Thesauros Mitoloji Flora

Flora

Flora

Baharın ve çiçeklerin tanrıçası Flora, doğanın uyanışını müjdeler. Mars’ın doğumunda payı olan bu bereketli tanrıça, Floralia şenlikleriyle kutlanır.

Roma panteonunun çiçek ve bahar döngüsünü simgeleyen tanrıçası Flora, esasen Sabin kökenli olup, topraktan yükselen her türlü filizlenme üzerindeki mutlak yetkisiyle varlık kazanmıştır. Ovidius’un kaleminden süzülen anlatıya göre Khloris adındaki bu nympha, rüzgar tanrısının zorla alıkoyması ve kendi tahakkümü altına almasıyla Flora’ya dönüşür; rüzgarın ona bahşettiği "egemenlik" alanı, aslında bir mülkiyetin sınırları içinde tanımlanmış bir armağandır. Ancak Flora’nın alanı bitkisel özerkliğin ötesine taşınarak, tanrısal iktidarın biyolojik süreçlere müdahalesinde de belirleyici olur. İupiter’in zihninden Minerva’yı tek başına doğurmasına karşı bir mukabele arayan İuno, kendi bağımsız yaratımını gerçekleştirmek için Flora’ya başvurur. Flora’nın sunduğu, temasa geçtiği bedeni gebe bırakan o çiçek, tanrısal otoritenin varoluşu dilediği gibi biçimlendirme gücünün bir aracıdır; nitekim bu sayede Mars, herhangi bir erkeğin müdahalesine gerek kalmadan dünyaya gelir. Romalıların, baharın bu hükmünü onaylarcasına yılın ilk ayını Mars’a adamaları, doğanın şenlikli döngüsü ile iktidarın sürekliliği arasındaki kadim bağı imler. Nisan sonundan mayıs ayına uzanan ve coşkuyla icra edilen Floralia şenlikleri, çiçeklerin ve baharın kutlanışı gibi görünse de, bu kutlamalar esasen hayatı kendi denetimi altında evrilmeye zorlayan tanrısal nizamın ritüelize edilmiş bir onayından ibarettir.
Silenos
Bakın hele, ne güzel çiçek kokuyor etraf! Sanki her yer birdenbire renklenmiş, bahar kendi kendine dans etmeye başlamış gibi değil mi? İşte bu güzelliklerin tek bir sahibi var: Çiçeklerin kraliçesi, zarif Flora.

Biliyor musunuz çocuklar, Flora aslında en başta sadece bir orman perisi, yani bir Nympha imiş. O günlerde adı Khloris’miş. Öyle utangaç, öyle sessizmiş ki rüzgarın bile onu fark etmesi biraz zaman almış. Ama bir gün, batı rüzgarı onu görünce aklı başından gitmiş! Öyle bir tutulmuş ki, Khloris’i alıp kendi dünyasına götürmüş. Sonra da ona öyle bir hediye vermiş ki, yeryüzündeki tüm çiçeklerin, tüm tomurcukların anahtarı artık onun ellerindeymiş. Khloris o günden sonra artık Flora olmuş; baharın, toprağın ve renklerin hanımı.

Ama Flora’nın gücü sadece çiçeklerle sınırlı sanmayın sakın. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında işler her zaman biraz karışıktır, bilirsiniz. Hani şu savaş tanrısı Mars vardır ya, işte onun doğumu da biraz Flora’nın maharetiyle olmuş. Bir gün kraliçe İuno –hani şu büyük tanrı İupiter’in eşi olan– canı biraz sıkılmış. İupiter kafasından Minerva’yı çıkardığında, İuno "Neden ben de kendi başıma bir çocuk sahibi olmayayım?" diye düşünmüş. İuno, Flora’nın kapısını çalmış. Flora da ona sihirli bir çiçek vermiş; dokunduğu an her şeyi mümkün kılan, mucizeler yaratan bir çiçek. İuno bu sihirli çiçeğin gücüyle, yanına kimseyi almadan Mars’ı dünyaya getirmiş.

İşte bu yüzden, Romalılar baharın ilk ayına Mars’ın adını vermişler; yani "Mart" ayı. Bahar gelir, toprak uyanır, Mars gibi güçlenen doğa çiçeklerle donanır ya, hepsi Flora’nın o tatlı dokunuşuyla başlar.

Eskiden Roma sokaklarında bu yüzden "Floralia" dedikleri o meşhur şenlikler yapılırdı. Nisanın sonuyla mayısın gelişi arasında, şehir bir anda gökkuşağına dönerdi. İnsanlar birbirlerine çiçekler atar, elbiselerini rengarenk yapraklarla süsler, o bitmek bilmeyen yaşam coşkusunu kutlarlardı.

Şimdi şöyle bir bakın bahçeye; açan her tomurcukta, rüzgarla salınan her yaprakta Flora’nın bir parmak izi var. Kim bilir, belki de şu an bizi izliyor ve o çiçeklerin içinde saklanan kadim bir gülümsemeyle bize bakıyordur. Ne dersiniz, biraz daha baharı dinleyelim mi?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi