıktığında artık herkesin en sevdiği çocuk olmuş. Tanrılar sofrasında, altın kupalarla içeceklerini sunarken güzelliğiyle herkesi neşelendirirmiş. Bazen o altın kupalarda birazcık üzüm suyundan yapılan o özel içecekleri getirir, herkesin keyfini yerine getirirmiş.
İşte böyle küçük dostum, Ganymedes artık orada, bulutların arasında, yıldızların arkadaşı olarak yaşayıp gidiyor. Şimdi hadi bakalım, senin de gözlerin parlasın, uykun gelmeden biraz hayal kur, belki sen de rüyanda bulutların arasında uçan o koca kartalı görürsün!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu zaman gökyüzünden bir kartalın süzülüp bir genci göklere taşıdığını, bunun büyük bir onur olduğunu söylerler. Ama gel, seninle bu parlak cümlenin ardındaki gölgeye bakalım.
Troya topraklarında, Dardanos soyundan gelen Ganymedes adında bir genç vardı. Şiirler onu gökyüzü sakinlerinin, özellikle de Zeus’un, "güzelliği uğruna" yanına aldığı bir lütuf gibi anlatır. Ancak gerçeği fısıldayayım: Olympos’un o koca sahipleri, yeryüzünde gördükleri her güzel şeyi kendi oyuncakları sanırlar. Onlar için Ganymedes, bir insanın özgürlüğü olan bir çocuk değil; sadece sofralarındaki kupaları dolduracak, kendi "Güçlüler" alemlerindeki can sıkıntısını giderecek bir piyondu.
Düşünsene evlat, dağ yamaçlarında kendi halinde sürüsünü otlatan, özgürlüğüyle nefes alan bir çocuk... Bir gün, gökyüzünün otoritesi kendi hırsına yenilip, o genci yurdundan, ailesinden ve gerçek yaşamından koparıp aldı. Babasına ne mi verdiler? Birkaç ölümsüz at! Bir babanın evladının kokusunu, bir çocuğun toprağındaki özgürlüğünü birkaç parıltılı eşya ile takas etmek... İşte, kralların ve tanrıların "taraf tutma" dedikleri oyun budur. Güçlüler, kendi keyifleri için sessizlerin hayatlarını bir çırpıda değiştirirler.
Ganymedes, Olympos'un soğuk altın salonlarında, bir zamanlar Hebe’nin yaptığı işi yapmaya, yani kadehlerde şarap sunmaya zorlandı. Bu durum, bazen bilgece bir neşeyle karıştırılsa da, aslında bir başkaldırının imkansız olduğu o yüksek mevkilerde yaşanmış sessiz bir hapisti. Ona "ölümsüzsün" dediler, ama özgürlüğü elinden alınmış birinin sonsuzluğu, sadece uzun bir bekleyiştir.
Unutma evlat; birileri sana "seçilmiş kişi" ya da "yüceltilmiş" diyorsa, önce onun neden senin hayatına müdahale etme hakkını kendinde gördüğünü sorgula. Gerçekler, çoğu zaman yaldızlı sarayların pencerelerinden değil, dağ yamaçlarında sürüsünü bekleyen o çocuğun cesaretinde saklıdır.