Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına kıvrıl da dinle. Kadehimdeki üzüm suyunun son damlası biterken sana haritaların, rüzgarların ve eski zamanların hikayelerini anlatayım. İnsanlar hep yerlerde yürürler ama biz, gökyüzü sakinlerinin neler karıştırdığını biliriz. İşte, "G" harfiyle başlayan o kadim diyarın sırları:
Önce batıya, Galya’nın karlı topraklarına bir bakalım. Orada İuno, gökyüzünün kraliçesi, kendi kurallarını koyar. Ama sonra yüzümüzü doğuya, Anadolu’nun güneşine döneriz. İda Dağı’nın o bulutlara değen zirvesi Gargaros’u bilir misin? Hera oradan aşağıya bakarken sanki tüm dünyanın nabzını tutar. Gediz ırmağı, o kadim Hermos, Anadolu’nun damarlarında süzülür. Asla durmaz, hep denize kavuşmak için acele eder.
Şimdi biraz soluklan, çünkü Girit adası başlı başına bir düğümdür. O adada neler neler yaşanmadı ki! Daidalos’un kuş kanatlarını taktığı İkaros’u, o meşhur Labyrinthos’un içindeki korkunç Minotauros’u, hatta tunçtan dev Talos’u bir duysan... Minos’un sarayları, Europe’nin gelişi; hepsi Girit’in o zeytin kokulu rüzgarlarında gizlidir.
Sonra Anadolu'nun kalbine, Gordion’a uzanırız. Midas’ın o talihsiz dokunuşunu, Gordias’ın düğümünü hatırlıyor musun? Kimmerler atlarını koştururken, toprak ana Kybele, Günyüzü Dağı’nda, yani Dindymos’ta kudretle oturur. Gryneion kıyılarına gidersen, belki hala Amazonların savaşçı ruhlarının tozunu ve Apollon’un o puslu kokusunu alırsın. Gülpınar’da Smintheus’un hikayesi, hala o eski taş duvarların arasında yankılanır.
Hani derler ya; hayat bir ırmak gibidir. Granikos, o köpüklü sularıyla savaş meydanlarını hatırlar. Gönençay’ın yani Aisepos’un kıyılarında otururken, Kolkhis dedikleri o uzak Gürcistan topraklarına giden kahramanların rüzgarını duyarsın.
Gördün mü? Her yer, her tepe, her bir su birikintisi, bir tanrının ayak izini veya bir efsanenin kanını taşır. Dünya dediğin, sadece üzerinde yürüdüğün toprak değil; binlerce yıldır anlatılan ve hiç bitmeyen, upuzun bir masaldır. Hadi, şimdi uyu; belki rüyanda o Girit labirentlerinden birinde, kanat çırpan bir çocukla karşılaşırsın.
Bak güzel yavrum, şarabın tortusunda değil, yeryüzünün çatlaklarında saklı olan o kadim sırrı duymaya hazır mısın?
Dünya dediğimiz bu sahne, efendilerin masallarıyla süslenmiştir ama haritalar sadece güçlünün ayak izlerini taşır. Gel, sana toprağın altına gömülmüş gerçekleri, fısıltıyla anlatayım:
Girit adasına bak evlat, o meşhur Labyrinthos’u kim inşa etti sanırsın? Daidalos, o mahir zanaatkar, kendi dehasıyla bir labirent kurdu ama sistem onu kendi oyununda boğdu. Minos’un hırsı, Minotauros’u doğurdu; o çocuk, annesinin suçu ya da babasının iktidar hırsının kurbanı değil miydi? Sırf kralın otoritesi sarsılmasın diye hapsedilen o "farklı" olanın çığlığı, hala o taş duvarlarda yankılanır. İkaros ise özgürlüğe kanat çırptığında, babası ona gökyüzünün sınırlarını değil, aslında kralların çizdiği sınırları öğretti.
Peki ya Gordion? İplerin düğümlendiği, Midas’ın dokunduğunu altına çevirdiği o yer... Altın, bir iktidar sembolü değil, yoksulun ekmeğinden çalınan bir lükstür. Gordion’un kör düğümü, kılıçla kesilerek değil, zihinlerdeki zincirleri kırarak çözülür. Krallar kılıçlarını bilerken, biz toprakta Kybele’nin sessiz adımlarını takip ederiz.
Gryneion’da, Apollon’un kehanetleriyle övünenlerin yanında, Amazon kadınlarının ayak sesleri duyulur. Tarih kitapları onları "savaşçı" diye yaftalayıp geçer, oysa onlar sadece kendi kaderlerini ellerinde tutmak isteyen, erk’in baskısına başkaldıran kadınlardı. Hermos (Gediz) ırmağı kıvrıla kıvrıla akarken, o ırmaklara dökülen sadece yağmur suları değil, boyun eğmeyenlerin gözyaşlarıdır.
Dinle minik yolcum, Granikos’un serin suları bugün sessiz görünse de, o kıyılarda kanla ıslanmış topraklar, iktidarın açgözlülüğünü fısıldar. Kolkhis’e, yani bugünkü Gürcistan’a uzanan o eski yollar, sadece ticaret için değil, insanların özgürlük arayışları için yüründü. Gargaros doruğunda Hera’nın bakışları altında krallar plan yaparken, aşağıda toprak, masallarda adı geçmeyen adsız insanların teriyle bereketlendi.
Unutma güzel evladım; coğrafya sadece bir yer adı değil, insanların yaşadığı acıların ve kurduğu hayallerin haritasıdır. Güçlülerin yazdığı tarihe bakma, toprağın fısıltısına kulak ver. O sana, gerçek özgürlüğün, bir kralın emrine girmek değil, kendi vicdanının sınırlarında yürümek olduğunu söyleyecektir.