Thesauros Mitoloji Faunus

Faunus

Faunus

Roma’nın kadim kır tanrısı; sürüleri koruyan, bereket getiren ve zamanla doğanın yaramaz, boynuzlu varlığına dönüşen o efsanevi kral ve tanrı figürü.

Roma panteonunun en kadim katmanlarında kök salan, Ficus'un evladı ve Saturnus'un torunu olarak tasnif edilen Faunus; etimolojik olarak "lütuf sunan" anlamına gelen kimliğiyle, doğa üzerindeki mülkiyet iddiasını kutsayan bir otorite figürüdür. Sürülerin ve toprağın sınırlarını çizen Yunan menşeli Pan ile özdeşleştirilerek sistemin koruyucu hiyerarşisine eklemlenmiş, Roma’nın kuruluş mitoslarındaki merkezi konumuyla statükonun kurucu iradesini meşrulaştırmıştır.

Arkadya’dan gelen Euandros ile kesişen anlatısı, kültünü Palatinus tepesinin egemenliğine sabitlemiş; Lupercalia ritüeli ise bu tahakkümün bedensel bir tezahürüne dönüşmüştür. Her 15 Şubat’ta Luperci rahiplerinin elinde tuttuğu kamçı, yalnızca doğurganlığı teşvik eden bir araç değil, aynı zamanda bedeni disipline eden ve kamusal alanda otoritenin fiziksel temasla kabulünü dayatan bir enstrümandı. Kısırlığı kovma ve kötülükten arındırma bahanesiyle uygulanan bu zorlayıcı temas, toplumsal düzenin hiyerarşik yapısını bireyin teninde nakşediyordu. Klasik dönemin ilerleyen evrelerinde, tanrısal vasfı "uysallaştırılarak" boynuzlu ve keçi ayaklı bir surete indirgenen Faunus; artık vahşi doğada nympha’ları kovalayan, kendi sınır tanımaz arzularını bile iktidarın buyruğu altında meşrulaştıran bir yaban figürüne dönüştürüldü. Latium’un ilk kralları arasında anılması ise, tanrısal güçten dünyevi yasama geçişin ve bu egemenlik sisteminin mitolojik bir temele oturtulmasının en belirgin kanıtıdır.
Silenos
Şöyle yaklaşın biraz, evet, ateşin ışığı tam yüzünüze vursun. Kulaklarınızı açın bakalım, zira anlatacağım kişi pek bir neşeli, pek bir yerinde duramaz tiplerden. İnsanlar ona "Faunus" derler, ama aslında o ormanların, tarlaların ve o bitmek bilmeyen yaşam enerjisinin ta kendisidir.

Düşünün, öyle taze bir sabah düşünün ki; gökyüzü sakinleri henüz bulutların üzerinde keyif çatarken, bu dostumuz kırlarda koşturmaya başlamış bile. Soyu sopu da bellidir ha, öyle yabana atılacak cinsten değil; Saturnus’un torunu, Ficus’un oğlu. İsminin kökeni bile güzeldir, "iyilik eden" anlamına gelir. Yani ormanda yolunuzu kaybederseniz, bilin ki o, bir yerlerden sizi gözetleyip sessizce yolunuzu bulmanıza lütuf gösteriyordur.

Başta sadece büyük, ulu bir tanrıydı o. Ama zaman geçtikçe, insanlık onu biraz daha yakından tanımak, biraz daha "bizden" biri yapmak istedi. Tıpkı şu Yunanlıların o meşhur Pan’ı gibi, yani keçi ayaklı, minik boynuzlu, sakallı bir yaramaz haline büründü. Tabii sakın onun bu hallerine bakıp "hafif bir yaratık" sanmayın; o, Palatinus Tepesi'nin kadim sahiplerinden, Latium’un ilk krallarından biridir. Krallık dediğin sadece tahtta oturmak değildir; toprak bereketli olsun, sürüler coşsun, nympha'lar su kenarlarında neşeyle dans etsin diye ormanda gezmektir asıl mesele.

Şubat ayının ortalarına geldiğinizde, o kışın soğuk nefesinin kırılıp baharın ilk tomurcuklarının "merhaba" dediği günleri hatırlayın. İşte o zamanlar, Lupercalia dedikleri şenlikler başlardı. Luperci dedikleri gençler, üzerlerinde pek az kıyafetle, ellerinde deriden kayışlarla koştururlardı. Neden mi? Toprağın kısırlığını defetmek, kötü ruhları uzaklaştırmak ve hayatı yeniden uyandırmak için! Biraz şaşırtıcı değil mi? Ama antik zamanın yaşam tarzı böyledir; bazen biraz gürültü, biraz hareket, biraz da kahkaha gerekir ki dünya dönmeye devam etsin.

Ona bakarsanız, bazen bir ağacın gölgesinde kestirdiğini, bazen bir dere kenarında nympha'ların peşinden koştuğunu görürsünüz. Şarap kadehiyle pek işi olmaz, onun derdi doğanın nabzını tutmaktır. Kimi zaman bilge bir kral, kimi zaman muzip bir Satyr… Faunus, işte tam olarak bu dengedir; hem ciddiyeti elden bırakmaz hem de hayatın o tatlı, başıboş neşesini asla unutmaz.

Şimdi söyleyin bana, ormanlarda o keçi toynaklarının tıkırtısını duyduğunuzu hissettiğinizde, hala sadece bir rüzgar mı sanacaksınız? Yoksa kadim bir dostun selamını mı alacaksınız? Hadi, biraz daha yaklaşın ateşe; hikayeler bitmez, yeter ki dinleyecek bir çift meraklı göz olsun.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi