Bakın hele, ne güzel çiçek kokuyor etraf! Sanki her yer birdenbire renklenmiş, bahar kendi kendine dans etmeye başlamış gibi değil mi? İşte bu güzelliklerin tek bir sahibi var: Çiçeklerin kraliçesi, zarif Flora.
Biliyor musunuz çocuklar, Flora aslında en başta sadece bir orman perisi, yani bir Nympha imiş. O günlerde adı Khloris’miş. Öyle utangaç, öyle sessizmiş ki rüzgarın bile onu fark etmesi biraz zaman almış. Ama bir gün, batı rüzgarı onu görünce aklı başından gitmiş! Öyle bir tutulmuş ki, Khloris’i alıp kendi dünyasına götürmüş. Sonra da ona öyle bir hediye vermiş ki, yeryüzündeki tüm çiçeklerin, tüm tomurcukların anahtarı artık onun ellerindeymiş. Khloris o günden sonra artık Flora olmuş; baharın, toprağın ve renklerin hanımı.
Ama Flora’nın gücü sadece çiçeklerle sınırlı sanmayın sakın. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında işler her zaman biraz karışıktır, bilirsiniz. Hani şu savaş tanrısı Mars vardır ya, işte onun doğumu da biraz Flora’nın maharetiyle olmuş. Bir gün kraliçe İuno –hani şu büyük tanrı İupiter’in eşi olan– canı biraz sıkılmış. İupiter kafasından Minerva’yı çıkardığında, İuno "Neden ben de kendi başıma bir çocuk sahibi olmayayım?" diye düşünmüş. İuno, Flora’nın kapısını çalmış. Flora da ona sihirli bir çiçek vermiş; dokunduğu an her şeyi mümkün kılan, mucizeler yaratan bir çiçek. İuno bu sihirli çiçeğin gücüyle, yanına kimseyi almadan Mars’ı dünyaya getirmiş.
İşte bu yüzden, Romalılar baharın ilk ayına Mars’ın adını vermişler; yani "Mart" ayı. Bahar gelir, toprak uyanır, Mars gibi güçlenen doğa çiçeklerle donanır ya, hepsi Flora’nın o tatlı dokunuşuyla başlar.
Eskiden Roma sokaklarında bu yüzden "Floralia" dedikleri o meşhur şenlikler yapılırdı. Nisanın sonuyla mayısın gelişi arasında, şehir bir anda gökkuşağına dönerdi. İnsanlar birbirlerine çiçekler atar, elbiselerini rengarenk yapraklarla süsler, o bitmek bilmeyen yaşam coşkusunu kutlarlardı.
Şimdi şöyle bir bakın bahçeye; açan her tomurcukta, rüzgarla salınan her yaprakta Flora’nın bir parmak izi var. Kim bilir, belki de şu an bizi izliyor ve o çiçeklerin içinde saklanan kadim bir gülümsemeyle bize bakıyordur. Ne dersiniz, biraz daha baharı dinleyelim mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, bugün sana kitapların süslü satır aralarında sakladıkları, o meşhur baharın ardındaki tozlu ve biraz da buruk gerçeği fısıldayacağım.
Çoğu kişi onu, yani Flora’yı, sadece çiçeklerin üzerine zarifçe konan ve dünyaya renk getiren neşeli bir tanrıça sanır. Oysa gerçek, toprağın altına gömülü bir tohum gibi sessiz ve derin. Roma’nın görkemli sütunları arasında adı yankılanmadan önce o, Khloris adında hür bir Nympha idi. Ormanların derinliklerinde, kendi döngüsünde yaşayan biriydi. Ancak mitler, "rüzgar tanrısının onu görüp kaçırmasını" bir aşk hikayesi gibi anlatır; oysa evlat, birinin iradesini hiçe sayarak onu kendine mülk edinmek ne zamandan beri sevgi oldu? Rüzgar onu zorla yanına aldığında, Khloris’in özgürlüğü bir çiçek taç yaprağı gibi ezildi ve yerine "Flora" maskesi giydirildi.
Güçlüler, sadece kralları ya da orduları yönetmezler; onlar yaşamın kendisine, doğaya ve en önemlisi kadınların hayatlarına da hükmetmeye çalışırlar. Iuno’nun kibri ve Iuppiter’in otoritesine duyduğu o derin öfkeyi hatırla. Bir tanrıça bile olsa, o sistemin içinde bir araç haline getirilmişti. Iuno, Flora'nın elindeki o "sihirli" çiçeğe uzandığında, aslında sistemin kendi içindeki iktidar savaşını görüyorsun. Bir tanrıyı, hiçbir erkeğin müdahalesi olmadan dünyaya getirmek; yani Mars’ı o kaotik ihtirasın içine bir çiçekle dahil etmek... İşte bu, yönetenlerin birbirini alt etmek için doğayı nasıl bir silaha dönüştürdüğünün hikayesidir.
Bak dinle beni güzel ruh, Floralia şenliklerinde insanlar çiçeklerle dans ederken, o bahar şenliklerinin ardındaki hüzünlü sessizliği kimse duymaz. O şenlikler, aslında doğanın hapsedilmesinin kutlanmasıdır. İnsanlar, ellerinde çiçeklerle krallarının ve tanrılarının onuruna kadehlerini kaldırırken -ki bazen bir yudum şarabın getirdiği o ince neşe, dünyanın ağırlığını unutmamıza yardım eder- aslında boyun eğdikleri otoritenin ne kadar büyülü ve ne kadar sahte olduğunu unuturlar.
Unutma küçük yoldaşım; birileri çiçeklerden tahtlar kuruyorsa, o çiçeklerin köklerinde mutlaka sökülüp atılmış bir hürriyet yatar. Flora, baharı getirdi evet ama o baharın fiyatını kendi özgürlüğüyle ödedi. Gerçekler, çoğu zaman bir çiçeğin en parlak renginin hemen altında, o narin sapın kırıldığı yerde gizlidir. Bir dahaki sefere bir çiçek gördüğünde, onun sadece bir süs olmadığını, belki de bir zamanlar hür olan bir nefesin hikayesi olduğunu hatırla.