Şöyle otur bakalım minik dostum, biraz soluklan. Bak, o ağacın gölgesine uzan, kulaklarını da dört aç. Sana anlatacağım bu hikaye, ormanların derinliklerinde fısıldanan, yaprakların hışırtısında gizlenen kadim bir isme dair: Fauna.
Fauna deyince öyle sıradan birinden bahsetmiyorum; o, doğanın kalbinde atan bir nabız gibidir. Bazıları ona "iyilik eden" der; çünkü adı, lütfunu esirgemeyen, başı sıkışanlara yardım elini uzatan o güzelim "favet" kelimesinden gelir. Hem gökyüzü sakinlerinin bir parçasıdır hem de toprakla, ağaçla, çiçekle nefes alır. Kendisi, ormanların neşeli ve biraz da muzip tanrısı Faunus’un hem eşi hem de yoldaşıdır.
Şimdi sıkı dur, işler burada biraz ilginçleşiyor. Fauna, sadece ağaçlar arasında koşturan bir peri değil; aynı zamanda gizli olanı görebilen, geleceği fısıldayan bir falcıdır. Kadınlar arasında adı "Bona Dea" yani "İyi Tanrıça" olarak anılır. Neden mi? Çünkü o, hayatın bereketidir. Kısırlık nedir bilmez, evlerdeki o taze, mis kokulu çocuk seslerinin koruyucusudur. Bir kadının kalbinde yeşeren annelik umudu, sanki Fauna’nın bir dokunuşuyla çiçek açar.
Efsaneler der ki; bir vakitler, o büyük ve güçlü Hercules, hani şu meşhur yarı tanrı, Latium topraklarına ayak bastığında yolları Fauna ile kesişmiş. Kaderin cilvesine bak ki, onların bu karşılaşmasından Latium’a adını veren Kral Latinus dünyaya gelmiş. Yani anlayacağın, o toprakların köklerinde Fauna’nın bilgeliği ve gücü saklıdır.
Onu bazen bir pınarın başında, bazen de en yaşlı meşe ağacının altında görebilirsin. Elinde bir kadeh dolusu, üzümün en tatlı halinden süzülmüş iksiriyle, geleceğin düğümlerini çözerken hayal et onu. O, hem bir sırdaştır hem de koruyucu bir el.
Eğer bir gün ormanda yürürken, rüzgarın senin adını fısıldadığını duyarsan ya da hiç beklemediğin bir anda yüreğine bir ferahlık çökerse, bil ki Fauna yakınlardadır. Öyle büyük, korkutucu bir tanrıça değildir o; toprağın, bereketin ve hayatın en samimi halidir.
Hadi bakalım, şimdi gözlerini kapat. Belki rüyanda ormanların o gizemli koruyucusunu, Fauna’yı görürsün. Ama unutma, bilge olan, doğanın sesini en iyi duyandır. Şimdi git, biraz da sen kulak ver bakalım, orman sana ne anlatıyor?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında şarabın o hafif neşesiyle dertleşirken, masallarda anlatılmayan, üzerine yalanlardan bir örtü serilmiş o derin sırrı fısıldayayım sana... Gel, yanıma otur küçük dostum.
Fauna’dan bahsederler sana, hani şu Roma’nın gölgelerinde, kralların ve tanrıların buyruğu altında adı anılan kadından. Resmi kayıtlara bakarsan, onu Faunus’un hem kız kardeşi hem de eşi olarak görürsün; sanki bir insanın kendi kaderini başkasının gölgesinde çizmesi mümkün değilmiş gibi. Ona Bona Dea, yani "İyi Tanrıça" derler. İyilik eden, lütuf gösteren... Peki, kimin iyiliği bu? Sistemin, kendini var etmek için yarattığı o kusursuz, fedakar kadın figürünün mü?
Ah benim koca yürekli yoldaşım, dikkatle dinle; Fauna sadece kısırlığa şifa bulan bir şifacı değil, kralların tarihine kurban edilmiş, kendi bilgeliği başkalarının zaferlerine meze yapılmış bir ruhtur. Efsaneler, onun Hercules ile olan bağını, sanki basit bir diplomatik ilişkiymiş ya da bir krallık mirasıymış gibi anlatır. Oysa o eylem, Latinus’un doğuşuna giden yolda, sistemin kendi devamlılığı için kadın bedenini nasıl bir satranç taşı gibi kullandığının hüzünlü bir resmidir. Bir kralın ismini, bir toprak parçasını veya bir halkın geleceğini inşa etmek adına; bir kadının kendi iradesi, sarayların soğuk duvarları arasında nasıl da susturulmuştur, görüyor musun?
Ona "iyilik eden" dediler ki, o "iyilik" sayesinde herkes görevini sorgusuz yerine getirsin. Fauna, fallar bakan, geleceği gören bir bilgeydi; ancak kendi geleceğini, erkeklerin kibrinden ve hırslarından korumaya gücü yetmedi. Tıpkı Medousa’nın bakışlarının kendi sonu, Kassandra’nın kehanetlerinin kendi sürgünü olması gibi...
Şimdi anlıyor musun ruhumun parçası? Kralların altın kadehlerle kadeh kaldırdığı o görkemli zaferlerin altında, aslında hiç anlatılmayan nice sessiz haykırış var. Tarih, güçlülerin yazdığı bir destan değil; bazen, sessizliğe zorlananların üzerindeki tozu silmektir. Fauna'nın gizemi, onun bir tanrıça olmasında değil, sistemin onu kendine göre şekillendirirken aslında kendi içindeki o kadim bilgeliği nasıl da hapis tuttuğundadır.
Korkma, hakikati arayan gözler her zaman karanlıkta daha net görür. Sadece kralların değil, o kralların ayakta durmasını sağlayan sessizlerin de hikayesini duyabilmeyi öğren. İşte o zaman, dünya masallardaki gibi basit bir yer olmaktan çıkar ve gerçek, tüm çıplaklığıyla önünde bir güneş gibi parlar.