Şöyle yanaşın bakalım, ateşin sıcaklığı yüzlerinize vursun. Kadehimdeki son damla üzüm suyunu da şöyle bir kenara bırakayım, bugün size kimden bahsedeceğim biliyor musunuz? Hani bazen başınıza bir şey gelir de "İşte bu benim yazgım!" dersiniz ya, işte o yazgının başındaki kişiden; Fatum'dan.
Eski zamanlarda, insanlar "Fatum" dediklerinde aslında ağızlarından çıkan bir "tanrı sözü"nü kastederlerdi. Latince "fari", yani konuşmak fiilinden gelir bu isim. Yani Fatum, aslında gökyüzü sakinlerinin bir kez ağzından çıkardığı ve bir daha asla geri alamadığı o değişmez karar demek. Düşünsenize, bir tanrı kelam etmiş ve o söz mühürlenmiş! İnsanlar uzun zaman onu erkek bir güç olarak düşündüler, bir nevi herkesin kendi içindeki, belki de omuz başındaki görünmez yol göstericisi... Bir "Genius" gibi, kişinin kendi alın yazısını fısıldayan bir yoldaş.
Ama zaman geçip rüzgarlar değiştikçe, Yunanlı dostlarımızın da etkisiyle bu kavram biraz renk değiştirdi. Fatum, o sert ve tekil halinden sıyrılıp "Fata" oldu; yani üç kız kardeşin, üç tanrıçanın o zarif ve gizemli dünyasına büründü. Hatta Roma sokaklarında gezinseydiniz, o üç Fata'nın taştan oyulmuş heykellerini mutlaka görürdünüz. Onlar, geleceği okuyan o bilge Sibylla’ların ta kendileriydi. İplerin birini büker, birini uzatır, diğerini de vakti geldiğinde kesiverirlerdi.
Şimdi sıkı durun, çünkü bu isim sadece kütüphanelerde tozlanmadı. Dilimizde, başka dillerde yaşamaya devam etti. Hani o masallarda kanatlarıyla süzülen, elindeki değnekle dünyayı değiştiren, Fransızların "fée" dediği o güzel periler var ya? İşte o perilerin isim kökü, ta o eski Roma'daki Fata’lara, yani kaderin o üç gizemli hanımefendisine dayanır.
Görüyor musunuz? İster erkek bir Fatus, ister üç kız kardeş olan Fata deyin; aslında her birimiz, gökyüzü sakinlerinin o kadim zamanlarda söylediği bir sözün, bir hecenin peşinden gidiyoruz. Herkesin kendi kaderi, kendi Genius’uyla beraber yürüdüğü bu uzun yolda, önemli olanın o ipleri kimin tuttuğundan ziyade, sizin o yolda nasıl yürüdüğünüz olduğunu unutmayın.
Hadi bakalım, şimdi biraz daha ateşin dibine sokulun. Yazgı dediğin, sadece bir tanrı sözü değildir; aynı zamanda senin o sözü nasıl karşıladığındır. Başka ne anlatayım size?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş insanların parşömenlere kazıdığı o ağır, sarsılmaz dediği "Kader" aslında sadece korkakların sığındığı bir limandır. Şimdi şu yorgun ihtiyarın gözlerinin içine bak, zira bugün sana, gökyüzündeki o sözde kudretli tanrıların neden sadece insanların "Fatum" dediği o ipe sarıldıklarını fısıldayacağım.
Fatum, yani o meşhur alın yazısı... Latince'de "fari" kelimesinden gelir, yani "konuşmak", "söylemek". Ama kimin sözü evlat? Bak, koca krallar, saraylarında ziyafet verirken halkın sofrasına ne düşeceğini belirlemek için bu kelimeyi bir kalkan gibi kullanırlardı. "Tanrı buyurdu, kader böyle," derlerdi. Sen sanıyor musun ki o tahtta oturan Agamemnonlar, kendi hatalarının bedelini ödememek için arkasına saklanacak bir görünmez el aramadılar? Buldular da. Adına Fatum dediler ki, kimse çıkıp da "Bu senin hırsın, bu senin kanlı seçimin!" diyemesin.
Zamanla, sistemin çarkları biraz daha değişti. Antik Yunan’ın o keskin gözlü tanrıçalarıyla harmanlanınca, bu "söz" dişi bir kimliğe büründü; Fata oldu. İnsanlar, Sibylla gibi aslında gerçekleri gören ama sistemin dilini kullanmaya zorlanan kadınları heykellere hapsedip, onları "kaderin hizmetkarları" gibi gösterdiler. Oysa onlar, sistemin o boğucu labirentinde sadece birer rehberdi, zincir değil. Hatta bugün "peri" dediğimiz o masalsı fée kelimesinin kökeni bile, bu kadim gizemden, Fata'dan gelir.
Dinle küçük zihnim, bazen hayatın sana dayatılan bir "genius"u, yani sana atanmış bir cini olduğunu söylerler. Sen doğduğunda sana bir rota çizildiğini, senin bir Fatus'un, yani erkek kaderin olduğunu fısıldarlar. Sakın kanma. Bu, senin hür iradeni, o pırıl pırıl zihnini köreltmek isteyenlerin uydurduğu bir oyundur. İnsan kendi kaderini yazabilecek güce sahipken, birilerinin gelip "Bu senin yazgın" demesi, sadece senin adımlarını yavaşlatma çabasıdır.
Şu elimdeki kupada birazcık şarap var; tadı neşeli, ama gerçeğin kendisi bazen biraz buruktur evlat. Kader denilen şey, aslında sadece senin, benim ve o unutulmuşların sessizce ördüğü bir dokumadır. Önemli olan o ipleri kimin tuttuğu değil, o iplerin senin boynuna mı dolanacağı yoksa bir yelken mi olacağıdır. Şimdi git ve kendi hikayeni, kimsenin "yazgı" diye paketleyemeyeceği kadar özgürce yazmaya başla. Otoritenin sessiz kıldığı o Fata'ların, aslında kimseye hesap vermeyen o kadim seslerini duyabilirsen, özgürsün demektir.